Eun'a bakıp titrek sesimle "kaç yıl ömrü kaldı." Dediğimde ikinci şoku yaşamıştım.
"4 Ay"
kelimeyi duyduğum an Eun 'un yakasına yapışıp kafasını duvara çarptım. "Sen benimle dalga mı geçiyorsun Eun! Ne demek 4 ay ömrü kaldı!
"T-Taehyung bu benim suçum değil; Senin suçun.
Eun'a ne kadar çok sinirlensem de haklıydı. Onun ölümü benim yüzümden olacaktı ama zaten onu öldürmeyecek miydim? Neden sinirleneyim ki değil mi? Ben böyle düşünürken yoğum bakımdan Jungkook'u çıkaran hemşireleri görünce düşüncelerimden vazgeçip ona baktım. Onu normal odaya götürüyorlardı. Sedyeden yatağa yerleştirip serum ve adını daha bilmediğim ilaçları taktıkları serumlara enjekte ettiler...
Sadece onlara baktım. Jungkook halen uyanmamıştı. Acaba uyandığında kanser olduğunu öğrenince tepkisi ne olacaktı. Üzülecek mi? yoksa sevinecek miydi?
2 GÜN SONRA
TAEHYUNG
O günün ardından tam 2 gün geçmişti. Jungkook'un kanser olmasını ve dört ay ömrünün kalmasına halen inanmıyordum. Şaka olmalıydı. Kapının açılmasıyla kendime gelip gelen kişiye baktım. Bu Seojoon'du. Resmen odama dalmıştı. Ona sinirli bir şekilde bakarken o umursamaz tavırlarıyla yatağa çıkmaya çalıştı.
"Seojoon git başımdan bir de seninle uğraşamam!"
"Sana uğraş diyen de yok zaten. "
Ahğ! Bu çocuk cidden sinirlerimi bozuyordu artık. "Sana gitmeni söyledim seojoon!"
Seojoon'na bağırdığım sırada Jungkook kapıyı çalıp içeri girdi. Elindeki kahveyle kapının yanına dikilip komut bekliyordu. Boğuk çıkan sesimle ona "Masaya bırak" dedim. Jungkook hafif kafa sallayarak beni onaylayıp kahveyi masaya koyup yarım bıraktığı temizliği bitirmek için gitti. Hiçbir şeyden haberi yoktu. Kimsenin yoktu ona söylemek istemedim. Zaten o banyo olayından sonra hiç kimseyle konuşmadı.
Ona kanser olduğunu ve ömrünün az kaldığını söylemeyecektim. Normal hayatına yani köleliğe devam edecekti. Tabii farklı yöntemlerle.
Ben böyle düşüncelere dalıp gittiğim sırada Seojoon konuştu.
"Ne o amca aşık mı oldun (!)"
Sen halen burada mısın küçük şeytan! Diye seslendiğimde "hiç gitmedim ki dedi. İçimden sabır dileyerekten kahvemi yudumladım.
"Amca az önce gelen çocuk neden burada çalışıyor? Yani küçük duruyor 15 yaşında filan neden burda çalışma gereği duysun ki?"
Seojoon'un ard arda sıraladığı soruları duymazdan gelerek "ben senin amcan değilim. " dedim.
"Bende isteyerek sana amca demiyorum zaten Babam bana amca dememi söyledi."
"Söylesene neden Jimin'e baba diyorsun hyung demen gerekmiyor mu? Dediğimde bana şaşkın şaşkın bakıp "bir insan neden babasına hyung desin ki" dediğinde ona tuhaf bir şekilde baktım.
"Nasıl yani Jimin senin gerçekten mi baban! Ama nasıl sen Kai'nin çocuğusun bu nasıl olur dediğimde " Kai' da kim? Onu tanımıyorum benim babam değil ki o " dedi. O sırada Jimin Kapıyı çalıp içeri girdi. Seojoon bende seni her yerde arıyorum nerelerdeydin! Diye sinirlendiğinde özür dilerim baba sadece evi merak edip turluyordum deyip Jimin'nin yanına gitti. Jimin ise benim yüzüme bile bakmadan Seojoon ile beraber odamdan çıktı.
Seojoon nasıl Kai'nin çocuğu olmaz yanlış mı araştırdım yoksa Seojoon yalan mı söylüyordu. Bence yalan söylüyordu çünkü Jimin "bir arkadaşımın oğlu ve kısa süre sonra gidecek" demişti. Kesinlikle yalan söylüyordu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Prisoner Slave
FanficBorcunu almak için gittiği evde Jungkook'u gördüğü an ona aşık olup fakat bir türlü onuruna yediremeyen Taehyung, bir sebepten dolayı onu kendi evine götürür ve ona köle muamelesi yaparak kendinden soğutmaya çalışır ama Taehyung'un bilmediği bir şey...
