Şuraya da açıklama yazmaktan çekinen bir yazar çizelim. (İçimi dökme işini finale saklıyorum ben)
Siz yine de yorumlarınızı esirgemeyin :)
***
Eve varana kadar geçirdiğim kısa süreli yolculukta, sabah saatlerinin o canlı ışıkları bile hissettiğim pişmanlığa yardımcı olmamıştı. Neden pişman olduğumu bilmiyordum. Seth için çok önemli olan bir kararı kabullenmiştim; üstelik doğru olduğuna da inanıyordum. Yine de geri dönmek ve her şeyi unutmuş gibi onun yanında uyanmak istiyordum. Bacaklarım ise alınan karara itaat etmeye devam ediyordu. Bu ilerleyişten vazgeçmeden eve varabildiğim zaman kendimi sorumluluğunu yerine getirmiş bir çocuk gibi hissettim.
Yaptığım ilk şey ailem eve gelmeden önce, en son kablosunu çıkartıp gittiğim ev telefonunu eski haline getirmek oldu. Ardından etrafı biraz dağıttım; ne de olsa arkadaşlarımı çağırmıştım ve günlerdir evde tek olduğum için bu yapabileceğim en muhtemel şeydi. Yatağımı geceyi çalıların üstünde geçirdiğim gerçeğini saklamak üzere biraz dağıttım ve pijamalarımı giydim; Ornitorenkli olanları. Sanki bu, evrene bir mesaj gönderecekmiş gibi.
Bir süre sonra telefonum çaldı ve annem havaalanında oldukları haberini verdi. Eve geldiklerinde onları sevinç ve inandırıcı bir uykuyla karşıladım. Ne yapacağımı bilmediğim ve aklımı doğru düzgün kullanamadığım şu günlerde, onlar için hissettiğim özlemden başka bir şey düşüncelerimi dağıtamazdı.
Hepsi yorgun görünüyordu ama en çok büyükannemin ki fark edilir gibiydi. Onun üstünde yaşlılığında eşlik ettiği bir çöküntü vardı. Yine de beni gördüğünde gülümsedi.
"Breanna," dedi pürüzlü, titrek bir sesle. Onun yüksek sesle şarkılar söylediği zamanları hayal meyal hatırladığım için gülümsemem biraz kırıldı ister istemez.
"Büyükanne," dedim ona sarılırken. Geri çekildi ve beni şöyle bir süzdü.
"Benim getirdiklerimi giymişsin," dedi pijamalarımı kast ederek. Üstümdekileri giyerken aklıma o değilde Seth geldiği için biraz suçlu hissetmiştim.
"Evet," dedim gülümseyerek. "Bana güzel şeyler hatırlatıyor."
Güldü ve omzumu ovaladı yumuşak elleriyle. Ardından daha ayrıntılı konuşmak için oturma odasına geçtik.
***
Okula gitmeye devam ettim. Son günlerde yaptığım devamsızlıklardan dolayı derslerden epey kopuktum tabi ki; kendimi her zamankinden daha az ait hissediyordum. Quileuteler ile geçirdiğim birkaç günün ardından, diğer insanlar yabancılaşmıştı. Leah Clearwater'ı bile özlüyordum. Neredeyse hiç konuşmamasına rağmen... Annemin bahsettiği şu 'kötü etkilenme' olayı komik bir şekilde etkilerini üstümde gösteriyor gibiydi.
Kafeteryadan içeri girdiğimde elimde olmadan bir isteksizlik hissettim. Dünya üzerindeki en berbat, en can sıkıcı hislerden biride buydu bence. Bir yerde bulunmayı istememenize rağmen buna zorunluysanız, asla geri gelmeyecek olan zamanlarınızın sizden izinsiz harcandığını hissederdiniz.
Sophia bana yarım ağız gülümsediğinde, devamsızlıklarımın onunda ilgisini çektiğini fark ettim. Buna rağmen normal bir durummuş gibi yanına oturdum.
"Merhaba," dedi ince sesiyle. "Ortalarda görünmüyordun."
Başından beri planladığım yalanı ortaya sürdüm hemen.
"Büyükannemin bir yakını vefat etti. Onun yanında olmak için birkaç günlüğüne uzaklaşmak zorunda kaldık."
Başını anlayışla salladıktan sonra bana doğru eğildi ve biraz çekinerek konuştu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
KURT
Hombres LoboKurt'un gözleri tanıdıktı. Seth Clearwater & Bree Tanner *Alacakaranlık Hayran Kurgu* -Tamamlandı-
