Jimin'in malikânesinin güzellik ve zarafetle dolu bir mekân olduğunu gören Kyungsoo hiç şaşırmadı. Başmelek belki iki yüzlünün tekiydi ama yok yere asırlardır sanatçılara ilham kaynağı değildi.
"İşte... hediyeyi burada bulduk," diye anlattı vampir muhafız, kan lekeli bir çimenliği göstererek.
Diğer vampirin varlığına rağmen asit tadı burada keskindi. Ya Felix kendi kanını kalplerle karıştırmıştı ya da çimenliğe kendi inmişti. Yüzsüzlük... ve korkunçluk diye
buna denirdi."Birinci derece alanın yakınından çekilir misin?"
Adam kısaca başını salladı ama hiç kıpırdamadı. "Bir keresinde ben de avlandım."
Kyungsoo kafasını kaldırıp bakınca Jongin ve Jimin'in çimenliğe nazır, yüksek bir balkonda konuştuğunu gördü ve acaba yanındaki serseme bir tane geçirip bayıltsa diğer melek bir şey der miydi diye merak etti, bu zırvalarla uğraşmaya vakti yoktu Kyungsoo'nun.
"Hâlâ buradaysan demek.."
"Efendim sırtımdaki deriyi yüzüp çanta yaptırdı."
Kyungsoo bu bilginin, meleklerin cennetten inme olduklarına inanan akıma ne kadar uyduğunu merak etti. "Yine de hâlâ ona hizmet ediyorsun."
Tam da kaltak meleğin yapacağı bir hareket gibiydi bu.
Vampir dişlerini göstererek gülümsedi. "Çok güzel bir çantaydı."
Sonra yürüyüp gitti. Özellikle bu başmeleğe karşı arkasını kollaması gerektiğini düşündü: Jimin ona yüzyıllar boyu daha neler yapmışsa, vampir artık her şeyiyle orada değildi.
"Ölümsüzlüğün çok fazla olumsuz yanı var," diye mırıldadı.
Bakışları tekrar kanlı çimenlere kaydı. Kyungsoo çömelip kokuyu teyit etti, sonra da gittikçe büyüyen daireler çizerek yürüdü. Felix'in kokusu çevreyi bir battaniye gibi kaplamıştı. Başmelek kesinlikle yere değmişti, Jimin'in muhafızları her şeyden habersiz dururken görünmezlik pelerini altında dikilmişti. Kyungsoo ona rastlamaktan korkuyordu, fakat koku her ne kadar baskın olsa da, başmelek etraftayken duyacağı kadar güçlü değildi. Hemen ardından merak etti,
diğer başmelekler, görünmezlik büyüsü altındaki kardeşlerini sezebilir miydi?Eğer sezemezlerse, Jimin'in neden hortlak görmüşe döndüğü belliydi. Kokunun özellikle çimenlerin kenar kısımlarında yoğunlaşması hiç şaşırtıcı değildi. Kyungsoo kafasını kaldırıp bakınca üçüncü kattaki sıra sıra pencerelerin tam karşısında olduğunu fark etti. Jimin'in yatak odası da tam ortadaki pencereydi. Eğer sıradan bir av olsaydı, Kyungsoo'nun şu anda ağzı kulaklarına varmıştı. Bu kadar çabuk iz bulması sonucu, avını güneş batmadan yere mıhlamış olurdu. Fakat vampirler uçamazdı. Yine de, diye gözlerini kısarak düşündü Kyungsoo, artık Felix'in yumuşak noktasını biliyordu.
Jimin'e doğru mecburi çekimi, avlanma mekânını kısıtlayacak demekti. Kyungsoo tekrar kafasını kaldırdı, tam odaklanmış avcı zihnine geçmişti. Jimin'in hareketlerinin bir haritasına ihtiyacı vardı ki, Jongin almaya söz vermişti.
Jongin, Kyungsoo'num sistemli bir araştırma yaparak gitgide uzaklaştığının bilincindeydi. Jimin'in en sevdiği muhafız Raul'u gözüyle takip etti. Raul, Jimin ona ne derse yapardı; Kyungsoo'num, onun koruması altında oluşu vampir için bir şey değiştirmezdi... Gerçi Jongin muhtemelen yaralandıktan sonra iyileşir iyileşmez onu öldürmeliydi. Çünkü eğer Youngjae haklıysa, Kyungsoo onun ölümcül zafiyetiydi.
Ölüm, Jongin'in asırlardır aklından geçirmediği bir kavramdı. Ancak Kyungsoo onu bir parça ölümlü kılmıştı. Raul, Kyungsoo'nun boğazını yırtarsa, Elena ölürdü. Jimin de böyle bir emir verebilecek kadar kaprisliydi. Jongin'in , bir fani uğruna savaş açmayacağını biliyordu.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Angel's Blood||KaiSoo
FanfictionTehlikeli bir yakışıklılığa sahip Seul başmeleği Jongin, vampir avcısı Kyungsoo'ya bir iş teklifi etmişti.