"...Bu küçük kız, kırmızı pelerinini çok sevmiş ve sürekli giymiş. Bu yüzden herkes onu 'Kırmızı Başlıklı Kız' diye çağırmaya başlamış. Bir gün annesi küçük kızı çağırmış." masalı okumaya devam ettiğim vakitlerde Ayberk "Bu hastanede kimse seni sevmiyor." diye araya girdi.
"Annesi küçük kızına demiş ki," sesimi yükselterek masalı okumaya devam ettim, "'Kızım kızım, büyükannen hastalanmış. Git de onun sefil karnını bu içine tükürdüğüm çorba ve ellerimi kuma batırıp sonra yoğurmaya başladığım hamurdan yaptığım kurabiyelerle doyur. Dikkat eyle hepsini eksiksiz yesin. 'Midem almıyor.' derse 'Annem kudret narı koydu büyükanne!' diye kulağının dibinde bağır.'"
Ayberk sinirleri bozulduğundan ötürü ara sıra gülüyor, "Ben bu hallere düşecek ne yaptım?" diye homurdanıyor ve hasta yatağında huzursuzca kıpırdanıyordu. Ona aldırış etmeden refakatçi koltuğuna sırtımı daha çok yaslayıp elimdeki kitabı birebir, hiç bozmadan, okumaya devam ettim.
"Küçük kız bütün albenisiyle annesine en içten gülümsemesini sunar ve elindekilerle birlikte yola koyulur. Bir yandan annesinin 'sakın tavşan yolundan başka bir yola sapma' uyarılarını düşünürken bir yandan elindeki çorba dolu tencereye tükürmekle meşguldür. Kudret narından öte bir şeyler katmak adına aklına gelen kötü düşünceleri bir kenara bırakır. Hayır durup o tencereye,"
"Sıçmaz ama işer, deme!"
Ayberk'in verdiği fikirle duraksadım. Kafamı kaldırıp soluk ifadesinde gözlerimi gezdirdiğim sırada bütün albenimle dudaklarıma en içten gülümsememi yerleştirdim. "Aklıma gelmemişti." dediğimde doğrulduğu için uzaklaştığı yastığına kafasını sertçe vurdu ve bakışlarını tavana dikti.
"Eşeğin aklına karpuz kabuğu düşürdüm."
"Eşek ben miyim?"
Onaylarcasına başını sallayınca gözlerimi kıstım. Üç koca gündür burada ona refakat ediyordum ama o benim hatırımı bilmek yerine sürekli hakaret ediyordu. "Fok balığı." ağzımın içinde konuşup önüme döndüm. Morali bozulmasın diye ona sesli sesli de hakaret edemez olmuştum. Masalda kaldığım paragrafa parmağımı yasladığım esnada uygun satırı bulmaya çalışıyordum ama bir türlü başarılı olamıyordum.
"Ben fok balığıysam sen nesin?"
Yeterince kısık söylediğim hakaretimi duyduğunu fark edince iç çektim ve "Ben bir kelebek kadar narin ve güzelim." dedim.
"Narin ve güzel mi? Seni tırtıl."
Daha dün akşam sabaha kadar uykusunda dahil olmak üzere bana hakaret ettiğini düşünürsek bu uzayıp giderdi. Bu yüzden büyük bir olgunlukla masal kitabını kapayıp yanımdaki komodine yerleştirdim. "Bana bak şempanze," dirseklerimi dizlerime yasladım, "Benden olsa olsa kanarya olur. Benzetmelerini o düzeyde yaparsan sevinirim."
"Ha yani," derken bana döndü, "Sen bana şempanze derken sıkıntı yok ama ben sana tırtıl derken sıkıntı öyle mi? Benim nerem şempanzeye benziyor?" işaret parmağıyla kendisini gösteriyor ve gerçekten benden bir cevap bekliyordu.
Bu gece onun yüzünden Behzat hocayı ektiğim hatıralarıma düştü. Az da olsa dinginleşince oturduğum yerden kalkıp mini buzdolabına doğru yol aldım. Ayberk "Daha masalını bitirmedin nereye?" diye soruyordu.
"Açım tarla faresi."
"Eve gitsene, yerine Lodos amca gelir."
"Babam doktor değil." net bir dille onu reddettim. Eğilerek mini buzdolabının kapağını açtım ve içerisinden gözüme çarpan ilk hazır keki alıp buzdolabını geri kapadım. Kekin poşetini yırtmaya başladığım sırada "Sana doktor lazım." diye söyleniyordum.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
BEHZAT'IN HERASI
RomanceDoktor/öğrenci temalıdır, yaş farkı içerir. Bir tık yetişkin içerik barındırıyor olabilir. İlk bölümler textingtir. . Başlangıç tarihi: 07.04.24
