8.BÖLÜM - EVET, ÖYLE

12.3K 712 90
                                        

Ertesi gün yatağımdan kalktığımda ilk işim gökyüzüne bakmak oldu. Büyük, kalın bulutlar arasından yükselen canlı güneşi görebiliyordum. Bu yüzden mutlu bir şekilde yatağımdan çıktım ve iyi bir duş aldım. Üstümü giyinmeden önce kahvaltımı yaptım ve babamın barbeküyü temizlemesini izledim. Annem muhtemelen alışverişe gitmişti çünkü arabası park yerinde değildi.

Mısır gevreğini bitirdikten sonra hemen masadan kalktım ve hazırlanmak için odama çıktım. Dün okuldan geldiğim anda dolabımdaki yazlık bluzları rahatça ulaşabileceğim bir yere yerleştirdiğimden giyeceklerimi seçmekte çok zorlanmadım. Üstüme açık çelik mavisi bir tişörtle kahverengi bir gömlek giydim. Hava sıcak olduğu için gömleğimin önünü açık bıraktım. Kot pantolonumu da giyindikten sonra bir kitap seçmek için kitaplığıma doğru ilerledim. Açıkçası Seth'in ona kitap okumam konusunda ciddi olduğundan emin değildim. Eğer şaka yapmıyorsa, bu biraz garip olacaktı.

Sonunda 'Şeker Portakalı' kitabında karar kıldım. İnce bir kitap olduğu için olaylar daha hızlı ilerliyordu. Bu yüzden sıkılma ihtimalimizin az olduğunu düşünüyordum. Kitabı koltuk altıma yerleştirdim ve bahçeye indim.

Annem beni görünce ilk olarak kıyafetlerimi incelemeye başladı.

"Hayatım bunlar yeni. Barbekü için daha uygun bir şey giysen olmaz mı?"

Kaçma işi içime sinmediğinden ona doğruyu söylemeye karar verdim.

"Aslında ben başka bir yere gideceğim anne," diye söyleyiverdim.

"Ne demek istediğini anlayamadım," dedi kaşlarını çatarak.

"Muhtemelen sadece iş konuşacaklar. Sıkılacağımı biliyorum. Sende sıkıcı olduğunu biliyorsun. Hafta sonumu daha iyi değerlendirmek istiyorum," diye itiraf ettim.

"Babana söylesen daha iyi olurdu," dedi. Beklediğimden daha anlayışlı gözüküyordu.

"Onu rahatsız etmek istemedim. Zaten çok meşgul olacak."

"O halde nereye gittiğini bilmeliyim." Kaşlarını kaldırdı. "Ve kiminle gittiğini."

"Seth Clearwater." Annemin Seth'i tanıyor olması beni birçok açıklamadan kurtarmıştı.

"Hiç şaşırmadım."

"Bu çevreden fazla uzaklaşmayacağız. Belki Barbekü partisi bitmeden önce gelirim. Olur mu?"

"Peki. Babanın bunu dert edeceğini sanmıyorum. İyi eğlenceler," dedi ve yanağıma bir öpücük kondurdu. Rahatlamanın verdiği mutlulukla annemin yanından ayrıldım ve bir köşede oturup beklemeye başladım. Biraz sonra beklerken Şeker Portakalı kitabından birkaç sayfa okumaya karar verdim.

Babamın arkadaşları gelmeye başladığında kamyonet sesine benzer bir ses duydum ve kitabımla beraber dışarı fırladım. Gelen bir kamyonet değildi. Hatta bir araba bile yoktu. Bunların yerine bir motosiklet vardı. Ve bir de Seth Clearwater.

Siyah saçları her zaman olduğu gibi özenle taranmıştı. Üzerinde ise beyaz bir tişört ve siyah bir kot pantolon vardı. Tüm bu görüntü motosiklet ile birleştiğinde onun kötü çocuk olduğu düşünülebilirdi ancak küçük yüzü ve küçük gözlerine bakıldığında bu tamamen bir yanılgıdan ibaretti.

"Merhaba," dedim onun yanına yaklaşırken.

"Merhaba," diye cevap verdi. Mutlu olduğunu görebiliyordum. Gözleri kısılmış, ince bir çizgi almıştı. Gamzesi ise saymak zorunda kalmayacağım kadar uzun süredir (birkaç dakika benim için uzun bir süreydi) oradaydı.

"Motosikletin olduğunu bilmiyordum."

"Yalnızca güneşli günlerde kullanıyorum."

"Ona binmeyeceğiz değil mi?" dedim titrek ve ürkek sesimle. Daha sonra bunu söylediğim için biraz pişmanlık hissettim. Bir şeyler söyleyip durumu kurtarmak için ağzımı açacaktım ancak o gülmeye başlayınca susmayı tercih ettim.

KURTBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin