~18.BÖLÜM~

4.2K 258 11
                                    

Media'daki sözün anlamı; Dünya için bir kişi olmalısın; fakat bir kişi için dünya olmalısın:) Söz bana ait değil. Resmi birleştirdiğim programın bir sözü. Temayla birlikte yani:) O resmi oraya koydum, Baktıkça bu konudaki beceriksizliğimi görün istedim:D
"Ya hayatımın altı üstünden güzelse. İzin ver sana yardım edeyim. Kaçarak nereye kadar? Kurtulabileceğini mi sanıyorsun? Hani demiştin ya kimsem yoktu. Ben de içime atmayı öğrendim diye. Artık kimsen var.  İçine atma anlat. Bilmeye hakkım yok mu sence de?"

Gökalp gözlerimin içine derince baktı. Ve kocaman gülümsedi. Bu çok değişikti. Bakışında farklılık vardı. Bana bir şeyler demek istiyordu sanki. Hele o gülümsemesi. Hiç böyle görmemiştim onu. Öyle bir baktı baktı öyle bir güldü ki sanki içimden bir parça koptu. O an iyice anladım Gökalp'i çok sevdiğimi. 

"Tamam o  zaman ben seni doğruya götüreyim. Sen zaten öğreneceksin orada. Ama bilmiş ol ki ben öğrenmeni istemiyorum. ÇÜNKÜ SENİN ÜZÜLMENİ İSTEMİYORUM."

"Gerçeklerden kaçarak ne kadar mutlu bir hayat yaşayabilirim ki? Hem belki de öğrenmem daha iyi olur. Yaşamadan bilemeyiz. Hadi neresiyse o doğru beni götür oraya."

"Son kararın bu mu?"

"bu!"

"Çok inatçısın."

"Biraz öyledir."

"Tamam o zaman"

"Tamam o zaman"

Birlikte arabaya gittik. Gökalp'e karşı ne kadar kararlı gibi konuşsam da hiç emin değilim. Ne ki o gerçekler? Beni neden bu derece üzecekmiş? Hem öğrenirsem neler olacak gerçekten emin değilim. Ama bilmeyi istiyorum. Ne olur ne biter, üzülür müyüm, hayatım mı kararır bilmiyorum ama bildiğim bir şey var. O da; Gökalp'in yükünü hafifletmek istemem, ONU ÜZGÜN GÖRMEK İSTEMEMEM. Bu yükü birlikte taşıyabiliriz. Hem korkmuyorum yıkılmaktan. Çünkü biliyorum ki ben düşersem Gökalp benim elimden tutar, beni kaldırır. Bir insana koşulsuz şartsız güvenebilmek çok güzel bir duygu. Gökalp'i her ne kadar fazla tanımıyor olsam da ona güvenmek istiyorum. Çünkü içimde bir his var. Ona güvenmem gerekmiş gibi hissediyorum. 

"Geldik."

"A-ama burası bizim eski evimiz. Burası ile ne tür bir bağlantısı olabilir. Gerçek nasıl bizim evimiz olabilir."

"Hadi in görürsün içeride." Arabadan indik kapının önüne vardık. Yine anne babamı hatırladım. Bu ev onları hatırlatıyordu. Gözlerimden bir damla yaş aktı. Gökalp güven verircesine elini belime sardı. 

"Bade. Hala bir şansın var. Dönebiliriz istersen."

"Hayır! İstemiyorum. dönmek filan yok. Bir defa girdim bu yola. Artık girsek hemen ne olacaksa olsa?"

"Peki tamam. Ama senden bir söz vermeni istiyorum; öğreneceklerinden sonra kendini çok fazla yıpratmayacaksın ve ne olursa olsun benimle paylaşacağız. Karı-koca olmasak da dost olduğumuzu unutma. Söz mü?"

"Söz" söyledikleri saçma bir şekilde canımı yakmıştı. Dosttuk. Hıh ne güzel. Dostuz. Ben salak gibi ona aşık oldum. Ama ben onun sadece koruması gereken bir dostuyum. Öyle mi? Safım ben. Saf. Adam senle sözleşmeli evlilik yapsın sen ondan bir şeyler bekle. Hem belki sevgilisi bile vardır. Ne olacak başka. Sonuçta top model gibi adam yani. Değil mi ama?

"Hadi gir içeri."

"Tamam."

Merak ve beklenti içerisinde girdim. Neler olacaktı hiç bir fikrim yoktu. Ama kaderime razıydım. Ne olursa olsun. Kabulleniş içerisinde girdim eve. Önce koltuğun üstündeki örtüleri kaldıracaktım ki Gökalp devam etti. Yatak odasına girdi. Ben de peşinden. Annemlerin yatağına oturduk yan yana. Ben söyleyeceği şeylerin merakını yaşarken, o söyleyeceği şeyin yükünü taşıyordu. Ah be omuzlarındaki yükü taşımaya çalışırken altında ezildiği adamım. Ben senin omzundaki yükleri bile sevmişken sen de benimle paylaşsana artık! 

VUSLATI BEKLERKEN #TAMAMLANDIHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin