33 : yapılan planlar ve anzu'nun kendisini ilk gösterişi.

356 57 15
                                    

tam iki hafta sürdü. hinata ve anzu iki hafta boyunca her gün bir araya gelip derinlemesine plan yaptılar. bu esnada nakamotolar da, kageyamalar da fazlasıyla endişeliydi. hatta son bir haftadır kageyama tobio da, küçük kız kardeşi kageyama yachi de hinata ile birlikte nakamoto ailesinin şehirdeki evine geliyordu. hinata onlara ne anzu'dan bahsetmişti ne de planladığı şeyleri. endişelenmeleri doğaldı.

"seninle her gün gelen şu kız ve çocuk... onlar da dahil olacak mı buna?" anzu gergin bir şekilde odada dolaşırken ayakları birbirine dolandı. bu üçüncü kez sendeleyişiydi. hinata onu düşmekten tam zamanında kurtarıp kızın korku dolu gözlerine baktı. "benim yüzümden sana ya da sevdiklerine bir şey olursa... o zaman nasıl yaşarım hinata? bence tek başımıza yapmamalıyız. herkese söylesek olmaz mı? ne kadar çok kişi bilirse o kadar iyi değil mi? hm?"

"anzu, herkesin haberi olursa o adamın da haberi olur." anzu korkuyla titredi ve kollarını kendi bedenine sardı. "onları plana dahil etmeyi düşünmüyorum. onları önemsiyorum ve zarar görmelerine dayanamam. zarar göreceksem tek başıma görmeye razıyım." anzu itiraz etmek için dudaklarını araladı ama hinata onu nazikçe susturdu. "bu konuda netim. bu olay yalnızca senin meselen değil artık. rio yalnızca senin ağabeyin değil artık. o adamın serbestçe dışarıda dolaştığını bilmek beni ürkütüyor. onu ortadan kaldırmalıyım ki sevdiklerim güvenle sokağa çıkabilsinler. anlıyor musun?"

anzu başını aşağı yukarı sallayıp dolan gözlerini sildi. "özür dilerim ve teşekkür ederim hinata. seni bu işe karıştırdığım için çok pişmanım ama... sana minnettarım."

bu, hinata'yı gülümsetti. anzu'nun saçını usulca okşadı. "eğer bunu yapmazsam kendimden ömrüm boyunca nefret ederim anzu. beni en iyi sen anlayabilirsin." anzu yüzünü ekşitti ve başını salladı bir kez daha. onca yıl hiçbir şey yapamadığı için her gece nefretini kusmuştu kendisine. ve bu nefret onu yemiş, bitirmişti. saçlarını ve dişlerini dökmüş, zayıflatmıştı. akıl sağlığının bir kısmını da ondan almış gibi görünüyordu. hem ruhsal hem fiziksel olarak çok hasta görünüyordu.

"hâlâ oralarda mı oturuyor, hâlâ vahşice insanları öldürüyor mu bilmiyorum hinata. yani bunca şeyi boşuna yapıyor da olabilirsin. hayatını kaybetmiş olabilir, şehri terk etmiş olabilir, her şey olabilir..."

"şehri terk etmediğini ve ölmediğini biliyorum." dişlerini sıkıp ekledi. "iyi ki de ölmemiş. böyle iğrenç bir mahluka acısız bir ölüm vermiş olsaydı eğer tanrı, onu asla affetmezdim."

ikisi bir süre yan yana yatağın ucunda oturup sessizce beklediler. biraz rahatlamak, öyle vedalaşmak istemişlerdi. anzu derin bir nefes alıp ayağa kalktığında hinata da ayaklandı. her zamanki gibi çantasını alıp tek başına odadan çıkacağını düşünüyordu ama anzu kapıyı açtıktan sonra ona yol vermedi bu kez. yere bakıyordu. ayaklarına bakıyor ve tir tir titriyordu.

"anzu-"

hinata'yı susturan şey anzu'nun ileriye doğru attığı adımdı. odadan çıktığında aceleyle duvara tutundu kız. nefes alış verişleri hızlanmıştı. hinata'nın yardımı olmadan salona doğru adımladı. hinata ise hemencecik kendini toparlayıp onun bir adım gerisinde ilerlemeye başlamıştı. düşecek olursa onu tutmak için oradaydı.

salona geldiklerinde çay içen dörtlüden onları ilk fark eden yachi oldu. istemsizce irkilip korktuğunu gösteren bir ses çıkardığında diğer herkes de onlara baktı. hinata yüzündeki gururlu gülümsemeyi silemeden bay yuuji'ye ve bayan aiko'ya baktı. dolan gözleri parıl parıl parlıyordu.

anne nakamoto elleri ile ağzını kapatıp gözyaşlarını çekinmeden bıraktığında hinata da alt dudağını dişledi ağlamamak için.

"anzu'm." nakamoto yuuji hızla kıza ilerleyip kollarını kızın çevresine sardı. ve omuzları sarsıla sarsıla ağladı kızının karşısında. "benim güzel kızım."

anzu başını arkaya attı ama tutmaya çalıştığı gözyaşları onu dinlemeyip şakaklarından bir yol çizdi. babası ve annesinin yıllarca kendisinden iğrendiğini düşündüğü için acı çekmişti ama şu an babası nasıl göründüğünü, nasıl koktuğunu umursamadan kızına sarılıp güzel olduğunu söylüyordu. anzu bu yüzden ağlıyordu işte. babasının gözünde hâlâ çok güzel olduğunu görmüş, bunca zaman onlara gönül koyduğu için kendisine kızmıştı.

annesi de yanlarına gelip baba kızın sarılmasına dahil olduğunda hinata burnunu kibarca çekip şaşkınlıkla ayakta dikilen ikiliye ilerledi. "anzu," dedi titrek bir sesle. "arkadaşım."

anzu babasının yardımı ile yachi ile kageyama'ya yaklaştı. "memnun oldum." dedi alçak bir sesle.

yachi hızla toparladı kendisini. "ben de, ben de." ardından utançla ekledi. "sizi ilk gördüğümdeki tepkim... lütfen bağışlayın."

anzu hafifçe güldü. "sorun değil." dedi. "ben bile aynada kendimi gördüğümde aynı tepkiyi vermişken sizin tepkinize alınacak değilim."

"anzu, sen..." aiko gözyaşlarını kurulayıp kızının elini tuttu. "sen bunca zamandır..."

anzu titrek bir sesle konuştu. "özür dilerim anne. çok özür dilerim. size de, kendime de bunu yaşattığım için çok özür dilerim ama hepsinin sebebi vardı. delirmemin, bir sebebi vardı."

aiko anlayışlı bir şekilde başını salladı ve kızının yanağına koydu elini. "bize anlatabileceğin bir şeyse her daim buradayız benim bir tanem. eğer anlatamayacağın bir şeyse de... sorun değil. biz ne olursa olsun yanındayız ve seni daima destekleyeceğiz."

hinata bu duygusal tabloyu bölmek istemese de araya girmek zorunda gibi hissetti kendisini. "aiko-san, yuuji-san." her ikisi de hızla hinata'ya baktı. kır saçlı adam tam minnetle hinata'ya teşekkür edecekken hinata konuşmasını sürdürdü. "kızınız iyileştiği, daha doğrusu aslında deli olmadığı için ne kadar sevindiğinizi tahmin bile edemiyorum. eminim tüm sevdiklerinize, hatta tüm şehre bu müjdeyi duyurmak istiyorsunuzdur. kutlama yapmayı istemenizi anlıyorum lakin bir süre anzu'nun iyileştiğini kimse bilmemeli. hatta anzu'yu kimse bilmemeli. size nedenini anlatmayı gönülden isterdim lakin anzu'nun ricası hiçbir şekilde anlatmamam yönünde."

yaşlı gözleri ile kızlarına baktı anne ve baba. "sorun değil." dedi yuuji. sesi boğuktu. kızının karışmış saçlarını okşadı. "kızımın iyi olduğunu bilmek bana yeter. ha kutlama yapmışım ha yapmamışım, hiçbir şey ifade etmiyor. benim güzeller güzelim."

hinata tebessüm edip omzundaki çantayı düzeltti. "biz gidelim o halde. size iki haftadır rahatsızlık verdiğimiz için bağışlayın." kendi kendine güldü. "kızınızla baş başa vakit geçirebilin diye bir süre gelmeyi bırakacağım, söz veriyorum." 

aiko hâlâ gözyaşı dökerken güldü ve hinata'yı kucakladı. "sen de benim çocuğumsun hinatacım. sen de bu saatten sonra ailemizdensin. çok açma arayı."

anzu da ekledi. "beni konuşma arkadaşımdan çok mahrum bırakma."

hinata gülerek anzu'ya sarıldı. geri çekildikten sonra da kendisinden küçük kızın yüzünü okşadı. "güzelce duşunu al, güzel kıyafetlerini giy ve özlemini çektiğin anne kucağına yatıp huzurla uyu anzu. mutlu olmak senin de hakkın ve bu yüzden suçluluk duymana gerek yok." 

uslu uslu başını salladı anzu. "rio da bunu isterdi." dedi ağlamaklı bir sesle. "o da arkasından bu kadar uzun süre yas tutmamı istemezdi." 

"ah bebeğim benim..." aiko küçük kızını göğsüne saklayıp alçak sesle teselli etti onu. "bu yükü kendi başına taşımak zorunda değildin, değilsin. biz buradayız. yalvarırım artık kendine bu kadar yüklenme."

hinata'yı ve kageyamaları kapıya kadar yuuji geçirdi. bolca teşekkür etti hinata'ya. 

üçü de yan yana meydana yürürken ne kageyama ne de yachi soru sordu ona. "biliyorum, neler olduğunu merak ediyorsunuz ama bana ait olmayan bir sırrı size anlatmam doğru olmaz." yachi anlayışla başını salladı. hinata sağına, kageyama'ya bakıp usulca elini tuttu. "emin ol ben de senden hiçbir şey saklamak istemiyorum, tobio." kageyama'nın dudakları usulca kıvrıldı. hinata'nın ona saygı ekleri olmadan hitap edişleri oldukça nadirdi ve  yalnızca kageyama'nın gönlünü almak istediğinde bu yönteme başvuruyordu.

"sorun yok. bir kez daha gösterdin bana ne kadar güzel ve özel olduğunu. o kızı güzel kalbinle ve ruhunla tedavi etmişsin adeta." hinata tebessüm etti. gerçekleri tamamen anlatamamış olduğundan ötürü pişmanlık duysa da kendisine hatırlattı: onları koruyabilmem için bu gerekli. kötü bir şey yapmıyorum.

yüz bin yen değerindeki köle # kagehinaHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin