DÜZENLENMİŞ BÖLÜMDÜR.
"kageyama-kun, iyi görünmüyorsun." yelda endişeli bir tonda konuştuğunda kageyama baş ağrısını saklayamadığını fark etti. "istersen lavaboya git, elini yüzünü yıka."
kageyama başını onaylayan bir biçimde sallayıp ayağa kalktı ve gürültülü eğlence mekanından uzaklaştı. tuvaletler fazlasıyla pisti. bu yüzden ne kadar midesi bulanırsa bulansın içeri bile girmeden geri döndü. içinden küfürler ediyordu. burada değil de evde olmayı deli gibi istiyordu o an. neden buradaydı sahi?
içeri dönüp de masasına yaklaştığında yelda'nın içki bardaklarına bir şey döktüğünü gördü. sırtı kageyama'ya dönük olduğu için kageyama'yı görememişti ve işine devam ediyordu bu yüzden de.
kageyama ağır ve öfkeli adımlarla yaklaştı yelda'ya. kızın kolunu sertçe kavradığında ufak çaplı bir şok yaşayıp çığlık attı yelda. kageyama'yı gördüğünde ise şaşkınlığının yerini korku aldı.
"kageyama-kun, başın ağrıyor diye-"
kageyama kızın kolunu savurarak bıraktı. yelda'nın bedeni hemen önünde durduğu koltuğa serildi. kageyama ona tiksindiğini belli eden bir bakış attıktan sonra dönen başını zapt etmeye çalışarak çıkışa ilerledi. başı deli gibi dönüyor, doğru düzgün düşünemiyordu. üstelik kasıklarında hissettiği sızı ilacın ne için olduğunu gösteriyordu. belli ki cinsel istek artırıcı bir ilaç veriyordu yelda ona başından beri. amacı kageyama'dan bir çocuk yapmaktı belki de. kim bilir? ilk defa başına gelmiyordu bu sonuçta.
kageyama kendisini dışarı attığında kuroo onu hemen fark etti ve ayak üzeri muhabbet ettiği kızlardan uzaklaşıp arkadaşının yaklaştı.
"neyin var? sarhoş musun?"
"eve gidelim bir an önce."
kuroo başını salladı. kageyama'yı arabaya bindirdikten sonra hiçbir soru sormadan ön kısma yerleşti. atlar onun sesi ve sırtlarına inen ağaç dalı ile harekete geçtiler. kuroo ara sıra arabanın içindeki kageyama'ya sesleniyor, bayılıp bayılmadığını kontrol etmeye çalışıyordu. kageyama'nın bilinci yol boyunca açıktı ama kuroo bunun iyi mi yoksa kötü mü olduğunu kestiremiyordu.
malikanenin önüne geldiklerinde kageyama kendi başına indi araçtan. sırtını arabaya verip derin nefesler aldı bir süre. kuroo'nun, arkadaşının kendisine endişeli gözlerle baktığını görünce güldü. "merak etme, iyiyim. yol beni kendime getirdi."
"beni bir daha korkutma, piç herif." ikili bahçede biraz kaldılar. kageyama ne zaman iyi gibi görünmekten yoruldu, işte o zaman kuroo'ya iyi geceler dileyip eve girdi. içeri girer girmez ise duvardan tutunmuş, düşmemek için çabalamıştı.
derin nefesler vererek merdivenleri çıktı. merdivenleri çıkmak bile beş dakikasını almıştı. o derece berbat hissediyordu kendisini.
"kageyama-san?" uzaklardan gelen bir ses işittiğinde yumduğu gözlerini açıp kaldırdı başını. köşkte çalışan kızlardan biri olmalıydı karşısındaki ama bir türlü netleşmiyordu yüzü. kageyama için her şey bulanıktı çünkü o an. ileriye doğru bir adım attı fakat sendelediği için önündeki kızın üzerine düştü.
hinata, istemsizce inledi ve üzerindeki ağır oğlanı zorlanarak da olsa yana itti. yere düştüğü için her yeri ağrımıştı. bir süre yerde uzanarak bekledikten sonra çoktan sızmış olan kageyama'ya baktı. işaret parmağını oğlanın yanağına yaklaştırıp hafifçe bastırdı. ardından kendi kendine güldü. her zaman çok ciddi görünen kageyama tobio uyuduğu anlar o kadar da korkunç değildi demek ki.
ayağa kalktıktan sonra yerdeki kageyama'yı güçlükle ayağa kaldırdı. ardından da birkaç kez düşme tehlikesi atlatarak kageyama'nın odasına ilerledi. kapıyı açmaya uğraşırken dengesini yitirdi ve kageyama'yı yere düşürdü. kageyama'nın kendisini çekmesiyle de onun üzerinde yerini buldu.
bedenlerinin bir kısmı odadaydı fakat ayakları dışarda kalmıştı. hinata bulundukları durumu komik bulup sesli güldü. tahta zeminden destek alarak kendisini kaldırdıktan sonra kageyama'yı kollarından tutarak çekti. ayağa kaldıramayacak kadar güçsüz düşmüştü çünkü. kapıyı kapattığında derin bir nefes verip alnındaki ter damlacıklarını sildi.
birkaç dakika dinledikten sonra kageyama'nın bedenini ayağa kaldırdı. hayli zorlanıyordu onu taşımakta. yatağa yaklaşmışlarken hinata'nın ayağı kageyama'nın ayağına dolandı ve bir kez daha düşüşe geçtiler. bu sefer hinata ağzından istemsiz bir çığlık da kaçırmıştı.
fakat düşüş, korktuğu kadar sert olmadı. hatta yumuşaktı da diyebiliriz. sıkıca yumduğu gözlerini kırpıştırarak açtığında kısık gözlerle kendisine bakan kageyama'yı gördü. hâlâ kendinde değil gibi görünüyordu.
"te-teşekkür ederim..."
kageyama kendisini yukarda tutmayı kesip hinata'nın göğsüne acelesizce yattı.
"kageyama-san, yatağa çıksanız daha iyi olmaz mıydı?"
fakat kageyama'dan herhangi bir ses gelmedi.
hinata derin bir nefes verip iki yana düşmüş ellerini kaldırdı. tereddüt etse de usulca kageyama'nın saçına çıkardı iki elini de. "umarım sabah olduğunda bu yaptığınızı hatırlarsınız. çünkü bilirsiniz, ben kendimi pek iyi açıklayamam." kageyama'nın kuzgun karası saçlarını oğlanın uzun zamandır tatmadığı bir şefkatle okşarken de mırıldandı. "tatlı rüyalar..."
-
biraz olsun rahatladım...
dun bahsetmistim, umarim kurguya hemencecik adapte olursunuz <3

ŞİMDİ OKUDUĞUN
yüz bin yen değerindeki köle # kagehina
Fanfictionhinata bir köleydi. onu diğer kölelerden ayıran şey yalnızca yüz bin yen değerinde olması da değildi. her bakımdan özeldi.