Otobüs sallanarak durduğunda İnsanların arasından geçip hızlı olmaya çalışarak indim. Ayağımı yere bastığım gibi soğuk rüzgar yüzüme vurduğunda derin bir nefes aldım. Hastalığım az da olsa devam ediyordu bu yüzden hızlı olmalı ve bir an önce sınıftaki kaloriferde yerimi almalıydım.
Hızlı adımlarla bulunduğum duraktan uzaklaştım. Okul sadece birkaç sokak önümdeydi, ama şimdiden burnum akıyormuş gibi geliyordu. Kapüşonumu daha da kafama çekip adımlarımı hızlandırabildiğim kadar hızlandırdım.
Dar sokakta yürümeye devam ederken tam arkamdan gelen yüksek korna sesi beni olduğum yerde sıçrattı. Gözlerimi sonuna kadar açıp arkama döndüm ve baş parmağımı damağıma koyup annemin her korktuğunda yaptığı hareketi yaptım. Sabah sabah kimdi şimdi bu dalyarrak?
Arabanın filmli camından içerideki şahıs gözükmezken biraz daha dikkatli incelediğimde Bu arabanın angaralının arabası olduğunu farkettim. Şöför koltuğunun camı açıldığında gördüğüm yüz de bunun ispatıydı zaten. Kalbimin çarpıntısı kulaklarıma dolarken bunu umursamadım. Alışmıştım.
Eliyle yandaki yolcu koltuğunu işaret ettiğinde kafamı yok der gibi yukarı kaldırdım. Kaşları anında çatıldı ve bu sefer kafasıyla sertçe tekrar yan koltuğu işaret etti, kafamı iki yana salladığımda ağzının içinden bir sabır diledi. Uşağım mıydı ya o benim?
Dik dik suratıma baktığında yine bana yemek yedirdiği gündeki gibi yapacağını anlayıp hemen en sert ifademi takındım.
Kollarımı birbirine geçirip kaşlarımı da çattığımda şaşırdı, gülecek gibi oldu ama son anda yine ifadesiz bir yüzle dik dik bakmaya devam etti.
Bende aynı şekilde ona baktığımda sanki ilk kim pes edecek yarışı yapıyorduk. Siyah gözler iyice içime içime işlemeye başladığında rahatsızca yerimde kıpırdandım. Bu adam böyle bakmayı nerden öğrenmişti amınakoyayım?
Gözlerimi bana bakan karalardan kaçırmamak için içimde savaş verirken kaşlarımı çatılı tutmak için de apayrı bir savaş veriyor gibiydim. Alışık değildim ki ben bu kadar kaşlarımı çatmaya!
Yine geçen günki gibi bakışlardan bunalmaya başlayınca derin bir nefes aldım ve pes ederek sesli bir şekilde offladım. Tek ayağımı da önümdeki taşa geçirdiğimde gülmeye başladı. Gülsündü bakalım, son gülen ben olacaktım, son gülen iyi gülerdi!
Bu sefer bineceğimi bildiği için daha rahat bir ifadeyle yan tarafını gösterdiğinde göz devirip arabanın önünden dolaşarak içine bindim. Zaten okul yakın olduğu için kemerimi takmaya gerek duymamıştım.
"Tak o kemeri." Sert sesi göğüs kafesimde bazı hareketlenmelere neden olurken tekrar offlayıp dediğini yaptım, ona bir bakış attığımda yan yan güldüğünü gördüm. Şerefsiz herif hem hareketleriyle sinirimi bozuyordu, hem de gülümseyerek kalbimi bozuyordu. Bu gidişle aklımı kaybetmem kaçınılmaz gibiydi.
Dediğini yapıp kemerimi taktığımda o da camı kapatmış ve arabayı harekete geçirmişti. Yavaş yavaş okula yaklaşıyorduk. Keşke okul bu kadar yakında olmasaydı.
Bana baktığını hissettiğimde bende ona döndüm. Üstümdeki atkı, bere, mont, kalın polar ve eşofmana bakıp memnun bir ifadeyle kafasını salladı. "Akıllanmış gibisin?" Göz devirip "he he aynen ondan." Diye homurdanarak kafamı cama çevirdim.
Pek de kısık sesli olmayan gülüşü kulaklarıma doldu. Görmek için kafamı çevirdiğimde ise sanki elim ayağım boşalmış gibi hissettim.
kocaman gülümsemesi gözlerimin önündeyken başka birşey hissetmem imkansızdı zaten. İlk defa görüyordum böyle güldüğünü, dudakları iki tarafa genişçe yayılmış, çenesinde belli belirsiz bir gamze oluşmuştu, gözlerinin etrafı kırışmış ve elmacık kemikleri daha da belirginleşmişti. Siyah gözleri anlık bir şekilde parlamış, sonra hemen sönmüştü.
Gülüşü içime içime işlerken zamanı dondurmak, Başa sarıp sarıp gülüşünü dinlemek, Bu mükemmelliği beynime kazımak ve hiç unutmamak istiyordum.
Sadece bir yada iki saniye süren bu gülüş beni tarifsiz bir şekilde etkilerken dudaklarımdaki gülümsemeyi farketmem zaman aldı. Kendimden habersiz etrafımı baygın baygın seyrederken kafamı ona çevirmeye korkuyordum. Olurda tekrar gülerse diye.
Bu sefer kesin kalp krizi geçirirdim.
Gerçi öyle bir gülüş karşısında kim kendini kaybetmezdi ki? Rüyalarımdakiler yanında sönük kalırdı, o kadar güzeldi ki, çok güzeldi. Kocaman güldüğü o iki saniye kafamdan çıkmıyordu.
Okula geldiğimizi o bana seslenince farkettim. Titreyen ellerimle kapıyı açıp hızlıca kendimi dışarı attığımda onun da kapısının açılıp kapandığını duydum. Yanıma gelsin diye yavaş yavaş yürürken bakışlarım yerdeydi. Kalbim hızlı hızlı atmaya devam ediyordu, bu sefer yanında bir de göğüs ağrısı vardı.
O da yanıma geldi, yavaş yavaş okulun bahçesinden geçtik, yüzüne ara ara kaçamak bakışlar atıyordum. Şu an bütün dayanağım o gibiydi. O yanımda olmadığı ilk anda kendimi yere bırakıp bağırarak o gülümsemenin güzelliğine ağlayacaktım sanki.
Merdivenlere geldiğimizde durdu, onun durmasıyla bende durdum ve titrek bir nefes alıp yüzüne baktım. Gözlerim her ne kadar kalın dudakları incelemek istese de aklımda kalan son mantık parçası buna engel oluyordu.
"Hadi görüşürüz fare, çıkışta beni bekliyorsun beraber gidiyoruz. Tamam?" Sesi kulaklarıma uğuldamayla karışık bir şekilde gelirken ne yaptığımı bilmeden kafa salladım. Bu hareketimle saçlarımı karıştırdı ve arkasını dönerek hızlı adımlarla gözden kayboldu.
Derin bir nefes alıp gözlerimi kapattım ve bir süre kendime gelmeyi bekledim. Bende kendi sınıfıma doğru ilerlemeye başladığımda aklım daha yeni yeni kendine geliyordu.
Ne demişti o? Çıkışta beni bekle demişti. Daha sonra birde saçımı karıştırmıştı!
Yüzümde habersiz kocaman bir gülümseme oluşurken ufak ufak zıplayarak sınıftan içeri girdim. Gördüğüm tanıdık yüzlere selam verip yerime geçtiğimde aklıma dolan gülüş, bugün beni rahat bırakmayacaktı anlaşılan.
Gülüşe de düşmezsin koray...
