Üç ay sonra Jongin, Onlar Meclisi toplantısında yerini almak üzere içeri yürüyünce hayretten herkesin ağzı açık
kaldı. Ölümsüzler bile onu silmişti anlaşılan. Jongin koltuğuna oturup kollarını gevşekçe iki yana koydu."Duyduğuma göre, benim bölgemi nasıl paylaşacağınızı tartışıyormuşsunuz."
İlk toparlanan Yugyeom oldu. "Hayır, tabii ki hayır. Felix'in yerine kimin geçeceğinden bahsediyorduk."
Jonfin gülümseyerek yalanı boş verdi.
"Tabii."
"Onu durdurmada çok başarılıydın," dedi Hwall.
San da başıyla onayladı. "Bu kadar uluorta bir son yaşanması yazık oldu. Faniler bir süre, senin bölgende yaşanan kayıpların sebebi oydu diye tahminler yürüttü, akışı nasıl tersine çevirdin?"
"Etrafımda iyi insanlar var."
'Bobby'i yaftalamak Zehir'in fikriydi. Mükemmel düşmüş adamın resmiydi ve mide bulandırıcı işkence düşkünlüğü göz önüne alınınca, kimse adını karalamaktan çekinmedi. Birkaç yargısal ima, Bobby'nin sadist eğilimleri ve Kore'ye girdiğini kanıtlayan belgeler yetmiş de artmıştı bile.
Dünya, insanlar, vampirler ve melekler, hiç kimse bir başmeleğin katile dönüştüğüne inanmak istememişti
İki başmelek arasındaki savaşı kabul edebilirlerdi; çoğu bölgenin hâkimiyeti üstüne bir dövüş olduğunu sanmıştı, Jongin bu mantıkla mutluydu. Felix'i bir katil olarak görmek insanlara fazla ağır gelir, tanıdıkları dünyanın dokusunda kökten bir fark yaratırdı.
San ofladı ve Hwall kafa salladı
Konuşan Yamashi oldu. "Seni gördüğümüze sevindik Jongin."
Ciddi olduğunu düşündü Jongin. O yüzden ufak bir baş selamı verdi. Yamashi gülümsedi, bu güzel tebessümü ne kraliyetlerin düşmesine sebep olmuştu. Ancak Jongin kalbini bir ölümlüye verdiğinden hiçbir şey hissetmedi.
"Demek sırada yerine geçecek kişiyi tartışıyorsunuz?"
"Daha doğrusu," diye belirtti Key, "birisinin bulunmayışını. Hepimizin bildiği gibi bir aday var, yakında baş melek olabilir. Ama henüz değil."
"Ayrıca Felix'in bölgesinin de yönetilmeye ihtiyacı var."
Jimin, dairenin diğer tarafından Jongin'in gözlerinin içine baktığında bakışında Jongin'in çok iyi anladığı, hain bir ışık çaktı.
Fakat başmeleğin tek söylediği, "Ben işin bir kısmını üstlenebilirim ama kendi topraklarımda yeterince meşgulüm zaten," oldu.
"Çok yüce gönüllüsün, Jimin," diye mırıldandı Yugyeom, inceden bir alaycılıkla. "Toprak doyumsuzluğunun bir sonu yok mu?"
Jimin'in gözlerinde kıvılcımlar çaktı. "Herhalde sen hiç ilgilenmiyorsun o zaman?"
İşte böylece başladı, teklifler ve hakaretler, ittifaklar ve muhalif fikirler. Sadece Jongin ve yanında oturan Youngjae bu laflara katılmadı. Youngjae onun yerine, solgun narin parmaklarıyla Jongin'in koluna dokundu.
"Felix ve sen, ölmeden önce çok konuştunuz mu?"
"Hayır. Konuşulacak halde değildi hiç."
"Yazık." Youngjae elini tekrar kendi koltuğunun kol koyma yerine getirdi. "Toksine uzun süre maruz kalmanın belli belirsiz etkileri hakkında daha fazla bilgi almak isterdim."
Jongin tek kaşını kaldırdı. "Ciddi değilsin herhalde?"
Etraflarında devam eden tartışmaların seslerine karışıp karambole giden bir kahkaha attı Youngjae. "Hayır, akıl sağlığıma değer veriyorum."

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Angel's Blood||KaiSoo
FanficTehlikeli bir yakışıklılığa sahip Seul başmeleği Jongin, vampir avcısı Kyungsoo'ya bir iş teklifi etmişti.