Telaşlı bir şekilde evden içeriye girdiğimde annem ve babamla selamlaşıp hemen kendimi odama attım. Bugün diğer günlerin aksine daha çok yorulmuştum sanki. Hemen okul formamı bir kenara fırlatırken gördüğüm silüetle elim pantolonumun fermuarında iken durdum. Az önce burada değildi, nasıl bir anda gelmişti ki?
Hava bir anda kararırken siyah gözleri yüzümde ve vücudumda dolanarak bana yaklaştı. Kalp atışlarım kulağıma kadar gelirken yüzü şimdi yüzümün hemen önündeydi. Elleri belimi bulurken bulunduğumuz durumu hiç garipsemeden uzun boyu nedeniyle parmak uçlarımdan destek alarak bende kollarımı boynuna doladım.
Zorlandığımı farkedip beni kucağına aldığında şimdi daha rahattım. Ellimi saçına sardığımda o güzel dokusu beni benden aldı. Kucağındaki benimle birlikte yatağa oturduğunda karanlıktan dolayı çok az görünen yüzünü inceledim.
Bana olan bakışları, o kadar güzeldi ki kendimi özel hissetmekten alıkoyamıyordum. Siyahları şefkatle ve sevgiyle boyanmıştı bir anda. Bu renk gözlerine çok yakışmıştı.
Ateş gibi olan elini yanağımda hissettim. Bir süre soğuk yanağımı okşadı. "Çok güzelsin Koray, çok güzelsin bebeğim." Göğsüm hızla inip kalkarken kullandığı iltifat şekli daha çok sıcaklamama neden olmuştu. Neden basit bir sözcük bu kadar etkilerdi ki insanı?
Titrekçe bir nefes alıp kucağına iyice yerleştiğimde, altımdaki kabarıklık kasıklarımdan göğsüme doğru bir ateşin yükselmesine neden oldu. Birkaç defa sürtündüğümde tahrik olmuş bakışları tenimi delip geçiyordu sanki.
Yüzünü uzun uzun izlediğimde gülümsedi, hem de tam bir şekilde. Gülüşünün harikalığına ağlamak istedim o an. Bir insan başka bir insanı bu kadar mest edebilir miydi? Hemde sadece gülümseyerek.
İstemsizce o mükemmel yüzüne doğru yaklaştığımda bakışları dudaklarıma indi. Gözlerim ağır ağır kapanırken onu hissetmeyi bekledim.
Beklediğim gibi olmazken gözlerimi bu sefer gerçek dünyaya açtım. Önümde onun yüzü yoktu. Odamda değildi ve yatağımda oturmuyordu. Tek başımaydım ve rüyamın aksine sabah olmuştu. Gözlerim odanın beyaz tavanında dolaştı. Bir an kendime gelememiştim. O kadar gerçekçiydi ki.
Bilinç altıma lanetler okurken o rüyayı sadece bir saniye olsun devam ettirmek için herşeyimi verirdim. Sadece bir saniye de olsa onu öpmek istiyordum. Bunu hiçbir zaman yapamayacağımı bilmek içimi acıtıyordu. En azından rüyalarımda kavuşsaydık bari.
İmkansızlık ve gerçeklik soğuk bir tokat gibi canımı yakarken gözlerim doldu. Dudaklarım istemsizce büzülürken derin bir nefes aldım. İstemiyordum lan ben. Aşkımı bile dilediğim gibi yaşayamayacağım bir dünya istemiyordum!
Onunla birlikte olmak istiyordum. Elini tutmak, ona yaklaşabilmek.
Herkese çatışan kaşları bana hiç çatılmasın istiyordum. Kimseyi görmeyen gözleri bir beni görsün, hep ifadesiz bakışları bana dönünce değişsin istiyordum.
Rüyamdaki gibi titrek bir nefes alırken başımın altındaki yastığı kaldırıp sıkıca yüzüme bastırdım. Bütün vücudum özlemle yanarken onu görmek istedim. Şu an onu görmem gerekiyordu, yoksa içimdeki bu ateş benimle birlikte herşeyi yakacak gibiydi. En son görüşmemiz daha dün geceydi oysa, beni evime bırakmış, ufak bir vedalaşmayla ayrılmıştık. Ondan sonra birkaç defa balkona sigara içmeye çıkmıştı.
Bakışlarım balkona kayarken yorganı üstümden çekip ayağa kalktım. Bacaklarım hala rüyanın etkisiyle titremeye devam ediyordu. Umursamayıp hızlı adımlar atarken bir elimle gözlerimi silip balkona çıktım. Gördüğüm balkon boş olsa bile onun o pencerenin arkasında bir yerlerde horul horul uyuduğunu bilmek yüzümde yamuk yumuk bir gülümseme oluşturdu. Ellerimi pervaza koyup kenarda şarjda duran telefonumu aldım.
Direkt galeriye girdiğimde ondan gizli çektiğim birkaç fotoğrafa bakmaya başladım. Favorim beden dersinde boş olan sınıfında bir tek o uyurken çektiğimdi. Çok masum çıkmıştı, kaşları çatık değildi birkere!
Büzülmüş dudakları telefonun ekranından okşarken istemsizce bende dudaklarımı büzmüştüm. Bitiyordum anasını satayım. O kadar yakışıklı, karizmatik ve mükemmel geliyordu ki gözüme.
Şu ana kadar bir insanda aradığım, arayacağım herşey onda gibiydi. Babacan tavırları, çoğunlukla ciddi ama gerektiğinde gevşek ve rahat oluşu. Sinirlendiğinde çıkan damarları, birine bağırırken gözlerini sonuna kadar açması, yanındaki insanlara ve sevdiklerine karşı şefkatli yaklaşması, yardıma ihtiyacı olan birini gördüğünde hiç tereddüt etmemesi.
Bu liste böyle devam edebilirdi..
Tamam, biraz kötü bir şekilde başlamış olabilirdik ama iyi devam ediyorduk bence.
En azından arkadaşı olmak istiyordum. Sürekli yanında olmak için bir nedene ihtiyacım vardı. Bunun için eğer ona arkadaşım, hatta daha da kötüsü abim gibi davranmam gerekecekse bile bunu yapacaktım.
İçinde onun olmadığı fotoğrafları hızlı hızlı geçerken bir fotoğrafa denk geldiğimde anında gülümsedim. Okul bahçesinde çekilmiş bir fotoğraftı. Kızın tekiyle arka bahçede yiyişirken yakaladığı bir arkadaşını azarlıyordu. Elleri belindeydi ve sinirden boynu kızarmış, damarları iyice belli olmuştu.
Çatık kaşlara ve bağırmak üzere olan aralık ağıza gülümseyerek baktım. Tıpkı oğluna kızan bir baba gibiydi. Bu düşünceyle gülümsemem genişlerken fotoğrafı biraz daha inceleyip geçtim. Her yerde fotoğrafı vardı, bahçede, sınıfta, kantinde, okul çıkışında, parkta, balkonda sigarasını içerken gizlice çekmeye çalıştığım fotoğrafları bile vardı.
Bazıları alelacele çekildiği için ya bulanık ya da yarım yamalaktı. Onları bile silmeye elim gitmiyordu çünkü bulanıkta olsa oydu fotoğraftaki. Biraz takıntılı olabilirdim. Ama aşık olduğum için hiçbir hareketi garip gelmiyordu bana. Aşıktım, kışın ortasında yanıyordum ulan!
Deli gibi sevdiğimi daha yeni farketmem bile sikimde değildi, Aşıktım anasını satayım, bu ne güzel bir kelimeydi, aşığım..
Karşı balkondaki hareketlenmeyle gözlerim hemen oraya kayarken gördüğüm bedenle burnumun direği sızladı. Özlem bütün bedenimi sararken onu her gördüğümde kalp atışlarımın hızlanmasına çoktan alıştığım için bir tepki veremedim.
Gözlerimle onu takip ederken kafası eğikti, muhtemelen geç saatlere kadar ayakta kalmıştı ve şimdi hala uykusu vardı. Bir elini kaldırıp gözlerini ovuştururken kaşları çatıktı. Gözlerindeki elini indirip üstündeki siyah sporcu atletini sanki sıcaktan yakınır gibi silkeledi. Hava 10 dereceydi..
Kafasını kaldırıp korkuluğa yaklaşırken kömür karası gözleri sokakta gezindi. Benim gibi o da kollarını balkon demirine yasladığında heyecanla bir nefes aldım. Er yada geç gözleri benim olduğum tarafa değecekti, o zaman ne tepki vereceğimi bilmiyordum. Belki de bu kadar derin bakmamam lazımdı. Garip karşılayabilirdi. Ama umurumda değildi. Aşıktım ben!
O sigarasını çıkartıp uyumaktan şişmiş dudaklarına yerleştirdiğinde izlemeye devam ettim. çakmağıyla yaktığındaysa istemsizce bende onunla aynı anda derin bir nefes çektim içime. Kokusu sanki ta o taraftan burnuma gelmiş gibi olurken gülümsedim.
Birkaç saniye sonra gözleri bana dönerken kalın biçimli kaşları havaya kalktı. Saliselik bir beklemeden sonra başıyla selam verirken ne yaptığımı bilmeden alışkanlıkla bende elimi kaldırarak hafifçe salladım.
Kısa bir tebessüm etmişti ama hoşuma gitmemişti bu. Rüyamdaki gibi tam bir gülümseme değildi. Samimi de gelmemişti. Onu tıpkı rüyamdaki gibi gülümsetmeden içim rahat etmeyecekti anlaşılan.
O sokağı izleyerek sigarasının dibini görürken onu izledim. Sigarası bitip tekrar bir baş selamıyla balkondan çıktığında göğsümdeki ağrı biraz olsun azalmış gibiydi.
Sanki onun varlığıyla ısınıyormuş gibi o gittiğinde üşüdüğümü farkettim. Üstümdeki sweate biraz daha sığınıp içeri girdiğimde yüzümde buruk bir gülümseme vardı.
Bu bölüm çok dramatik oldu Acilen gevşemem lazım gideyim de az kedi videoları izleyeyim.
