O gece düşündüklerimle tamamen çelişen bir rüya gördüm.
Rüyamda bir ormandaydık. Bana hiçte yabancı gelmeyen, ancak bilincim tam olarak yerinde olmadığı için daha önce gidip gitmediğimi hatırlayamadığım bir orman. Ormanın ortasında kocaman bir boşluk ve o boşluğu dolduran huzur verici bir ışık. Başta bu ışığı güneş ışığı sanmış olsam da başımı kaldırdığımda tepedeki yuvarlak ayı görüyordum ve gözlerimi kapatıyordum. Ancak orada bir şey daha vardı. Bir kurt. Kocaman, kum renginde bir kurt.
Ay ışığıyla neredeyse tüm bedeni ışıldıyordu. Korkunç olduğunu düşünüyordum belki. Ya da bir yaratık olduğunu. Ancak ona baktığımda yeryüzünde gördüğüm en asil varlık olduğunun farkına varıyordum. Kocaman görünmesine rağmen bir o kadar da dostane ve samimi olduğunu hissettiriyordu. Zararsızdı. Güvenliydi ve güvende hissettiriyordu. Bedenindeki tüylere sıkıca tutunmuş, tehlikeye karşı teslim olmuş, savunmasız, küçük bir bedene hiçbir şey yapmadığından zararsız olduğu kolayca anlaşılabilirdi. O bendim. Ona sarılmış, huzurla uyuyan bendim. Ve korkmuyordum, kaçmıyordum...
***
O ilginç ve kabul edilmesi zor gecenin sabahına uyandığımda hem öğrendiklerimin, gördüklerimin hem de rüyamın etkisiyle sersemlemiş gibiydim. Yatakta öylece oturmuş, sersemliğimi destekleyici boş bakışlarımı odada gezdirmek dışında yaptığım tek şey düşünmekti. Beynimi sıkan o kemerden kurtulmak ve sakince düşünebilmek istiyordum. Mantıklı ya da mantıksız olmasının bir önemi yoktu. Yakaladığım her düşünceye sarılabilirdim şu durumda.
Gece neredeydim? Tehlikede miydim? Ölecek miydim? Bir kurt görmüş müydüm? Seth Clearwater orada mıydı? En önemlisi Quileutelerin efsanesi doğru muydu? Seth bir kurda mı dönüşmüştü? Peki, zararlı mıydı? Bundan daha da önemlisi, tüm bunlar gerçek miydi?
Odamda kaldığım süre boyunca bu soruları cevaplandıramadım. Hepsinin cevabı tek bir soruya bağlıydı aslında. Tüm bu karışıklıktan kurtulmamı sağlayacak tek bir soru ve tek bir cevap. Duş alırken, üstümü giyinirken ve odamı toplarken bu soruyu düşündüm. Tüm bunlar gerçek miydi? Ben hayır demeyi seçtim. Bu daha kolay değil miydi? Daha az yorucuydu. İyi hissedeceğimi biliyordum. Rahatlamıştım ancak bu sandığımdan daha da kısa sürdü.
Kahvaltıya indiğimde annem ve babam alışılmışın dışında, hiç konuşmadan beni bekliyordu. Yüzlerindeki gerginliği görmemek için uykulu halime geri dönmem gerekirdi. Hatta annemin yüzü gerçek anlamda o kadar gerilmişti ki, kırışıklıklarından birazı kaybolmuştu. Okulla ilgili bir sorun olduğunu düşündüm. Notlarım bekledikleri gibi gelmemiş miydi? Başka ne olabilirdi? Hayır, geceyle hiçbir ilgisi olamazdı değil mi? Ne de olsa çoktan gerçek olmadığını kabul etmiştim.
Ben kahvaltımı bitirene kadar hiçbir şey söylemediler. Ciddi bakışları yerini beklentiye bıraktı. Dakikalar boyunca konuşmamı beklermiş gibi yüzümü incelediler. Onların ne istediğini dahi bilmezken pot kıramazdım. Yemeğimi bitirmiş, masadan kalkmaya hazırlanıyorken babam dayanamadı ve sessizliği bozdu.
"Bize söylemek istediğin bir şey var mı?"
"Hayır, yok," diye cevapladım hemen. Annem sorulara devam etti.
"Kendin söylersen bu konuşma uzamaz Bree." Onlara aval aval bakınmakla yetindim.
"Dün gece neredeydin? Dışarı mı çıktın?" diye sordu babam. Bu soru tatilimin geri kalanının bir korku filmine dönüşmesinin temel sebebiydi. Biraz önce "hayır" olarak cevaplandırdığım sorunun cevabı bir "evet" olmuştu. Kocaman ve ürkütücü bir evet.
"Nasıl bu sonuca vardınız?" Beynim tıpkı gece olduğu gibi, bir kez daha aynı gerçekle sarsılmışken söyleyebileceğim en uygun şey buydu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
KURT
WerewolfKurt'un gözleri tanıdıktı. Seth Clearwater & Bree Tanner *Alacakaranlık Hayran Kurgu* -Tamamlandı-
