BÖLÜM UZUN OLDU BİRAZ, UZUN ZAMANDIR BÖLÜM ATMADIĞIM IÇIN (aslında bir ay olmuş. üç ay bölüm atmadığım da olmuştu ama neyse) TELAFİ EDEYİM DEDİM KENDİMİ
ー
"tobio, hinata nerede?"
hinata ismini duyduğunda kageyama'nın çay fincanına uzanan eli havada asılı kaldı. kendisini çabucak toparlayıp cevapladı kardeşinin sorusunu. "bilmiyorum." dedi. "atölyesindedir."
"ne atölyesinde ne de odasında." yachi'nin sesi endişeli geliyordu. "öğle vakti şehre gitmişti boya almak için. hava kararıyor. dönmesi gerekiyordu."
"kuroo yanındadır, endişelenme."
"ben kimin yanındaymışım?" ağzınaki kurabiyeyi çiğneyerek salona giren kuroo doğruca kageyama'nın karşısına ilerlemişti. "ne yapıyorsun burada tek başına lan?"
kageyama onun sorusunu cevaplamak yerine aceleyle ayağa kalktı. "bana tek başına gittiğini söyleme..." üzerine herhangi bir ceket almadan ağıla ilerledi. kuroo arkasından geldi ve arabayı hazırlamak için yeltendi ama kageyama bunun yerine en yakınındaki atı yerinden çıkarıp üzerine bindi.
yachi de koşarak onun yanına gelmişti ve endişeden parlayan gözlerle abisine bakıyordu.
"onu bulacağım." kageyama'nın tek söylediği buydu. hemen ardından harekete geçti.
ー
"gerçekten çok az, söylediğiniz bu fiyat."
"bir kopyaya ne vermemi istiyorsunuz ki başka?"
hinata derin bir iç çekti. çizdiği resimler takashi hiro'nun çizimlerinin birer kopyası olarak sayılıyordu hemen her yerde. bu yüzden de değerleri hep düşük tutuluyordu. kitapçıların arasında saatlerce dolaştı. zamanın ne kadar geç olduğunun farkında bile değildi çünkü en son girdiği kitapçının büyülü atmosferine kapılmıştı.
"para yerine başka bir şey kabul ediyor musunuz?" karşısına heyecanla dikilen oğlana tedirginlikle baktı yaşlı adam.
"öyle bir yer değiliz..." dedi rahatsızlıkla.
hinata, söylediklerinin nasıl anlaşıldığını bilmiyordu. hızla sırtındaki resmi indirdi ve üzerindeki bezi çekip adamın önüne koydu. sonra da almak istediği kitabı tablonun yanına bıraktı.
"lütfen, takas yapmak istiyorum."
yaşlı adam gözlerini kırpıştırdı ve masanın üzerindeki gözlüklerine uzanıp usulca gözlerine yerleştirdi. "bu resmi nereden buldun, çocuğum?"
hinata buruk bir tebessüm yerleştirdi yüzüne. "kendim çizdiğimi söylesem inanır mısınız?" çünkü kimse inanmamıştı.
yaşlı adam resme dokundu nazikçe. sanatı anlayan, sanatı sevmeyi bilen biri olduğu çok belliydi.
"bu şey çok değerli görünüyor." dedi. "bu tabloyu alırsam karşılığında dükkanı vermem gerekir sana. üzerine de para tabii ki..."
hinata heyecanla dikleşti. "inanın ne dükkanınızı istiyorum ne de paranızı. bu tabloya biçtiğim değer bu kitap. tablonun sahibi olarak bu hakka sahibim öyle değil mi? yeminim olsun ki kopya değil. yeminim olsun ki sahte değil. orijinal bir şey. lütfen teklifimi kabul edin. yalvarıyorum. şu an yanımda para olmadığı için parasını veremem. ama isterseniz yarın para da getiririm, tablonun üzerine para da veririm."
yaşlı adam neye uğradığını şaşırmış halde kalakalmışken masadaki kitaba uzandı. basit bir şeydi. yoksa onun göremediği bir şey mi vardı bu kitapta? değerli bir şey miydi acaba?

ŞİMDİ OKUDUĞUN
yüz bin yen değerindeki köle # kagehina
Fanfictionhinata bir köleydi. onu diğer kölelerden ayıran şey yalnızca yüz bin yen değerinde olması da değildi. her bakımdan özeldi.