Hava o kadar sıcaktı ki, derinin altına işleyen ısı kanını fokurdatıyordu. Etraftaki koku ve görüntüye rağmen yürümeye devam ediyordun...
Hemen solunda ki birbirine girmiş arabalar, yerlere dağılan insanlar, kanlar, çöpler ve insanlardan yükselen o çürük kokusu... Şehir ölüyordu. Dünyada ki son durumu bilmiyordun ama burası ölüyordu.
Kaç gündür yıkanmamıştın? Kaç gündür su ve yemek yoktu midende? Kaç defa saldırıdan kurtulmuştun? Ve son olarak... Nasıl iki günde silah kullanmayı öğrendin?
Sorular zor değildi aslında. Ama yaşadıklarına bakılırsa ağızdan tek harfin boynu bükük sesini çıkarmak zordu... Alnında oluşan ter damlacıkları zihnini taze tutuyordu.
Arabaların kapılarını açarak işe yarar şeyler bulmak için uğraşıyordun ama nafileydi...
Yoktu. Su, yemek, silah? Durumlar gittikçe zorlaşıyordu ve öleceğini kafaya koymuş durumdaydın. Ama son damlasına kadar da direnmek istiyordun...
Bir arabanın daha kapısını umutsuzlukla açarken içerideki yaratık ellerini çıkartıp bacaklarına sarıldı. Eli yüzü dağılmış, gözleri ferini kaybetmişti. Vücudu eriyordu, asit dökülmüş gibi akıp gidiyordu. Ona eğilip baktın ve belinde ki silahı çekip tam kafasına patlattın.
İnsanların ölümünü görmek... Onlar ölüp tekrar diriliyor ve ardından tekrar ölüme terk ediliyorlardı.
Silahın patlama sesi tehlikeli olsa da yapacak birşey yoktu.
Tek bir yaratık için silâh patlatmak iyi bir fikir hiçbir zaman olmadı da zaten...
Birkaç arabaya daha bakıp bulduğun bir teneke kutudaki gazoz ile elinde ezilip erimiş bir çikolata vardı. Çikolatayı akşama saklayıp, susuzlukla sodadan birkaç yudum aldın...
Sodadan birkaç damla kaçıp dudaklarının kenarından aşağı süzülürken gözlerini kapatıp susuzluğunu gidermenin nasıl bir his olduğunu yaşamaya çalıştın.
Dikkatin o kadar dağınıktı ki uzaktan gelen yaratık kafilesini farketmedin bile. Hemen sağ önünde duran arabaya çarpıp biri yere devrilirken çıkarttığı ses ile ayıldın.
Gözlerini kocaman açarken sodayı bir köşeye fırlatıp koşmaya başladın. Yaklaşık olarak onbeş yirmi kişi varlardı fakat sende o kadar kurşun yoktu.
Patlama sesini duyup gelmiş olmalılardı. Planını neredeyse oluşturmuştun. Koşabildiğin kadar koş dayanamadığın yerde ateş et.
Eğer bir mermi birinden çıktı diğerine girse şansın yaver gidebilirdi ama bu çokta mümkün değildi.
Taze kanın kokusunu alan yaratıklar daha da hızlanırken yerde ki kamuflaj ceketini avuçların arasına aldın ve daha da hızlandın.
Soda her ne kadar iyi gelse de enerji vermemişti. Aç ve çelimsiz vücudun gittikçe güçsüzleşiyordu...
Asfalt yolun bariyerlerini atlayıp ormana daldın. Birkaç ağaca bakındıktan sonra önündeki ağaca çıkmak için savaş verdin. Dört metre yukarı çıktığın da az daha ilerde bir kafile daha gördün.
"Ateş etmemeliydim..." diyerek ellerinle daha da asılarak ağacın tepesine çıktın. Omzundaki kamuflaj ceketini giyip silahının kilidini kapatıp beline koydun ve rahat olacağın bir yere kaymaya çalıştın. İki dalın arasındaki yere yerleştiğinde sakince onların dağılmalarını beklemeye karar verdin. Ateş etmek başka bir grubu buraya çekebilirdi. Bu da büyük bir risk olurdu.
Gözlerin baygınlıkla kapandığın da onlara izin verdin ve uykuya daldın...
Bir kuş cıvıltısı kulağının kenarında biryerlerde duyuluyordu. Kolundan dürtüklendin anında elini beline atıp ileri doğruttun.
"Sakin ol... Ben insanım. Dün akşam ki çağrın yüzünden burada sıkıştık. Çok akıllısın cidden. "
"Ne? Ben... Şey... Zorunda kaldım. Sen de kimsin?! "
"Zorunda değildin. Bir taneydi ve sen bir sürüyü buraya topladın. Seni koruyama-... Neyse ben Jin." dedi aniden. Duraksamıştı. 'Beni korumak mı?' diye düşündün...
"Nereden biliyorsun bunları? Seni bir yerlerden hatırlıyorum... "
"Hatırlaman normal (y/n) aynı okuldaydık..."
"Sen ateş ettiğimde bir kişinin olduğunu nereden biliyorsun? "
"Seni izliyordum da ondan. "
"İyi de neden? "
"Bunu normal bir şartta olsak söylemezdim (y/n) ama ucunda ölüm olduğunu düşünüyorum bu yüzden... Ben seni seviyorum. Bu yüzden izledim. Seni koruyamadım üzgünüm. "
"Ah, sakin ol. Ben iyiyim zaten... " itirafı ansızın gelmişti fakat bu şaşırtmadı çünkü, böyle bir olay kulağına gelmişti... Aslında yakışıklıydı. Hem de fazlasıyla...
"Şimdi bana yapacağım şey için kızma. "
"Ne-? " ve elleri başının ardına uzandı ve seni kendine yaklaştırdı dudakları sus çizgine yakınlarda durdu ama öpmedi nefesini verdi. Nefesi yakıp geçti. Yıkıp geçti.
Ve dudaklarını geri çekti, yapamadı...
"Seni koruyacağım... Buradan sağ çıkacaksın. Seni bir şekilde kurtaracağım sana söz veriyorum. Lütfen bana güven ve dediklerimi harfiyen yap. "
"Peki, yapacağım. "
Bana ne oldu ya... Bölümü yazamadım. Affedin beni lütfen ama gelecek bölüm bunu telafi edeceğim... Efsane olacak efsaneee!
Yanlış varsa affola bazen gözümden kaçıyor...
