"Şimdi Prenses Isabella, bunca gerçekten sonra ailenin, Annenin, Krallığının intikamını Kral Calep'den alıp üstünde annenin kanı olan hançeri ona saplayacak mısın? Yoksa hiçbirşey olmamış gibi Prenses Miya'nın emirleri altında mı çalışacaksin?"
___________________
Akrep ve yelkovan birbirlerini takip ederken duygularım sandıklara kilitlenmiş ruhum,zihnimin boş kolidorlarında fink atıyordu.
Başıma minyonlarca küçük iğne özenle batırılıp çıkarılıyormuşcasına ağrırken hissizliğin doruklarında geziyordum.
Arada bir uçurum vardı ve ben sınırlarında kol gezerken bu ince çizgi belkide hayatıma mal olacaktı. Uçurumun ardı hissizliklen aşağısı kindi, nefretti.
Ve belkide intiharı zayıflık gören ben o hançeri alarak ruhumu uçurumun aşağısına teslim etmiştim. Bu teslimiyetin nedeni yılmışlık yada yıkılmışlık değildi. Nedeni öfkeydi.
Ailesiz, annesiz büyümemin öfkesiydi. Alınan masum canların öfkesiydi. Yalanların, iktidar mücadelesinin öfkesiydi. Huzurumuzu bozan, hayatımın içine eden adama olan öfkeydi.
Gerçekler en sonunda gizlendikleri gölgelerden çıkarak soğuk bir tokat gibi suratıma çarparken kinci ve intikamcı kişiliğim şaha kalkmış beni uyarıyordu. Bu yüzden o kanlı hançeri almıştım.
Elime oturan hançeri izlerken üstündeki değerli taşlar ve işlemeler elime tatlı tatlı batıyordu. Hançerin güzelliği karşısında büyülenmemek elde değilken üstündeki öz annemin kanı beni gerçekliğe bağlıyordu.
Bu hançer onun kalbine saplanmıştı. Annemin kalbine saplanan hançerle birlikte benim hayatım da kaymıştı, gerçekler ölen annemle birlikte toprağa verilmişti.
Saatlerdir tepkisiz duran bedenim odanın ortasında yıkılmış bir halde tek başına duruyordu. Gerçekler ve yeni gelen sorumluluklarım omuzlarıma binmiş ağırlığı altında ezilirken yeniden ayağa kalkamıyordum.
Şu an için belki de tek destekçim olabilecek Amy gerçekleri anlattıktan sonra hançeri yatağın üstüne koymuş ve ardından odayı terk etmişti.
Belki de hayal kırıklığına uğramıştı tereddütüm yüzünden. Fakat kararsız kalmam ve tereddüt etmem doğaldı. Herşeyi pat diye öğrenmiş hayatımın merkezine bomba etkisiyle düşmüştü. Oysaki sadece birkaç saat öncesinde tek derdim prenses Miya için yapacağım zorunlu hizmetti.
Gözlerimi kapatırken ağır ağır yutkundum. Dolan gözlerimi göz kapaklarımın ardına sakladım. Buğazımdaki yumru ne kadar yutkunursam yutkunayım geçmeyecek şekilde yer edinmişken derin ve titrek bir nefes çektim ciğerlerime.
Göz kapaklarımın ardından süzülen bir damla yaş ile bendeki kayışlar koparken yüksek sesli bir çığlık attım. Çığlığım içinde saf nefret ve acıyı barındırıken bu sefer haykırdım.
Gözyaşlarım ardı ardına düşerken gözlerimi araladım. Aralar aralamaz görüş alanıma giren hançeri en uzak köşeye fırlattım ve bacaklarımı kendime çekip büzüşürken daha şiddetli ağlamaya devam ettim.
Hıçkırıklarım ve haykırışlarım yüzünden nefes alamazken ciğerlerim ufak bir oksijen zerresine muhtaç hale gelmişti. Hıçkırıklarımı kontrol etmeye çalıştıkça daha da şiddetleniyor ve beni kendimden geçiriyordu.
Odamın kapısının sertçe açılması ile yerimden sıçrayarak ufak bir çığlık attım. Bana doğru yaklaşan iri bedeni gözlerimin bulanıklığı yüzünden kim olduğunu seçmezken geri geri kaçmaya başladım.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
EJDER PRENSES
FantasiBeyaz Ejderha Krallıgı, dünyada var olan en güçlü krallıktı. Tabii ona kafa tutmaya cesaret edebilecek sadece tek bi krallık vardı o da "Siyah Ejderha Krallıgı". Bu iki krallık arasında süregelen bir rekabet ve üstünlük duygusu yıllarca pek çok sava...
