Gözlerimi yavaşça araladım. Görüşüm ilk başta bulanık olsa da kısa bir süre sonra netleşmişti. Etrafıma bakınmaya başladım. Daha önce hiç gelmediğim bir yerdi burası. Eski bir fabrika gibiydi. Duvarlar eskimiş, beyaz rengini kaybedip yerini siyahlara bırakmıştı. Ayrıca yavaştan dökülmeye başlamıştı. Yerlerde kırılmış kiremit ve tuğlalar da vardı. Çok soğuk bir yerdi burası.
Kalkmak için yeltendiğimde bileklerimde hissettiğim acıyla yüzümü buruşturarak yerime yeniden oturmak zorunda kaldım. Bileklerimi ovalayacağım sırada bileklerimin etrafına sarılmış kalın zincir ve o zincirin bağlı olduğu bir demir ile karşılaştım. Bileklerim acımasın diye zinciri tutup çekmeyi denedim ama nafile.
"İmdat! Kimse yok mu?! Yardım edin!" Sonucun olumsuz olacağını bilsem de yeniden zinciri çekmeyi denedim, benimki de bir umut.
"Sesimi duyan yok mu? Ne istiyorsunuz benden?!" En son hatırladığım iki tane adamın eve gelip beni bayıltması... Gerisi zifiri karanlık.
Ayak sesleri duyduğumda çırpınmayı bırakıp etrafıma bakınmaya başladım. Ayak sesleriyle beraber bazı fısıltılar da geliyordu. Sol çaprazımdaki oyuktan üç tane adan girdi görüş alanıma. Büyük ihtimalle 40'lı yaşlarındaydılar. Birisi uzun boylu, zayıf ve seyrek saçlı; birisi kısa, zayıf ve esmer; birisi de uzun, diğerlerine göre hafif kilolu ve seyrek saçlı. Pis pis sırıtıyorlardı.
"Uyuyan güzelimiz sonunda uyanmış." dedi uzun boylu, zayıf ve seyrek saçlı olan adam. Onları umursamayıp yeniden çırpınmaya başladım. Adamlar ise bu halime gülüyorlardı.
"Güzel ama bir o kadar da inatçı." Bunu söyleyen de kısa, zayıf ve esmer adamdı.
"Ne istiyorsunuz benden? Ne yaptım ben size?" Uzun, hafif kilolu ve seyrek saçlı olan adam ellerini cebine atarak yüzüme bakmaya başladı.
"Sen bir şey yapmadın ama baban yaptı. Ayrıca senden değil kocandan ve kayınbaban'dan istiyoruz." Dişlerimi sinirle sıktım ve gözlerimi sımsıkı yumdum.
"Ben evli değilim." dedim dişlerimin arasından. Adamlar ise yine pis kahkahalarını gün yüzüne çıkarmışlardı.
"Hadi ya! Sen ünlü işadamı Bülent Kurt'un oğlu olan Arda Kurt ile evli değil misin ya? Yoksa ben mi yanlış hatırlıyorum?" Uzun, zayıf ve seyrek saçlı olan adam yanındakilere soru sorar gibi bakarken arkadaşları ona olumsuzca yanıt verdiler. "Bak, yanlış hatırlamamışım." dedi daha sonra.
Yaslandığım duvardan dikleşerek adamlara ciddi görünmeye çalıştım. Zira beni ciddiye dahi almıyorlardı.
"Bakın, ben evli değilim. Benim kocam yok! Boşandım ben." Adamlar birbirlerine bakıp tekrardan gülmeye başladılar. Bir türlü inanmıyorlardı!
"Görüyor musun Cengiz, bizi ne kadar da güzel kandırmaya çalışıyor." dedi uzun ve hafif kilolu olan adam zayıf ve esmer olan adama.
Adının Cengiz olduğunu öğrendiğim zayıf ve esmer olan adam, uzun ve hafif kilolu adama dönerek "Duyuyorum Kemal. Elimizden kurtulabileceğini sanıyor herhalde." dedi.
Cengiz, Kemal ve diğer uzun boylu, zayıf olan adam kendilerinden emin bir şekilde karşımda dururken başımı yere eğip boynumu biraz dinlendirdim. Ne yapıp edip şu işten kurtulmalıydım.
Başımı yavaşça yerden kaldırırken "Babam size ne yaptı?" diye sordum.
Adını öğrenemediğim üçüncü adam eğilerek benimle aynı boya geldiğinde "Sen anlamazsın. Bu işler hastane de hayat kurtarmaya benzemez doktor hanım. Bizim işimiz hayat kurtarmak değil, hayat bitirmek." dediği an yavaşça yutkunup olabildiğince geri çekildim.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
AŞK BORCU'M
ChickLitGözyaşlarına yenilerini eklerken, devam etti Derya sözlerine. Bu seferkiler bağırma, kırma değil de şiirsel anlatımdı. Yıkmak, dağıtmak bir işe yaramıyordu kendisini anlatmasına. Belki bu sözler anlatırdı, ha? "Bana seni gönder uzaktan Düşlerinle ya...
