"hey hey, fazla güzel oldun. bu ne güzellik böyle?" kageyama aniden arkasından sarıldığında neye uğradığını şaşırdı hinata.
"tobio-" kageyama'nın dudaklarını boynunda hissettiğinde gözlerini yumdu ve çenesini istemsizce havaya kaldırdı. en ufak hareketi ile tahrik olmayı acilen bırakmalıydı. "tobio-san!" hızla ondan uzaklaşıp kızmaya başladı. kageyama ise onun utançla kızarmış hali ile eğleniyordu. "size inat daha da güzel olayım da görün siz." bu tehdit kageyama'nın büyükçe bir kahkaha atmasını sağladı.
"öyle olursa seni göndermem ki hiçbir yere."
hinata gittikçe daha fazla kızarıyordu ve bu görüntü oldukça hoşuna gitmişti kageyama'nın. "siz," dedi hinata titrek bir sesle. "çok flörtöz biri olmuşsunuz." kageyama gülerek alay etmeyi sürdürürken sinirli sinirli çantasına koydu çizimlerini. "gidiyorum."
kageyama iki koca adımla hinata'ya yetişip kolunu tuttu ve oğlanı nazikçe kendisine çevirip sarıldı. "git ve herkesi büyüle, shoyo."
hinata derin bir nefes alıp verdi. kageyama'dan sakladığı şeyler onu boğuyordu. kendisine çok kızıyordu ama bir kez olsun sevdiklerini korumak istiyordu aynı zamanda da. bu, yalnızca anzu'nun meselesi değildi. bu lanet şehirde sevgilisi ile huzurla el ele gezmek istiyordu. yachi'nin yalnız başına şehre indiğini duyduğunda gerilmek istemiyordu. hinata o adam var olduğu sürece hep tedirgin olacaktı kısacası. ve sessizce halletmek istiyordu bunu da. çünkü ne kadar çok kişi bilirse o kadar tehlikeli olurdu plan.
"yine de tanınmamak için bu kadar makyaj..." kageyama asık bir suratla hinata'nın saçlarını arkaya taradı. "saçlarını turuncu yapmana gerek var mıydı cidden? siyah uzun saçların çok daha güzeldi."
"dediğim gibi, şehirde tanınmamam benim için daha iyi tobio-san. bu işi alayım, tekrar siyaha boyayacağım söz veriyorum. hatta siz boyarsınız. olur mu?"
kageyama başını uslu bir çocuk gibi salladı. "hm hm." dedi. "kuroo'nun seninle gelmesini istemediğine emin misin? ben gelmeyeceksem o gelsin bari. aklım sende kalır yoksa."
hinata'nın dudakları kıvrıldı. "her şekilde onu peşime takacağınızı biliyorum zaten ama evet, onsuz gideceğim."
kageyama pes ederek geri çekildi. "tamam. onu peşine takmayacağım. lütfen hemencecik gidip gel. lütfen dikkatli ol." hinata başını salladı ve ona el sallayıp odadan çıktı. kageyama o giderken odanın penceresinden onu izliyordu. hinata, aki'ye de güler yüzle veda edip arabaya binmişti. sıkıntıyla oflayıp saçlarını dağıttı. "şimdi gel de akşamı et hadi..." diye mırıldandı kendi kendine.
-
"efendim, bu resimler gerçekten de insanı içine çeken cinsten resimler. tüyleriniz ürpermiyor mu cidden? sizi etkisi altına almıyor mu? nasıl olur da ilk andan silebilirsiniz?"
"olay da bu delikanlı, bu resimler insanları korkutur. kimse salonuna bunları asmak istemez." ayağa kalkıp da kabanını giymeye başlayan adamla birlikte çalışılmış bir panikle ayaklandı hinata. "efendim, yalvarırım bir kez daha düşünün. gencim diye mi böyle yapıyorsunuz? çocuğum diye mi? bu resimler değerlenecek, size garanti veriyorum öyle olacaklar. lütfen-"
adam elini kaldırdı. "yeterli. pazarlık burada bitmiştir." yüksek tansiyonlu görüşmeleri sebebi ile mekandaki herkes sessizce onları izliyor ve dinliyordu. adam dışarı çıktığında gözler usulca hinata'da durdu. hinata kendisini olduğu yere bıraktı ve sinirle saçlarını dağıtıp tepindi.
"yaşlı moruk!" diye cırladı. "sanattan anlamayan kokarca!" önündeki kağıtları sinirli sinirli çantasına sıkıştırıp sandalyesini sinirle arkaya itti. fakat arkasında oturan adamın sandalyesine çarpmış, adamın dudaklarına götürdüğü kahve sarsıldığı için üzerine dökülmüştü. bu da planlıydı.
hinata irice açtığı gözleri ile bir süre kaldı öylece. "hay... iyi misiniz? çok üzgünüm. çok çok üzgünüm." masasındaki su bardağını alıp aceleyle adamın üzerine döktü. gözlerini kırpıştıran sarışın adam siyah gözlerini hinata'nın gözlerine çevirdi. "hay sikeyim ya, çok pardon. ben yanmışsınızdır diye bir anda..." üzerindeki pahalı paltoyu hızlıca çıkarıp elinde top haline getirdi. ardından bez niyetiyle adamın üzerine bastırmaya başladı. "sinirden inanın hareketlerimi kontrol edemiyorum." gerçekten de söylediğine sadık kalıyordu ve adamın üzerini hırslı bir şekilde siliyordu.
"sanattan anlamayan o ucube beni öyle sinirlendirdi ki." doğruldu ve yüzüne tükürmek istediği adamın gözlerine baktı. yüzünde bir öfke ifadesi vardı ama elbette sarışın adam bu öfkenin kendisine olduğunu bilemezdi. "korkuyu hissettirebildiğim için beni övmesi, alkışa tutması gerekirken neler dedi duydunuz mu? yok insanlar sevmezmiş, yok ürkütücü resimler insan çekmezmiş..." dişlerini sıkıp mekanın kapısına baktı. "aptal ihtiyar. insanlar aksine, içindeki vahşetin biri tarafından yansıtıldığını gördüklerinde rahatlama duyarlar. kendilerine masum, ressama katil damgası vurup içlerini ferahlatırlar."
hinata şüphesiz dersine iyi çalışmıştı. sandalyesinden usulca kalkan orta yaşlı adam hafifçe tebessüm etti hinata'ya. elini ona uzattı ve yavaşça konuştu. "ben deniz kazuki yuta. bir ressamım. sizinle tanışmış olmaktan onur duydum."
hinata'nın gözleri irileşti ve midesi bulansa da adamın elini iki eliyle tuttu. fazla sıkmamak için gayret etti. "tanrım, böyle tanışmak istemezdim meslektaşlarımdan biri ile." iki kez belini büküp eğildi. "özür dilerim. özür dilerim. ben hina shota."
"dilerseniz mekan değiştirip öyle devam edelim sohbetimize, hina-san. ne dersiniz? çizimlerinizi görmek isterim."
hinata hızlı hızlı salladı başını. "çok isterim! inanın çok isterim!" çantasını omzuna, paltoyu koluna astıktan sonra cebindeki gümüş paralarla hem kendi hesabını hem de yuta'nın hesabını ödedi. "özür gibi düşünün." diye de ekledi. yuta tebessüm edip başını salladı ve eliyle kapıyı gösterip yolu hinata'ya verdi.
hinata gerginliğini saklayabilmek için içinden şarkı söylemeye başladı. fakat yuta'nın siyah irislerini sırtında hissediyor, sakinleşemiyordu. güzel, planın ilk kısmı tamam. ama... ne yapacağım şimdi ben..?
gerginlikten her şeyi unutuvermişti...

ŞİMDİ OKUDUĞUN
yüz bin yen değerindeki köle # kagehina
Fanfictionhinata bir köleydi. onu diğer kölelerden ayıran şey yalnızca yüz bin yen değerinde olması da değildi. her bakımdan özeldi.