Aşeka, bir ağacın veya bir başka bitkinin yanında topraktan çıkar ve ona sarılmaya başlarmış. Sarıldıkça o ağacın gövdesine yapışır ve zamanla o ağacın gövdesinde erir ve ağacın gövdesinde kaybolup gidermiş. Bazen de sarıldığı ağacı öyle sarar sarma...
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
En sevdiğin de gidermiş bir gün. Her an vedaya hazır olmalıydı insan. Kendimi aniden boşluğun içinde bulmuştum. Sevdiğim, güvendiğim insan terk etmişti beni. Hani seviyordu? Bu nasıl sevmekti? Nerede hata yapmıştım, neyi eksik yapmıştım? Ne zorluk vardı da kaçmıştı?
Kabullenemiyordum. Beni bıraktığını, terk ettiğini kabullenmek istemiyordum. Ben en son Yiğit’e sığınmıştım, ev, yuva diye ona gelmiştim. O evden kapı dışarı edilip, bir başıma kalmıştım.
“Hadi güzelim bir kaşık daha.” diyen Ayvaz abim ile iç çektim. Yemeğimi yediriyordu. Daha doğrusu o yedirmeye çalışıyor, bende yememek için direniyordum. İştahım kesilmiş, canım hiçbir şey istemiyordu. “Bitti bebeğim.” dediğinde uzandım. Ağlamaya başladığımda yüzümü saklamaya çalıştım. Ayvaz abim beni kendine çekip sarıldı. “Ağla, atma içine.” dediğinde hıçkırıklara boğulmuş, içimdeki acıları kusmuştum. “Gelmedi değil mi? Bugün de gelmedi?” diye sorduğumda sessiz kalmıştı. Gelmemişti, Yiğit bugün de gelmemişti. Neden gitmişti ki? Karşısına geçip gözlerinin içine bakarak sormak istiyordum. Neden bıraktın bizi diye haykırmak istiyordum. Nasıl kıydın bize?
En çok kıyamam diyen kıyıyordu. ‘Abi, hastanenin çatısına çıkarsana beni.” dediğimde “Ne?” dedi şaşırmış sesiyle. “Çıkar lütfen.” dediğimde beni kucağına almıştı. Yürümeye başladığında “Papatyaları da alır mısın?” deyip başımı göğsüne yasladım. “Aldım.” deyip ilerlemeye başladı. “Solmuşlar mı?” diye sorduğumda “Evet,” dedi. “Solmuşlar.” 🌱 Çatıya çıkmış avucumun içindeki papatyaları sıkıyordum. “Aşağı atmak istiyorum. Yardım eder misin?” dediğimde ilerletip “Ellerini uzatıp, açarsan aşağı düşecekler.” dediğinde gözlerim yanmaya başlamıştı. “Korkak!” diye bağırdım. “Sen gördüğüm en korkak insansın!” Avucumu açıp papatyaları serbest bıraktım. Ellerim kanıyordu, kalbim un ufak oluyordu. “Ellerim kanıyor,” dediğimde abim beni kucağına almıştı. “Gözlerim görmüyor ama her yer kan içinde kaldı.” deyip ağlamaya başladım. “Papatyalar öldü. Tıpkı benim gibi onlar da öldü. Yaşatamadı. Ne beni, ne de onu yaşatamadı.” Odaya tekrar geri döndüğümüzde uykuya sığındım yine.
Alevlerin arasında bana bakarak "Çoktan kül olmadıkmı zaten?!" diye bağırdı. "Biz çoktan yandık. Bunlar papatya değil kül." dediğinde papatyalargitmiş yerini küller doldurmuştu.
Avucuna kül alıp "Yandıkböyle. Parçamız kalmayana dek yandık. Un ufak olduk, ziyan olduk." deyipağlamayabaşladı.
Gözyaşları yere düştükçe küller tekrar yanmaya başlamıştı.
"Neden gittin? Neden bıraktın beni?"
"Ben seni bırakmadım!" diye bağırdı. "Aldılar seni benden, ayırdılar bizi!"