|3 Bölüm: Başmelek|

534 71 13
                                    

Kusma isteğinden kurtulur kurtulmaz ilk
Lonca'yı aramak oldu. "Minho ile konuşmam lazım." dedi sekretere.

"Üzgünüm. Yöneticimiz ofisten çıktı."

Kyungsoo telefonu kapatıp Minho'nun ev hattını aradı.

Adam telefonu daha yarım çalışta açtı. "Eh, bugün sen­den bir telefon geleceğini nereden anladım acaba?"

Kyungsoo telefonu sıkarak tutuyordu. "Minho, lütfen bana bir göz yanılsaması yaşadığımı ve beni başmelekle çalışmak için görevlendirmediğini söyle."

"Eee... şey..." Minhoo, tüm Seul Devlet­
çapındaki Loncaların Yöneticisi ve genel anlamda çetin ceviz Minho, birdenbire gergin bir yeniyetme genç oğlan gibi konuştu. "Uf Kyungsoo ya, sanki hayır deme şansım vardı da."

"Ne yapardı, seni öldürür müydü?"

"Muhtemelen," diye mırıldandı Minho. "Yolladığı vampir elçi üstüne basa basa seni istediğini belirtti. Ve reddedil­meye alışkın olmadığını."

"Hayır demeye mi çalıştın?"

"Ben senin en yakın arkadaşınım. O kadarcık da güven bana."

Kyunbsoo mindere arkasını yaslayıp Kule'ye doğru bakış attı. "İş neymiş peki?"

"Bilmiyorum." Minho yumuşacık, şımarık sesler çıkarma­ya başladı. "Merak etme, seni sakinleştirmek için beyhude yere nefes harcamıyorum. Bebek uyandı da. Sen ne şeker şeysin öyle?" Havaya öpücük yollama sesleri duyuldu.

Kyungsoo hâlâ Minho'nun evlendiğine inanamıyordu. Bir de baba olduğuna.

"Minik ben nasıl?"

Minho oğluna Teo Kyungsoo adını vermişti. Kyungsoo ilk öğrendiğinde bir bebek gibi zırlamadıysa ne olsundu.

"Umarım canına okuyordur."

"Babasını çok sever o." Biraz daha öpücük sesi geldi. "Ayrıca birkaç metre uzasın, seni minik ben yapacakmış. O ve Douglas tencere kapak oldular."

Kyungsoo insanların arkasından habersizce gelip salyasını akıtan canavar köpeğin adını duyunca kahkaha attı.

"Sevdiceğin nerede? Mina bebek ile ilgilenmeyi seviyor sanmıştım."

"Seviyor."

Minho'nun gülüşü telefon hattının arasından bile belirgindi ve Kyungsoo'nun içinde bir şey fena halde tı­kandı. Minho'nun mutluluğunu çekemiyor değildi ya da karısında gözü falan yoktu. Hayır, daha derin bir histi, zamanın parmaklarının arasından kayıp gittiği duygusuy­du bu. Son bir yıldır, arkadaşlarının hayatın bir sonraki ev­resine geçtikleri, Kyungsoo'nun ise arafta kaldığı, kimseye bağı olmayan, yirmi sekiz yaşında, köksüz bir vampir avcısı olduğu iyice bariz ortaya çıkmıştı.

Minho, acil bir avlanma dürtüsü haricinde, okla yayını bırakmış ve Lonca'daki en kritik masabaşı işe geçmişti. Ölümcül yetenekli vampir izi süren karısı, avcı aletleri üretme (ve bebek doğurup bakma) işine girmişti ve halimden memnunum diye bağıran ağzı kulaklarında bir suratla geziyordu. Of be, Jisoo bile son iki aydır aynı yatak arkadaşıyla birlikteydi.

"Hey, Kyungsoo, uyudun mu ne yaptın?" diye sordu Minho, bebeğin mutlu gülücükleri arasında. "Başmeleğinle ilgili hayallere mi daldın?"

"Daha çok kâbuslara diyelim," diye mırıldandı Kyungsoo, Kule'nin çatısına inen bir melek görüp gözlerini kısarak bakarken. İnişini yumuşatmak için kanatlarının yavaşla­dığını görünce Kyungsoo'nun yüreği hop etti. "Bana Mina'yı anlatmayı tamamlamadın. Neden bebek görevinde değil?"

Angel's Blood||KaiSooHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin