Kyungsoo, Han nehrinde oturup etrafı seyretti. Buraya kafasını toplamaya gelmişti ama pek faydalı olmuyordu. Tek düşündüğü, ördekler rüya görüyor muydu sorusuydu. Görmediklerine kanaat getirdi. Bir ördek ne rüyası görecekti ki? Taze ekmek, ördekler hangi cehenneme gidiyorsa oraya güzel bir uçuş.
Uçuş.
Zihninde hafızasından bazı enstantaneler canlanırken nefesi tıkandı; güzel, ucu altına bulanmış kanatlar, güçle dolu gözler, melek tozunun pırıltısı.
Kyungsoo görüntüleri silme çabasıyla avucunun dibini gözlerine bastırdı. İşe yaramadı. Adeta Jongin, Kyungsoo'nun kafasına, tam da düşünmek istemediği şeylerin resimlerini savuran kahrolası bir bilinçaltı fikri sokmuş gibiydi. Kyungsoo bunu yanına bırakmazdı ama Jongin'in onunla o kadar derinden uğraşmaya vakti olmamıştı. Jongin ona başarısız olma dedikten bir dakika
sonra Kyungsoo oradan uzamıştı.Ne tuhaftır ki, Jongin de gitmesine izin vermişti.
Homurdandı.
Belki de Kyungsoo yeterince uzun süre göğe bakarsa, gözlerinin önünden bir türlü gitmeyen kanatları unuturdu. Mesela şimdiki gibi. Maviyi beyaz-altına dönüştürerek Kyungsoo'nun görüş açısının önünde açıldılar Kyungsoo kaşlarını çatarak bu illüzyonun gerisini görmeye çalıştı. Ucu altına batırılmış, mükemmel tüyler belirdi.
Kalbi, göğsünün içinde avlanmış bir tavşan gibi oldu, fakat Kyungsoo'nun şaşırmaya hali yoktu.
"Beni takip ettin."
"Tek başına vakit geçirmeye ihtiyacın vardı sanki."
"Şu kanadı indirebilir misin?" diye kibarca sordu Kyungsoo. "Manzaramı kapatıyorsun."
Kanat yumuşak bir hışırtıyla katlandı, Kyungsoo bu sesi kanat dışında bir şeyle özdeşleştiremeyeceğini anladı. Jongin'in kanadı dışında hatta.
"Suratıma bakmayacak mısın, Kyungsoo?"
"Hayır." Kyungsoo yukarıyı seyretmeye devam etti. "Sana bakınca her şey karman çorman oluyor."
"Bakışımdan kaçmak sana bir şey kazandırmaz."
"Hiç sanmıyorum," dedi Kyungsoo yumuşakça, öfkesi gırtlağında bir kor gibi yanarak. "İstediğini böyle mi elde ediyorsun, insanları ayağına kapandırıp sana tapmaya zorlayarak?"
Sessizlik. Ardından açılıp çat diye birleşen kanatların sesi.
"Canlarını tüketiyorsun."
Elena dönüp şöyle bir bakıverdi. Jongin suyun kenarında dikiliyordu ama vücudu Kyungsoo'ya dönüktü, o imkânsız güzelliktei gözler gece yarısı tonlarına dönüş müştü.
"Hey, ben zaten öleceğim." Bir insana yiğitlik veriyordu bu. "Kendin dedin, canın ne zaman isterse, zihninle ağzıma sıçabilirsin. Küçük hilelerinden en ufağı budur diye tahmin ediyorum. Doğru mu?"
Jongin asilce başını salladı, fırsatçı bir güneş ışını altında göz kamaştırıcı güzellikteydi.
Karanlık bir tanrı.
Kyungsoo bu düşüncenin ona has olduğunun bilincindeydi. Çünkü Jongin'de onu iten şey tam da onu çeken şeydi. Güç. Karşısındaki, alaşağı edip kazanmayı umamayacağı bir adamdı. Jongin onu sinirlendirse de, Kyungsoo'nun ateşli yanı bu tarz güce bayılıyordu.
"Yani sen bunları yapabiliyorsan, diğer herif nelere kadir?" Jongin'in erotik baştan çıkarıcı yüzünden gözlerini kaçırıp ördeklere döndü. "Yüz metre yakınına gelemeden kıymaya dönerim."

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Angel's Blood||KaiSoo
FanficTehlikeli bir yakışıklılığa sahip Seul başmeleği Jongin, vampir avcısı Kyungsoo'ya bir iş teklifi etmişti.