Sabah annemler uyanmadan evden çıkmak için alarmımı biraz erkene kurdum. Biliyordum, eğer onlarla karşılaşırsam dünü sorgulayacaklardı ve bu en son istediğim şeydi.
Dün akşam Denizlerin yemeğe davetli olduğunu biliyordum. Bu yüzden onlar gidene kadar sitenin arka bahçesinde oturmuş, onlar gittikten sonra eve girmiştim. Annemler salonda oturdukları için beni görmemişlerdi. Sadece gece odama girip üstümu birinin örttüğünü hatırlıyordum. Birde Deniz'in mesajlarını...
Her zaman ki gibi saçmalamıştı. Onu artık ciddiye alacağımı sanmıyordum, bu hakkını Sema'ya sarılarak kaybetmişti. Hoş bana neydi... Sadece aldatılmayı kaldıramıyordum. Bu düşüncelerim bu yüzdendi. Buna emindim.
Erken evden çıktığım için okula kadar yürüyebileceğimi düşündüm. Otobüsü bekleyebilirdim fakat okula çok erken ulaşırdım hatta okul açılmadığı için kapıda kalma riskim de yüksekti.
Kulaklığımı taktım ve güneşin henüz aydınlatmadığı caddede yavaş adımlarla yürüdüm. Kafamda küçük yapacaklar listesi oluşturdum. Bunun yanında Deniz ile dün hakkında konuşmayı ekledim çünkü bu iş ne kadar uzarsa o kadar zor olacaktı. En iyisi her şeyi erkenden bitirmekti ve acıyı en aza indirmekti.
-----
Derslerin başlamasına yarım saat kala sınıf kapısından içeri girdim. Her zaman olduğu gibi Güneşi sıramda otururken buldum.
"Sıramı tapulamak ister misin?"
Çantamı masanın üstüne bıraktım ve saf saf yüzüme bakan arkadaşıma baktım.
"Ne?"
"Diyorum ki, sıramı çok beğeniyorsan al senin olsun." dedim başında dikilmeye son verip yanına oturdum.
"İlginç bir şekilde senin sıran çok rahat, biliyorsun değil mi?"
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
Hafifçe güldüm. Gel birde onu bana sor demek istedim. Fakat bu cümleyi de yuttum.
"Sahibi benim çünkü," dedim ve gülüştük. Birkaç gündür Güneşle çok akıcı konuşamıyorduk. Bunun sorumlusunun yaklaşan sınav olmasını çok isterdim. Lakin Eren soyunun erkekleri varken bunu söylemem büyük haksızlıktı.
"Demir ile konuşuyor musun?"
Gülen suratı düştü.
"Konuşmak istemiyorum ama bana sürekli mesaj atıyor."
"Kaybedecek pek bir şeyim yok. Belki konuşuruz, belki de sessiz sedasız biter."
Hafifçe güldüm ve ona sarıldım. Her ne olursa olsun, kalp kırıklıklarımızı sarmak için yine biz vardık. Geçmişte nasıl Deniz varsa şuan görevi Güneş devralmıştı ve bundan son derece memnundum. Kalbimi kıran insanın kalbimi sarması trajikomik bir olaydı.
Deniz sınıf kapısından görüş alanımıza girdiğinde Güneş beni öptü ve Denize gülümseyerek sıradan kalktı.
Kendi yerime kaydığımda Deniz sıraya çantasını atıp elinde tuttuğu poşeti benim önüme bıraktı. Anlamsızca yüzüne baktım, bana gülerek bakması kalbimi hızlandırdı.
"Bu ne?"
Sesim aksi yaşlı teyzeler gibi çıkmıştı. Fakat Deniz gülümsemesini bozmadı.
"İçinde simit var. Sabah kahvaltı yapmadım, birlikte yeriz diye düşündüm."
Bu bir ilkti. Acaba tarihi not alabilir miydik?
"Ee, ne diyorsun?"
Beklentiyle bakan yüzüne samimi olmayan bir gülüş sundum.
"Üzgünüm, aç değilim. Sana afiyet olsun."
Deniz, cevap veremeden öğretmen sınıfa girdi. Derse odaklanmadan önce Denizle okul çıkışı ayrılık konuşması yapmam gerektiğini kendime son kez hatırlattım.
Bugün küçük kıyamet kopacaktı. Büyük kıyamet ise bizim evde yaşanacaktı.