Yeni bölüm sonunda geldi! Açıkçası aranızdan birileri benim dalga geçtiğimi düşünüyorsa, o kişileri yadırgamam. Muhtemelen bir çoğunuz hikayeden ümidini bile kesmişti diye düşünüyorum. Bir ara ben bile kestim ancak sürekli söylediğim gibi, hikayemi çok seviyorum ve asla yarım bırakmak gibi bir acımasızlık yapmam. Bu yüzden doğru zamanı bekledim. Çok uzun sürdü, farkındayım ancak başka türlü olsaydı, içime sinmeyecekti, bundan rahatsızlık duyacaktım.
O yüzden affınıza sığınarak hikayeyi hortlatıyorum. İyi okumalar!
***
"Merhaba baba," dedim telefona doğru sevecen bir şekilde.
Ailem büyük annemin vefat eden arkadaşı Bayan Orwell'ın cenaze işlemleri henüz bitmediği için eve dönemiyorlardı. Bunun tam da her şeyin en karışık olduğu şu dönemde işime geldiğini inkar edemezdim ancak onları özlemiştim. Kendimi burada, Seth'in yanında güvende hissediyordum ancak insan yine de ailesinin desteğine ihtiyaç duyuyordu, onlar beni pek desteklemiyor olsa da... Her şeyden bihaber olmalarına rağmen uzakta olmaları beni biraz eksik hissettiriyordu.
Babam benimkine göre biraz daha ağır bir sesle cevap verdiğinde, cenaze olayının onu biraz etkilediğini hissettim.
"Merhaba tatlım, seni çok özledik."
"Bende sizi baba,' diye cevap verdim düşük bir sesle. 'Ne zaman yola çıkıyorsunuz?"
"Bilemiyorum... Büyük anneni de almayı düşünüyoruz. Onu yalnız bırakmak iyi bir fikir değil."
Görmüyor olmasına rağmen başımı salladım.
"Elbette, bende öyle düşünüyordum."
"Tek başına idare edebiliyor musun? Seni geride bıraktığımız için o kadar berbat hissediyorum ki..."
"Sorun değil Baba, gerçekten. Her şey iyi gidiyor, önceden olduğu gibi."
Biraz yalan söylemekten zarar gelmezdi, değil mi? Hem her şey gerçekten de iyi gidiyor sayılırdı. Ortalık sakindi; tüm yeni gelişmeler dışında temelde önemsediğim her şey iyiydi. Ailem güvendeydi, Seth benimleydi ve yalnızlığı iliklerime kadar hissettiğim kasvetli günler geride kalmıştı.
"Canın sıkılıyor mu? Arkadaşlarını çağırabilirsin."
Babamın önerisi üzerine sırtım keyifle uzadı ve telefona biraz daha asılarak Seth'ten bahsetmek üzere hazırlandım.
"Erica ya da Sophia gibi mesela... Onlarla iyi anlaşıyordun değil mi?" diyerek ekleme yaptığında kelimelerin hepsi dilimin üstünden geriye doğru yuvarlandı ve babamın Seth'i aklının ucundan bile geçirmediğini fark ettim. Babam onaylasa da onaylamasa da Seth'in istediği zaman penceremden içeri süzülebileceği gerçeği beni gururlandırmıyordu ancak yine de onu kabullendiğini görmeyi çok istiyordum.
"İyi fikir, okulda sorarım o halde."
"Ve Bree, son bir şey daha," dedi babam telefonu kapatmaya hazırlanarak. "Parti vermek yok."
Ağırlığımı sağ ayağımın üstüne vererek güldüm.
"Pekâlâ, hala espri yapabiliyor olman gözlerimi yaşarttı."
Bana pürüzlü kahkahasıyla karşılık verdi ve birkaç geleneksel öğütten sonra kapattı. Cep telefonumu arka cebime attıktan sonra Rachel'a döndüm. Pencerenin kenarındaki yatakta oturmuş, dışarıya bakıyordu. Gözlerimi kısarak onun bakışlarını takip ettiğimde öylece etrafta göz gezdirmediğini fark ettim. Kocaman bir motorun yanına oturmuş Paul Lahote'yi izliyordu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
KURT
WerewolfKurt'un gözleri tanıdıktı. Seth Clearwater & Bree Tanner *Alacakaranlık Hayran Kurgu* -Tamamlandı-
