Kyungsoo, Kule nin kapısından çıkıp bekleyen taksiye aldırmaksızın yürümeye devam etti. İçinde kor olmuş, yoğun, derin, hayatı boyunca hissettiği her şeyden daha ölümcül bir öfke sinir uçlarında yangın gibiydi, hem acı veriyor hem de onu hayatta tutuyor, ilerlemesini sağlıyordu.
Piç, baş belası piç!
Tanıdık bir koku duyup elinde bıçağıyla topuğunun üstünde döndü. "Eve git, vampir." Sesi ergimiş öfkeydi.
Minhyuk saraylılar gibi reverans yaptı. "Lordumun dileği başımın üstünedir. Fakat maalesef..." doğruldu ve güneş gözlüğü, Kyungsoo'nun sinirli suratını yansıttı, "başka emir aldım."
"Efendinin her emrini yerine getirir misin?"
Minhyuk'un dudakları incecik oldu. "Ben sadakatimden dolayı Jongin'in yanındayım."
"Evet, tabii. Küçük bir yavru köpek misali." Kyungsoo kan akıtma havasına girip tırnaklarını avuçlarına bastırdı. "Senden istediği zaman da küçük bir yavru köpek gibi iki ayak üstünde durup yalvarıyor musun?"
Minhyuk birdenbire önüne dikildi, o kadar hızlı hareket etmişti ki, Kyungsoo nefes bile alamadan bıçağına yapışmıştı. "Sakın sabrımı zorlama avcı. Jongin'in güvenlik güçlerinin başıyım. Bana kalsaydı, zincirlerin ucundan sallanıyor, etin kemiklerinden parça parça sıyırılırken canhıraş çığlıklar atıyor olurdun."
"Jongin sana koku oyununu bırakmanı söylemedi mi?" Kyungsoo kolundan çıkardığı bıçağı indirip daha zayıf elinin avucuna koydu. Daha zayıf ama zayıf değil. Her avcı iki eliyle de savaşabilirdi.
"O dün geceydi." Minhyuk iyice sokulurken yüzünde müthiş bir ciddiyet, kıvrık dudaklarında acımasız bir ifade gizliydi. "Bugün, muhtemelen sana çok ama çok sinirlenmiştir. Çaktırmadan bir ısırık almamda sakınca görmez." Minhyuk bilerek ağzının içini gösterince vampir dişleri parladı.
"Burada, sokağın ortasında mı?" diye sordu Kyungsoo.
Minhyuk etrafına şöyle bir bakma zahmetine bile girmedi. "Başmelek Kulesi yakınındayız. Sokaklar bize ait."
"Ama..." Kyungsoo gülümsedi, "Ben. Asla. Değilim!" Bıçağını çekip vampirin boynuna bir çizik attı.
Atardamardan kan fışkırdı, ancak Kyungso üstüne bulaşmaması için çoktan kenara çekilmişti. Minhyuk boynunu tutup dizlerinin üstüne çöktü, güneş gözlüğü düşüp kıvılcımlar çakan gözleri ortaya çıktı. Kyungsoo o gözlerde kendi ölüm fermanını okudu.
"Bebek gibi davranma," diye mırıldandı, bıçağı çimenlere sürüp temizledikten sonra kılıfına geri koyarken. "Senin yaşında bir vampirin on dakikada iyileşeceğini ikimiz de biliyoruz." Şiddetli bir vampir kokusu tüm duyularına
çarptı. "İşte hizmetlilerin sana yardıma koşuyor. Konuştuğumuza sevindim, Minhyuk'cuğum.""Orospu çocuğu." Sesi ıslak bir guruldama şeklinde çıkmıştı.
"Sağ ol."
Minhyuk sahiden de gülümsedi, sert, ölümcül, cehennem kadar korkunç. "Orospu çocuklarını severim." Sözcükler netleşmeye başlıyordu, iyileşme süreci Kyungsoo'nun tahmininden de
süratliydi."Sevindim. Aynaya baktığında kendinden nefret etmemen güzel bir şey."
Sıçtı.
Minhyuk'a sırtını dönüp koştu Kyungsoo. Vampir iyileşir iyileşmez peşine düşecekti. Şu anda öldürülmekten çok aklını yitirecek derecede baştan çıkarılmaktan korkuyordu. Vampir belki arzularla içini titretebilirdi ama, Kyungsoo onu istemiyordu. Vampirin kime efendim dediği göz önüne alınırsa hiç şaşırtıcı değildi aslında.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Angel's Blood||KaiSoo
FanfictionTehlikeli bir yakışıklılığa sahip Seul başmeleği Jongin, vampir avcısı Kyungsoo'ya bir iş teklifi etmişti.