~13.BÖLÜM~

4.7K 261 39
                                    

Selamünaleyküm okuyucularım. Bomba gibi çıktım teogdan ve karşınızdayım. Allah'a şükür çok güzel geçti teog. Ve şimdi sizleri okumaktan daha fazla alıkoymuyorum.
'Bir de dövseydin. İnsan kibarca söyler ama değil mi?' diye geçirdi içinden Bade. Ama bir mendille bile çok mutlu olmuştu. Sonra bu mutluluğuna anlam veremeyip insanların aslında ne kadar basit şeylerle mutlu olabileceğini düşündü. Boşu boşuna insanlar birbirlerini kırıyorlar üzüyorlardı. Aslında bir insanı mutlu etmek için bir sürü yol varken onlar zoru seçip kırıp dökmeyi ağlatmayı bağırmayı mutsuzluğu seçiyorlardı. Ama onlar bilmezlerdi bir insanı mutlu etmenin ne kadar huzur verici olduğunu. Bilmezlerdi ki bir yetimin başını okşamanın mutluluğunu. Acaba yaşamışlar mıydı yatsı namazını vaktinde kılmanın huzurunu.

Bade bu düşüncelere dalmışken Gökalp'in elinin havada kaldığını fark edebildi.  hemen elinden mendili alıp teşekkürlerini sundu. aha sonra acele ile arabadan iniyordu ki adam sabahtan beri içinde kalan ama dışa vuramadığı o cümleleri söyledi genç kadına.

"Bugün... çok güzel  olmuştun. Keşke sevdiğin adamla evlenebilseydin"

Bade nereden aldığını bilmediği bir cearetle

"Hehh ben hep güzelim ki" dedi. Gökalp gülmüştü buna. Ama hak da vermişti. Güzel kızdı Bade.

Bade ise daha fazla beklemeden ilerledi kapıya doğru. İçi burkulmuştu.  "Sevdiğin adam" demişti. Ama o buna da razı olurdu yanında anne babası olsaydı. Onların eksikliğini yaşıyordu. Birden aklına söylediği sözler dank etti. Jetonu yeni düşmüştü. Ve kızarmıştı. Bu hâllerini sadece kendini yakın bulduğu insanlara karşı sergilerdi. Ama Gökalp de nereden çıkmıştı? Bir buz parçasını yakın olarak hissedecek değil.

Bade kapının önünde durduğu zaman buranın kendi evi olmadığını hatırlayınca kapıyı açması için Gökalp'i beklemeye başladı. Çok geçmeden o da geldi ve birlikte içeri girdiler. Bade evi çok beğenmişti. Kendi evi de büyüktü ama burası iki üç katıydı. Bade hiç konuşmadan öncedn kendisi için ayrılmış odaya geçti. Çünkü dokunsalar ağlayacak durumdaydı. Leyladan ayrı düşmesi özellikle canını yakandı. Çünkü onun canıydı. 

Gökalp de hemen kendi odasına geçti. Badenin aksine pek de takmıyordu. Nasıl olsa onun için bir şey değişmiyordu. O hep yalnızdı. Badenin de varlığını önemsemeyeceğinden emindi. En azından öyle sanıyordu. Üzerini değişip kendini yatağa attı genç adam. Gözlerini kapamasıyla gözünün önüne Badenin bugünki halleri gelmişti. Çok güzeldi, utangaçtı. Hele kızarması... derken tam yarıdayken Gökalp ne yapıyorum ya ben diyerek kendini uykuya teslim etti. 

••••••••••••••••••

Bade rutin olarak erkenden kalkmıştı. Leylasız bir güne başlamıştı. Hemen kahvaltısını hazırladı. Tam yemeğe oturacakken yalnız olmadığını hatırlayıp bir servis daha açtı. Bade yemeğe oturmuşken arkadan gelen sesle irkildi.

"Sevgili eşim kocanı beklemeden yemek mi yiyorsun? Çok ayıp(!)" 

Bu laflar Badenin sinirini bozmuştu. Çatalını sert bir şekilde bırakıp masadan kalktı. Gerçekten bu neyin kafasıydı? Sinir! Tam mutfaktan çıkacağı sıra laf söylemeden duramayacağını anladı.

"Belkide bay pek sevimsiz kocam bende iştah bırakmıyordur!" vurdu ve golllll oldu. Oldu mu acaba? Onu da Gökalp anlatsın bakalım.

GÖKALP'ten

Nee sevimsiz mi ben mi? Ben ve sevimsizlik. Özne ve yüklem uyumsuzluğu. Olmadı. Bir defa şu sıfata bak. Yakışıklılık abidesiyim ben bir kere be! Değil mi içses destek çıksana biraz. Onca laf saydı bir cümlenin içinde. Sen ona mı takıldın yani? Ahh be iç ses sen de haklısın. İlk kez!  Ne yani ben mi. Aklım sulandı lan benim. Neyse zamanı gelince durumu eşitleriz herhalde. 

Muhteşem görünen kahvaltı karşında acıktığım hissettim. Hemen kahvaltıya oturdum. Ne kadar da güzelmiş böyle bir kahvaltı yapmak. Ben yıllardır ya hizmetlilerin hazırladığı yemekleri ya da hazır bir şeyler yerdim. Yalnızlık aslında güzel bir şey degil. Ben hep derim dokunmayın ben böyle iyiyim diye de. Ne bilim işte. Telefonum çalınca hemen düşüncelerimden sıyrılıp telefona koştum.  Arayan patavatsız arkadaşım  Gökhan'dı.
"Ne var lan"
"Abi sabah sabah da  neşene diyecek yok ya"
"Oğlum yeni evli bir adam bu saatte aranır mı?" Bahaneydi aslında gerçekten evliyim sanki. Evcilik oynuyordu aslında.
"Aaa abi ben onu unutmuşum be. Ee sizin balayı ne zaman ve nereye?" Bir de o vardı değil mi? Unuttum ben onu. Ama mecbur sonuçta evlendi (!)
"Bilmiyorum kardeşim daha karar veremedik. Neyse kapat isim var"
Balayı mevzusunu konuşmak için Badenin odasının önüne geldim ve kapıyı tıkladım. Beni orada ağaç edip kök saldırana kadar bekletti.  Ancak kapıyı acabildi. En azından acabildi çok şükür.
"Evet" bu ne soğukluk be bu kız benden bile daha soğuk. Isimiz zor bunla.
"Bir şey konuşabilir miyiz?"
"Hıhı" hıhı mi hıhı nedir ya. Neyse aşağı salona geçtik ve karşılıklı koltuklara oturduk.
"Biliyorsun bir evcilik oyunu oynuyoruz. Ve bazı kuralları var. Ve sanırım şimdi de balayı işi çıkmış başımıza."
"Yani?"
"Gidelim mi diye anlatmıyorum bunları mecburuz! Sadece özellikle istediğin bir yer var mı bir de bir haftalık bavul hazırla diyecektim."
"Istedigim bir yer yok. Fark etmez sonuçta bir oyun oynuyoruz. Başka bir şey yoksa kıyafet hazırlamaya gideceğim."
"Hayır yok"
"Tamam"
"Tamam"
#####
YAZARDAN
İki genç yetecek kadar kıyafetlerini bavullarina koymuş eksik bir şey var mı diye düşünüyorlardı.  Ve akıllarında bir soru bu evlilik nereye gidecekti. Aşka mi yoksa mutsuzluğa mı?  Sahiden ne olacaktı sonları nereye gidecekti. Bu gemi nelere yelken açacak neleri içine alacaktı. Kin ve nefret mi olacaktı yoksa sevgi ve aşk mı? Sahiden olur muydu ki aşk. Bu öfke bu sinir nereye varabilirdi. Dönüşebilir miydi kör düğüm bir aşka.  Bu gemi su almadan karaya ulaşabilir miydi? Önüne hangi engeller çıkardı ki? Aşabilirler miydi bu engelleri? Ve hepsini zaman gösterecektir. Allah kerim nasıl olsa!
^^^^^
Arkadaşlar bölümü nasıl buldunuz inşAllah beğenirsiniz. Bu biraz kısa oldu ama idare edin lutfen. Zira vaktim buna yetti. Ama bundan sonra daha fazla vaktim olacaktır inşAllah! Bu arada şu soruları düşünün bakalım 😊😊😊

VUSLATI BEKLERKEN #TAMAMLANDIHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin