30 : aklını kaçırmış bir kız.

370 69 27
                                    

olayları hatırlamak için önceki bölüme bir göz atın lütfen, iyi okumalar <3

"bir şey olmuş ve ne olduğunu öğrenmek istiyorum." kageyama tobio oldukça kararlıydı. hinata'nın kendisini odaya kapatmasına müsaade etmeyip onunla birlikte odaya girmişti. hinata ise konuştuğu an hüngür hüngür ağlayacağını bildiği için tek kelime etmiyordu. hoş, ne kadar konuşmazsa konuşmasın ağladığı her halinden belli oluyordu.

hinata'nın zayıf bedenini kolaylıkla kucaklayıp yatağa bıraktıktan sonra önünde diz çöktü. beklentiyle baktı ona. "anlatmanı istiyorum shoyo." dedi alçak bir sesle. "kötü bir şey oldu değil mi? ne oldu? sana bir şey mi yaptılar? onlara en ağır şekilde ödetirim bunu, eğer sana bir şey yaptılarsa söyle."

hinata aklına gelen görüntüyle tekrar ağlamaya başladı. o kızı aklından çıkaramıyordu. eğildi. kageyama'nın yüzüne ellerini koyup alnını alnına yasladı ve gözlerini yumup hüngür hüngür ağlamaya başladı. 

"onları mahvedeceğim." diye fısıldadı kageyama. fısıltısı bile oldukça güçlüydü hinata için.

"bana bir şey yapmadılar." diyebildi hinata güçlükle. "anlatmam doğru olmaz, kageyama-san. ama bana bir şey yapmadıklarını bilmenizi istiyorum. bana değil, başkasına yapılan bir kötülük yüzünden ağlıyorum." kageyama rahatlayamadı bile. sevdiği adamın karşısında böyle içten ağlaması içini paramparça ediyordu.

ayağa kalkıp yanına oturduktan sonra sıkıca sarıldı hinata'ya. "rahatlayana dek ağlayabilirsin. seni susturmak için herhangi bir cümle kurmayacağıma emin olabilirsin." hinata kendisine hakim olamadı o saniyeden sonra. adeta o kızın acısına ortak olmuş gibi bağıra bağıra ağlamaya başladı. öyle ki yachi atölyesinden çıkıp panikle hinata'nın odasına girmişti fakat kageyama'nın bakışları her şeyin yolunda olduğunu, daha doğrusu yoluna gireceğini söylediği için onları rahat bırakmıştı.

"tanrı'dan nefret ediyorum." dedi aniden, hinata. kageyama şaşkınlıkla ona baktı. hinata'nın ağlayışı artık iç çekişlere dönüşmüştü. "bize taşıyamayacağız kadar çok yükü veren tanrı'dan her şeyimle nefret ediyorum. nefret ediyorum. nefret ediyorum..."

kageyama ne söyleyeceğini bilemedi. sadece hinata'yı daha sıkı tuttu. öfkesinin yalnızca tanrı'ya olmadığına emindi ama sormadı o an hiçbir şey.

-

sonraki gün olduğunda hinata kahvaltı masasına beklenilenden daha geç inmiş ve yerine oturmadan masadaki ikiliye bakmıştı. ciddi ve kararlı görünüyordu ayrıca.

"nakamotoların evine gideceğim." yachi itiraz etmek için hareketlendiğinde hinata susturdu onu. "ne söylerseniz söyleyin kararımı değiştirmeyeceğim. endişelenmeyin diye size bildiriyorum bunu, başka bir şey için değil." hinata yutkunup omzundaki çantayı düzeltti. "lütfen affedin kabalığım için ama gitmek zorundayım."

kageyama başını anlayışla salladı. "anlıyorum. gidebilirsin. sonuçta sen özgür bir bireysin. yalnızca, dikkat et shoyo." hinata tam gidecekken ekledi. "ve en kısa zamanda bize neler olduğunu anlat, lütfen..."

hinata başını aşağı yukarı sallayıp salondan çıktı. iki kardeşin iştahı da çoktan kesilmişti.

nakamotoların evinin önüne yarım saatten kısa sürede geldi, hinata. arabadan inip kararlı adımlarla üç katlı eve ilerledi. kageyama'nın köşkü kadar gösterişli değildi ama içeride yaşayan ailenin maddi durumu hakkında bilgi de veriyordu dışarıya.

hinata kapının önünde durup derin bir nefesi içine çekti. ardından kapıyı nazikçe çaldı. omzundaki bez çantayı sıkıca tutup yutkundu. kararlı durmalıydı. bunu yapabilirdi.

yüz bin yen değerindeki köle # kagehinaHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin