16 : mendil.

852 126 58
                                    

"yoksa sen ağlıyor musun?" yachi gülerek hinata'ya bakarken hinata dolan gözlerini sildi.

"tabloların her biri harika." dedi titrek bir sesle. "ve ortam... atmosfer o kadar güzel ki, şuraya oturup ağlamak istiyorum." yachi tebessüm etti. geldiği ilk sergiyi hatırlıyordu da, hinata'dan çok da farklı değildi. büyülenmiş gibiydi.

"oh, kageyama-san." orta yaşlı bir adam yachi'ye yaklaşıp nazikçe elini uzattığında yachi adamın elini iki eliyle tutup hafifçe eğilerek saygısını belirtti. "gelmenize çok sevindim. tablolarım hakkında ne düşünüyorsunuz?"

"büyüleyiciler nakamoto-san. gerçekten büyüleyiciler. salona girdiğim ilk andan beri ne kadar güzel olduklarını düşünüp duruyorum. siz gerçekten benim model aldığım sanatçılardansınız. fırça darbelerinizi ve yağlı boyayı ustalıkla kullanmanızı öyle çok seviyorum ki anlatamam."

yachi adamı övmeye devam ederken hinata'nın gözü diğer hepsinden farklı görünen bir tabloya takılmıştı. ona doğru ilerlerken buldu kendini. tablonun önünde durduğunda bir süre anlamaya çalıştı, onun ne anlatmak istediğini.

hüzünlü bir genç kız göğe doğru yükseliyordu, galiba.

genç kızın gözyaşlarını gördü hinata. kaşları havalandı. çünkü tam da tahmin ettiği gibi göğe yükseldiğini gösteriyordu, yer çekimi sayesinde aşağıya düşen gözyaşları.

"son tablom." hinata, yanına gelip konuşan nakamoto ile irkildi ve kendisini bilinçsizce geri çekti. nakamoto sesli güldü. "görüyorsunuz ki diğer tablolarımdan çok farklı. ve hiç kimsenin ilgisini çekmiyor." adam hüzünlü görünüyordu.

hinata arkasına baktı ve diğer tablolara göz attı. her birinde isa resmedilmişti. ama bu resimde isa değil, kim olduğu bilinmeyen bir kız vardı. yavaşça önündeki resme döndü tekrardan. şimdi anlıyordu resimde anlatılmak isteneni.

"ölüm." adam hüzünlü gözlerini kırpıştırıp yanındaki genç oğlana baktı. hinata'nın kaşları hafifçe çatılmıştı ve irisleri tablodaki kızda geziniyordu. "sizin anlatmak istediğiniz neydi bilemeyeceğim ama benim bu tabloda gördüğüm şey ölüm."

nakamoto konuşmadı. biraz daha konuşmasını istiyordu oğlanın. heyecanını belli etmemek için büyük çaba veriyor olsa da birkaç metre uzaktan titreyen elleri görülebiliyordu.

"ölen insanların ruhunun göğe yükseldiği söylenir. ama kimse bilmez, bunu isteyip istemediklerini. insanlar, çoğu zaman rahipler ve şamanlar, gökte tanrı ile buluşulacağı için bunu canı gönülden ister. ama pek çok insan dünya yaşamından vazgeçmek istemez. sevdiklerinden, yaşadığı yerden ayrılmak zor gelir ona." derin bir nefes alıp verdikten sonra tebessüm etti hinata. "burada belki de anlattıklarımdan çok alakasız bir şey anlattınız siz. ama bende uyandırdığı bunlardı. bu yüzden çok teşekkür ederim. bana sorarsanız insanın hislerini harekete geçiren tablolar dünya üzerindeki en güzel tablolardır."

nakamoto'nun dudakları kıvrıldı. "ismin ne, genç adam?" dedi.

"shoyo." dedi hinata. yalnızca bu kadar.

"shoyo," diye tekrar etti nakamoto. hinata başını salladı. "bu tabloyu satın almak ister misin?"

hinata mahcup bir şekilde adama baktı. "çok isterdim. lakin-"

"bir yen." hinata gözlerini kırpıştırıp ona baktı. "bir yenin var mı? bu tabloyu sana bir yene satacağım."

"kabul edemem..."

hinata şaşkınlıktan donakalmış bir şekilde adama bakarken nakamoto tebessüm edip pantolonunun cebinden bir bozukluk çıkardı. "bu bozukluğu sana teşekkür niyetine veriyorum." ve hinata itiraz edemeden oğlanın avucuna sıkıştırdı parayı. "şimdi bir yenin var. tekrar soruyorum, bu tabloyu satın almak ister misin?"

hinata titreyen dudaklarını birbirine bastırıp başını aşağı yukarı salladı. ve elindeki bir yeni nakamoto'ya verdi yavaşça.

"tablolarımın gösteriş meraklılarına değil de onları gerçekten güzel bulanlara satılmasını tercih ederim." hinata şimdi anlıyordu, onun amacının ne olduğunu. el sıkıştılar. ve nakamoto, hinata'nın yanından ayrıldı. hinata uzunca bir süre daha o tabloya baktı. bu uzun süre, sergi sonuna kadardı.

sergi sonlandığında nakamoto başlangıçta olduğu gibi bitişte de bir konuşma yaptı satılan dört tablosunun alıcılarını yanına çağırmaya başladı. shoyo gerilmişti çünkü kageyama'ya söylememişti henüz bir tablo aldığını.

gözleri ile etrafı taradı ama bir türlü kageyama'yı göremedi. yachi de ortalıkta yoktu.

"ve son tablomu, son göz ağrımı satın alan shoyo."

hinata mecburen insanların yanından geçip nakamoto'nun yanına çıktı. yachi de kageyama da en öndeydi ve her ikisi de şaşkın görünüyordu.

"bu genç oğlan beni çok etkiledi." dedi nakamoto. hinata gergin bir şekilde tebessüm etti ona. insanların özleri ondaydı ve biraz sonra bayılacağından çok emindi hinata. "ve tablom ölüm'ü satın aldı." herkes eliyle gösterdiği tabloya baktı. ama kageyama kaşları çatık bir şekilde hinata'ya bakıyordu.

nakamoto'nun konuşması bittiğinde hinata merdivenlerden indi ve herkes gibi dışarıya çıktı.

kageyama ve yachi yanına geldiklerinde ne söyleyeceğini bilmiyordu bile. "şey, o ısrar etti. cidden. benim öyle bir amacım-"

"ne kadara aldın?" diye sordu yachi, gergin bir şekilde. nakamoto'nun tablolarının güzel olduğunu kabul ediyordu ama hiçbiri fiyatına değmezdi. çok pahalılardı.

hinata dudağını dişledi. "bir yen..." diye mırıldandı.

"bin... ne?" dedi kageyama, anlayamadığını gösteren bir sesle. "kaç bin? dokuz yüz falan mı?"

hinata gözlerini kocaman açtı. "normalde o kadar pahalılar mı?"

"daha ucuza mı aldın? sekiz yüz bin mi?"

hinata yutkundu. "bir." dedi. "sadece bir yen."

yachi güldü. "bizimle alay etme."

"ama doğruyu söylüyorum."

hinata'nın gerçekten doğruyu söylediğini fark eden kageyamalar gözlerini iri iri açıp aynı anda konuştular. "bir yen mi?!"

hinata başını salladı. "hatta o bir yeni bile kendisi verdi bana. sonra da o bir yenle tablosunu satın almamı istedi. gösteriş için alanlardansa tablolarını anlayan birinin onlara sahip olmasını tercih edermiş. öyle söyledi."

yachi derin nefes verip sırtını hemen yanındaki merdiven demirlerine yasladı. "rahatladım. batıyorduk resmen."

kageyama güldüğünde hinata da güldü. hinata yerine kageyama tablonun teslim edileceği adresi yazdığında üçü de arabaya ilerlediler.

o esnada kageyama'ya çarptı bir kadın. ve özür dileyip gitti. kageyama ise yerdeki mendile alaycı gözlerle bakıp eğildi ve onu aldı.

"ben onu bulup iade edeyim. siz beni beklemeyin, gidin."

yachi hoşnutsuz bir ifade ile abisine baktı ve hinata'nın elini tutup onu çekiştirdi.

"bekleseydik aslında..."

"gerek yok. sabah gelir eve." hinata yachi'nin neden sinirlendiğini de, kageyama'nın neden eve sabah geleceğini de anlamadı ama başka bir şey sorarak yachi'yi sinirlendirmek istemedi.

-

hazir bolum varmis sansliyiz

yüz bin yen değerindeki köle # kagehinaHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin