Yüzüme vuran güneş ışıyla uykumdan koparken kısık gözlerle görüş alanıma giren pencereye baktım. Güneş tam olarak yüzüme vuruyordu ve gözlerim acıyordu.
Sol kolumun üstüne yatarak pencereye sırtımı döndüm. Doğan'a biraz daha yaklaşıp başımı karnının üstüne koyduğumda duraksadım. Sert, kaya gibi olan kaslar yerine yumuşak, ince bir karın vardı başımın altında.
"Doğan..." Uykulu bir sesle mırıldandım.
Az uyumuş olmalıyım ki gözümün önünü görmüyordum. Başımda deli gibi ağrıyordu.
Hemen Doğan'ın kafasının yanına yattığımda omuzlarıma değen saçlarla kaşlarım çatıldı. Niye omuzlarıma kadar değiyordu saçları?
Başımı kaldırıp gözlerimi ovaladım. Ardından çatık kaşlarımla Doğan'a bakmıştım ki başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Çünkü yanımda hiç tanımadığım bir kadın uyuyordu!
Şokla geriye gittiğimda yataktan düşmüştüm. Bakışlarım kendi üstüme kaydığında benim de çıplak olduğumu gördüm.
Gözlerim büyürken ayağa kalktım ama anın şaşkınlığıyla yere düşecek gibi oldum. Başım dönüyordu.
Gözlerim hemen giysilerimi ararken devasa büyüklükte bir otel odasında olduğumu fark ettim. Etrafa saçılmış, alkol kokan giysilerimi hızla üzerime geçirdim. Yerdeki tişörtümü kaldırdığımda açılmış prezervatif paketini görmem nefesimi kesmişti.
"Siktir." Diye mırıldandım. Kalbim göğsümü yırtacak kadar hızlı atıyordu.
Ne bok yemiştim ben...
En son Doğan'la kavga etmiştik ve ben ağlayarak mekandan ayrılmıştım. Sonra da bir bara gidip tek başıma içmeye gitmiştim. Sonra da...
Yok. Sonrası yok.
Bundan sonrası zihnimde hiçbir şekilde canlanmıyordu.
Korkuyla solurken uyuyan kadına baktım. Tişörtü kafamdan geçirip kadının yanına ilerledim.
Yapmamışımdır ben. Ne olursa olsun yapmam ki böyle bir şeyi...
Kadını hafifçe omuzundan dürttüm. Kadın benden birkaç yaş büyük gibi duruyordu. Kadın yüzünü bana doğru döndüğünde boynundaki yer yer kızarıklıklar ve diş izlerini gördüğümde yutkundum.
"Şey, bir baksana." Dedim ona nasıl hitap edeceğimi bilemeden. Birkaç mırıltı çıkardı ama gözlerini açmamıştı bile. "Bir şey soracağım kalksana."
Yüzünü diğer tarafa çevirip yorganın biraz daha üstüne çekti.
"Para istemiyorum, zevk için yaptım." Diye uykulu bir sesle mırıldandı.
"A-ah! Hızlan!"
Zihnime bomba gibi düşen tanıdık sesle aklıma dün geceden kalma o cümleler doldu. Kadının inlemeleri kulaklarımda uğuldarken gözlerim dolmaya başladı.
Bu sesi hatırlıyordum. Kulağıma dolan inlemeler bu kadından başkasına ait değildi.
"Yaptık mı cidden?" Dedim titreyen sesimle.
"Ne saçmalıyorsun ya? Arkam hâlâ deli gibi acıdığına göre..." Dedi ve sinirli bir nefes verdi.
Bir elimi sol göğsümün üzerine koydum.
Başım iyice dönerken düşecek gibi olduğumda duvara tutundum. Kalbim durmuş gibi hissediyordum ki farkındalık duygusu tüm vücuduma yayılmıştı.
Ben Doğan'ı mı aldatmıştım...
Doğan'ı, çocukluktan beri deli gibi sevdiğim adamı.
Kimsesizken her şeyim olan adamı.
Aklıma telefonum gelirken hızla etrafıma baktım. Doğan aramıştır. Yatağın kenarına düşmüş telefonumu aldım ve hızlıca açtığımda onlarca bildirim düşmüştü ekrana.
Hemen Doğan'ın mesajlarına tıkladım. Ama garip bir şekilde ben zaten bu mesajları açmışım. Doğan'ın attığı tüm mesajlara görüldü bırakmışım sadece. Ben okumamıştım bile bunları!?
Görüldü attığım mesajları büyük bir korkuyla okumaya başladım.
Dogi dogi: Ahmet neredesin? (17.45)
Dogi dogi: Birden çıktın gittin endişleniyorum (18.10)
Dogi dogi: Bak ben uğraşmak derken o anlamda dememiştim. Başına bir şey geldiğinde canım senden daha çok yanıyor, gerçekten çok üzülüyorum. Uğraşmak derken bunu kast etmiştim. Sadece sinir anında öyle çıktı ağzımdan. (18.30)
Dogi dogi: Seni üzdüysem özür dilerim (19.01)
Dogi dogi: Gelde barışalım, seni özledim. (19.18)
Dogi dogi: Bebeğim daha ne diyeyim istiyorsun, cevap ver lütfen (19.30)
Gözlerimden yaşlar akarken bir elimle ağzımı kapattım sesim çıkmasın diye. Düşmeyeyim diye yatağın kenarına oturmuştum.
Dogi dogi: Çilekli pasta aldım bebeğime (19.40)
Dogi dogi: İyi eğlenceler Ahmet (04.50)
Son mesajıyla ıslak gözlerim kocaman olurken ayağa kalktım ve koşarak kapıya ilerledim. Otel odasından çıkıp geniş koridora çıktığımda bir tane otel çalışanının gözleri bana döndüm. Nasıl bir haldeydim bilmiyorum ama gözlerini ayıramadı.
Hızla otelden çıkarken dışarıdaki soğuk hava vurdu tişörtümün açıkta bıraktığı kollarıma. Gözümden yaşlar akarken hâlâ inkar ediyordum.
"Yapmamışımdır ben." Dedim kendimi ikna etmeye çalışırken. Caddede koşar adımlarla yürürken hıçkırdım bir kere.
"Yapmazsın Ahmet, ne olursa olsun yapmazsın." Kendime bunları tekrarlarken sesimin titremesi bile bu dediklerimi yalanlıyordu.
Ne ara eve gelmiştim bilmiyorum bile. Yol boyunca kendi kendime sayıklayıp ağlamıştım.
Sitenin bahçesine girecekken adımlarım yavaşladı. Bedenim pes etmiş gibi olurken sitenin gerisindeki depo olarak kullanılan eski bir binanın önüne çöktüm. Dizlerimi kendime çekip yüzümü arasına gömerken ağlamam şiddetlendi. Yanına gitmekten korkuyordum. Kahve gözleri bana öfkeyle bakacaktı.
"Benden nefret edecek..."
Edecekti.
Derin bir nefes alıp verdim ama boğuluyordum ve bu nefes hiçbir işe yaramıyordu.
"Yapmamışım olayım lütfen..."
Her şey yaptığımı gösterirken bunu demem bile saçmaydı.
Sarhoş olmam asla bir bahane olamazdı. Ne olursa olsun yapmıştım. Ucunda ölüm dahi olsa yapmamalıydım.
Ama ben salak bir alkole kanıp sevgilimi aldatmıştım. Bu aldığım nefesi bile hak etmiyordum.
"İstemiyorum, benden nefret etsin istemiyorum." Dedim çocuk gibi mızmızlanarak.
Ne kadar suçlu olursam olayım Doğan benden nefret etsin istemiyordum. Çok seviyordum onu, kendimden bile çok.
Seven insan aldatır mı Ahmet?
Kafamın içindeki o ses bana bunu söylerken yaşlarımla ıslanan dudaklarımı birbirine bastırdım ve başımı olumsuzca salladım.
"Allah'ım istemiyorum, Doğan benden nefret etmesin."
Doğan benden nefret edecekti.
Ve ben bunu hak etmiştim.
***
Bölümü burada kesmeyecektim ama Doğan'ın anlatımıyla yazmak istedim kalanını.
ig: the.priiince
ŞİMDİ OKUDUĞUN
BELA -BXB
RandomYaramaz kişiliğiyle başı beladan kurtulmayan Ahmet, Ve onun kurtarıcısı Doğan... "Benim ailem sensin" !!!Kitaptaki olaylar ve karakterler gerçeğe dayanmamaktadır. Tümü hayal ürünüdür.
