Jongin onu babasının ofisine uçurdu ve izleyen birileri olsaydı, bakana küçük dilini yutturacak bir zarafetle sokağa indi. Fakat kuşlar dışında kimsenin ortalıkta olmayacağı kadar erken bir saatti, özellikle de bu mahallede.
Yere iner inmez koku Kyungsoo'num burnuna çarptı. Artık tanıdık asit kokusuna taze kanın kalın yoğunluğu sinmişti.
"Felix," dedi Kyungsoo, Jongin'le basamakları çıkarlarken. "İzini sürdüğümü biliyor."
Jongin sokağa göz gezdirdi. "Ya senin olaya dahil olduğundan haberi olan birini beyninden etti ya da seni kovalamacadayken gördü."
"Görünmezlik büyüsü."
Kyungsoo dudaklarını büzüp babasının ona açık bırakacağını söylediği kapıyı iterek açtı.
"In-Guk çalışma odasında. Cesedin üst kattaki dairede olduğunu söyledi."
Kyungsoo'nun hep babasının ofisinin bir
uzantısı olarak kullanıldığını düşündüğü dairede. Doğruca yukarı çıktılar. Kyungsoo tam kapıyı iterek açacaktı ki, Hyeri'yi hatırladı. Güzel yüzlü, parfümüne vampir kokusu karışmış, kusursuz giyimli kadın."Kahretsin."
Yürümeye devam etti.
Oturma odasında kimse yoktu. Kyungsoo, ancak onu Felix'e götürecek bir kanıtın üstüne basmayacağından emin olduktan sonra halının üstünde yürüyüp kokuyu takip etti ve bir yatak odasına açılan kapıya ulaştı. Kadın aynı In-Guk'un tasvir ettiği şekilde yatıyordu. Sanki birisi otopsi yapmaya başlamış ve tam ortasında kalmıştı. Göğsü kırılıp açılarak iç organları ortaya serilmişti ve kaburgalarının üstünden deri parçaları sarkıyordu.
Fakat Kyungsoo'nun kapının eşiğinde donakalmasına sebep olan bu değildi aslında. Kadın Hyeri değildi. Çok tanıdık birisine benziyordu.
Kyungsoo yumruklarını sıktı.
"Kesinlikle Felix'miş." Dişlerini sıkarak açıkladı. "Kokuyu takip edeceğim."
Tam Jongin'i iterek geçecekti ki başmelek kolunu yakaladı. "Babana kızdın diye saçma sapan hareketler yapma."
"Kızgın değilim." Kyungsoo'nun duyguları, anlayamadığı kaotik bir karışımdı. "Anneme benziyor," diye yumurtladı.
Solgun bir kopya, bozuk bir imitasyondu. Fakat In-Guk'un yeni karısının narin zarafetine sahip değildi.
"Babanın metresiydi."
"Biliyor muydun?"
Tabii ki biliyordu, Onlar Meclisi içini dışını araştırıp soruşturmadığı kimseye güvenmezdi.
"Boşver. Konu babam değil; Felix artık benimle bağlantısı olanları avlamaya başladı. Bizim peşimizde."
Jongin kolunu bırakıp yatak odasına girdi. "Baban ilk geldiğinde cesedin sıcak olduğunu mu söyledi?"
Kyungsoo kısacık bir hareketle başını sallayarak onayladı, vücudunun tüm parçalarının uyumunun bozulduğunu
hissediyordu. "Nabzını yoklamış." Tanrı bilir neden."Demek ki Felix yakın zamanda ortaya çıkmış. Muhtemelen en fazla iki saat önce."
"Ondan kan aldığına inanmıyorum. Ölümüne sebep olan izler dışında başka işaret yok."
"Büyük ihtimal hâlâ gırtlağına kadar toktur."
Kyungsoo çığlık çığlığa bağırmanın kıyısındayken nasıl hâlâ bu kadar sakin konuşabildiğine inanamıyordu. In-Guk, onunla Lia'nın, annelerinin ölümünden sonra bile ondan bahsetmelerini yasaklamış, yine de kendisi bu kadını, Kyungsoo'nun annesinin gölgesini almış, yanında tutmuştu. Ancak In-Guk'un iki yüzlülüğü bu zavallı, işkence görmüş yabancının suçu değildi. Katili, Meclis'in kendi içlerinden çıkan biri için uygun gördükleri adaletten nasibini almalıydı.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Angel's Blood||KaiSoo
FanfictionTehlikeli bir yakışıklılığa sahip Seul başmeleği Jongin, vampir avcısı Kyungsoo'ya bir iş teklifi etmişti.