Konferans salonunun önünde sabırsızca beklerken gerginlikle dudaklarımı dişliyordum. Dün her ne kadar 'girmiyeceğim sınava, bak görürsün' diye hava kasmış olsamda şerefsiz angaralı bütün gün öyle bir bakmıştı ki sanki denemeye girmesem yatırıp sikecekti.. yani ciddi ciddi sikecek gibiydi.
Bu yüzden çok değerli gururumu siktir edip öğle arasında buraya gelmiştim. Denemeye girecek diğerler öğrenciler de köşelere dağılmış benim gibi bekliyorlardı. Derin bir nefes alıp geçen gün kafede çalıştığımız konuları hatırlamaya çalıştım.
Hatırlayamadığım yerler olunca stresle baş parmağımın etini kemiriyordum. Cebimdeki telefon titrediğinde yerimde sıçrayıp "bismillah" çektim. Diğerleri birkaç saniye bana baksa da umursamayıp telefonu cebimden çıkarttım.
Cafer: Denemeye girmeye karar vermişsin.
Cafer: Aferin, doğru karar.
Koray: salak salak kpnışup benim sinirlerimi bozma
Koray: zaten yeterince gerginim
Cafer: Oyyy
Cafer: minik fare stres mi yapmış ?
Cafer: Merak etme kesin yaparsın sen, ben sana inanıyorum
Koray: Vallaha mı lan ?
Koray: yemin et ?
Görüldü(12:24)
Koray: Cafer ?
Koray: götünü sikeyim ben senin
Koray: sen de bana inanmıyorsan ben kesin yapamayacağım amk
Koray: vazgeçtim girmiyorum denemeye fslan
Cafer: Yarak yarak konuşma
Cafer: gireceksin ne biliyorsan yapıp çıkacaksın
Cafer: bu kadar basit
Koray: Bı kıdır bısıt eğeceğvepveğvprv
Koray: nah basit amk
Koray: Tabi sana kolay!
Koray: 35 Net ne amk mutantı !
Koray: Allahım
Koray: Bi sik bilmiyorum ben ne yapacağım
Koray: Ağlayacağım şimdi çağırıyorşar
Koray: Dwnemeye çsğırıyprlar
Koray: Gidiyprum, hskkını hwlal et angsralı
Cafer: Yaparsın sen aslan parçası
Cafer: Helal olsun
Cafer: hadi göreyim seni
Koray çevrimdışı
Stresten dizlerim titrerken içerideki sıralardan birine oturdum ve silgimle kalemimi masanın üstüne bıraktım. Normalde girdiğim hiçbir sınavda böyle olmamıştım. Sanırım ilk defa bir beklentiyle yapacak olmam yüzünden bu kadar stresliydim. Angaralının da benden bir şeyler bekliyor olması daha da gericiydi.
Dirseklerimi sıranın üstüne yaslayıp kafamı ellerimin arasına koydum. Ağladı ağlayacak haldeydim. Kimsenin olmadığı bir köşeye geçip bütün gün orada saklanasım vardı. Gözlerim hafifçe dolarken burnumu çektim. Niye böyle olmuştum şimdi ya.
Birkaç kere göz kapaklarımı kırpıştırıp bu rahatsız edici hissin geçmesini bekledim. Alt dudağımı sanki hıncımı çıkartmak ister gibi ısırırken acıyı hissedemiyordum bile.
Birisi "pişt" diye seslendiğinde benimle birlikte birkaç tane kafa daha salonun kapısına döndü. Cafer ellerini arkasında bağlamış ağzındaki kürdanla beraber bana bakıyordu. Onu görünce daha da ağlayasım gelmişti. İt oğlu it yüzünden giriyordum denemeye.
Sinirle kaşlarımı çatarken alt dudağım istemsizce büzülmüştü. Gülmemek için kürdanla beraber alt dudağını yalayıp ağzını oynatarak "içeri girebiliyor muyuz ?" Diye sordu. Huysuzca kafamı sallayıp Yüzünü görmemek için kafamı kollarımın arasına gömdüm. Gördükçe daha da huysuzlaşıp ağlayasım geliyordu.
Sert adımların sırama doğru gelişini dinledim. En sonunda yanıma gelince sıranın diğer tarafına oturup parmağını adeta boşluğuma geçirdi. "Ağhh napıyorsun şerefsiz ?!" Dudaklarını birbirine bastırıp "kaldırmak için şey ettiydim" diye mırıldandı. Elinin ayarı da yoktu ki hayvanın.
Acıyan belime elimi bastırırken yüzüne ters bir bakış attım. Normalde sürekli sinirli ve çatık kaşlı olmasına rağmen şu an daha sessiz sakin duruyordu. Birkaç saniye daha bu halini seyredip kafamı önüme çevirdim.
"Deneme ne zaman başlıyomuş ?" Sorduğu soruyla yüzüne bir bakış atıp 'bilmem' der gibi omuz silktim. Kafasını sallayıp bir eline cebine sokup, çıkarttığı sütü sıraya koydu ve bana doğru itti.
"Al, iç" dediğinde hayret eder gibi suratına bakıp gözlerimi belerttim. "Lan sen insan olmuşsun ? Niye haber vermiyorsun" sakin hali gidip ters bir şekilde yüzüme baktığında durduramadığım sırıtmamla çilekli sütü alıp hızlıca pipetini açtım.
Hızlı hızlı birkaç yudum aldığımda keyifle gözlerimi kapatıp geriye yaslandım ve sütün keyfini çıkarttım. Şu hayatta kendimden sonra en çok süt içmeyi seviyordum. Birkaç yudum içip sınavda da içerim diyerek sütü geri masaya bıraktım ve dudaklarımı yalayarak Angaralıya döndüm. Garip ifadesiyle beni izliyordu. Sırıtıp "ne var la?" Diye sorduğumda yüzünü buruşturdu.
"Sen şive yapma, yakışmıyor" tek kaşımı kaldırıp sırada tamamen yan dönerek rahat bir pozisyon aldım. "Sana ne gardaşım, istediğim gibi gonuşurum" çenemi dikleştirip söylediklerimle dudağının kenarı havaya kalktı sanki. Ama hayal de görüyor olabilirdim tabii.
Öylece birbirimizin suratına bakarken merak ettiğim şeyi sormak için dudaklarımı araladım.
"Sen niye şiveli konuşmuyorsun? Yani konuşuyorsun ama sadece sinirlenince. Neden ?" Kaşlarını çatıp oturduğu yerde kıpırdandı.
"Yakıştırmıyorum kendime" kafamı sallayıp önüme döndüğüm sırada hocanın teki elindeki deneme kağıtlarıyla beraber sınıfa girmişti.
Heyecan ve gerginlikle kollarımı yanımdakinin koluna dolayarak sarsmaya başladım. Bir yandan da konuşuyordum.
"Aha vallaha geldi, Cafer ben yarrağa yedim, napacaz oğlum!" Tek eliyle iki kolumu tutup sabitlerken kocaman olmuş gözlerimle alttan yüzüne bakıyordum. O da bana bakıp derin bir nefes aldı ve hoca duymasın diye normalde yüksek olan sesini kısarak konuştu. "Şimdi ben gidicem, sende güzel güzel denemeni yapacaksın, ve güzel bir puan alacaksın " hızlı hızlı kafamı salladığımda tekrar gülümser gibi oldu. Ama tekrar eski haline döndü hemen.
Ayağa kalkıp hocadan özür dileyerek kapıya doğru yürüdüğünde gerginlikten dudağımı dişliyordum. Kapıyı arkasından kapatmadan önce sanki cesaret vermek ister gibi dudaklarını oynatarak 'sen yaparsın' dedi ve göz kırptı. Ben Darbeyi kalbimden yerken o dışarı çıkmıştı bile.
Yutkunup yanan yanaklarıma ellerimi koyup derin bir nefes aldım. Ben de Koraysam yapardım ulan!
