***İYİ OKUMALAR...***
Saatlerdir Nihale ulaşamıyordum. Şimdiye toplantısı bitmiş, çoktan ofise geri dönmüş olması gerekirdi. En azından arar bilgi verirdi ama hala aramamıştı da.
Uzun süre ortadan kaybolmak ve aramamak ona göre bir davranış değildi. acaba işle ilgili bir sorun çıkmış ve zamanı mı fark etmemişti diye düşünerek işime dönsem de içim rahat etmiyordu.
Bir saat kadar oyalanmış ama hala ondan haber alamamıştım. Bir sorun olsa Nihal kesinlikle bana mesaj atar veya arar haber verirdi.
Bana haber vermek şöyle dursun telefonunu da bir süredir ulaşılamıyordu. Oysaki Nihal asla telefonunu kapatmazdı .
Telefona cevap vermiyor oluşu ile geçen her dakika endişelenmeme sebep olmaya başlamıştı. Artık ters giden bir şeyler olduğunu düşünmeye başlamıştım.
Nihal telefonuna bakmamak gibi bir şey asla yapmaz ayrıca da hep şarjı dolu olurdu, bu konuda fazla titiz davranırdı ki hamileliğinde bu konuya daha da önem vermeye başlamıştı.
Fırat'ı aramaktan başka çare aklıma gelmiyordu. Beni aramamış olsa da Fırat'ı mutlaka aramış olmalıydı.
Fırat'ı arayıp en azından bir haber alabilirim düşüncesiyle daha fazla beklemeye dayanamayarak Fırat'ın numarasını bulup onu aradım.
İlk aramamda o da cevap vermeyince birlikte olduklarını düşünerek biraz sakinleşmiştim ama yine de içimde bir sorun olduğu konusunda fikrim değişmemişti.
Tam Fırat'ı tekrar arayacakken telefonum çalmaya başladı. Panikle telefona bakınca Fırat olduğunu görüp hemen açtım.
''Fırat bir sorun mu var'' diyerek açmıştım telefonu ama o kadar ses vardı ki verdiği yanıtı duymakta zorlanıyordum.
''Fırat neredesiniz. Nihal iyi mi'' diye sorduğum da hala cevap vermemesi sinirlerimi germeye başlamıştı. ''Fırat!!!'' Neden bu kadar ses vardı, başlarına bir şey mi gelmişti endişesi iyice artmıştı.
''Ben adliye'deyim Serkan, duruşmam vardı şimdi çıktım. Sen neden gerginsin. Serkan ...''
''Fırat Nihal'i arıyorum ama bir süredir ona ulaşamadım. Siz görüştünüz mü'' diye sordum yanıtın evet olmasını umarak.
''Nasıl ulaşamadım. Seninle bir görüşmeye gideceğini söylemişti bana. Ben de şimdi onu aradım ama telefonu kapalı. Bir sorun mu var'' derken kendimi kötü hissetmeye başlamıştım.
''Evet birlikte gidiyorduk ama şirketten acil telefon gelince o tek gitti. Ben de şirkete geri döndüm. Zaten o da ayrı bir sorun... Neyse ben görüştüğü müşteriyi bir arayayım sana dönerim'' dedim.
''Tamam ben de Zeynep'i bir arayayım belki onunladır ya da onu aramıştır. Haber alınca seni aramasını söylerim '' diyerek telefonu kapattı.
Ben de vakit kaybetmeden gittiği müşteriyi aradım. Ama duyduklarım hiç iyi şeyler değildi ve hiç hoşuma gitmemişti.
Gürdal beyin Nihal'in yaklaşık iki saat önce oradan ayrılmak için çıktığını ama arabasının hala orada olduğunu ve her yerde onu aradıklarını ama bulamadıklarını söylemesiyle iyice gerilmiştim.
Arabasının hala orada olduğunu söylemesi iyi bir şey değildi. Neden arabasını orada bıraksındı ki. Acaba araba arıza yapmış o da yürümeye mi karar vermişti.
İyi de yürümek yerine neden birinden yardım istememişti ki. Mesela beni arayabilir yada Gürdal beyden onu ofise bırakmasını rica edebilirdi.
Ayrıca hamile birinin o kadar yolu tek başına yürümesi akıllıca bir davranış değildi. Ve Nihal de asla böyle bir şey yapacak biri değildi. Kendini riske atacak davranışlar asla yapmazdı.
Olanları anlamakta zorlanıyordum. Çok saçma bir sebepten ofise çağrılmam yetmiyormuş gibi şimdi Nihal de ondan beklenmeyecek bir durum sergiliyordu.
Daha fazla ofiste durup beklemektense arabaya atladığım gibi yola çıkmıştım. Bir yanda da Fırat'ı arayıp ona olanları anlatmaya başladım.
Bir saat sonra ikimizde Gürdal beyin yanındaydık. O da yolda Zeynep'i aramış ama doktordan sonra bir daha konuşmadıklarını söylemesiyle iyice gerilmişti.
Gürdal bey toplantıyı ve sonrasında olanları bize detaylıca anlatıp Nihal'in çantasını bize verince ben de film kopmuştu.
Serkan da bende bu olanlara bir anlam vermekte zorlanıyorduk. Nihal arabasını ve çantasını bırakıp gitmezdi. Başına bir şey gelse mutlaka birilerine seslenir ya da beni arar yardım isterdi. Yani bu olanlar çok saçmaydı.
Orada bulunan çalışanlarla konuşmuştuk. Ama kimsenin bir şey görmediğini söylemesi artık gerilen sinirlerimi iyice zorlamaya başlamıştı.
Serkan güvenlik kameralarının olup olmadığını sordu. Olduğunu söyleyince güvenlik odasına gidip kayıtları izlemeye başladık.
Sakallı ve şapkalı bir adamın onu zorla arabaya bindirdiğini görmemle kalbim sıkışmıştı.
Nasıl oluyordu da kimse görmeden birileri karımı arabaya bindirip götürebiliyordu. Birileri mutlaka görmüş olmalıydı. Onca çalışan kör olmuş olmalıydı ya da onlar toz olup uçmuş olmalıydılar.
Neler oluyordu...
***
Polis arkadaşımı arayıp durumu anlatmış, 'kayıtlarla birlikte yanıma gelin' demesiyle kayıtları alıp hızla yanına gitmiştik.
Kayıtları inceleyen arkadaşlar yüzünü netleştirmekte zorlanmışlar sonunda biraz daha net bir görüntü bulmayı başarmışlardı. Ama videodaki adamı yine de tanıyamamıştık.
Başında bir şapka, geniş siyah çerçeveli gözlükleri vardı. Ve kameranın orada olduğunu biliyor gibi kafasını çok fazla kaldırmıyor, işine konsantre gibi görünüyordu.
Biri benim karımı neden kaçırırdı aklım almıyordu. Hem karım hamileydi. Biri bize bu kötülüğü neden yapar diye düşünürken aklıma ilk olarak kuyruğuna bastığım bir kaç isim geldi.
Ben Erhan'ı arayıp durumu onunla paylaşırken birden aklımıza Doğan gelmişti. Ondan bunu beklerdim evet ama onunda tutuklu olduğunu bildiğimden üzerinde pek fazla durmamış ve diğer alternatifleri hızla hafızamdan geçirmeye başlamıştım.
Arabanın plakasına ulaşmayı başarmış bütün ekiplere bilgi geçmişlerdi. Ama saatler geçmesine rağmen hala bir haber gelmemiş, bir ipucuna rastlanılmamıştı.
Kendimce bütün imkanlarımı seferber etmiştim ama ondan hiç bir haber alamamıştık. Haber alamadan geçen her dakika içimde büyük bir acıya sebep oluyordu.
Gecenin ilerleyen saatlerinde hala bir habere ulaşamayınca babamı arayıp olan biten her şeyi ona anlattım.
Babam duyduklarından sonra ilk uçakla İstanbul'a gelirken birilerini aramış bizimle irtibat kurmaları için çoktan yönlendirmişti.
Bütün gece ondan bir haber alabilmek için aklımıza gelen her yolu denemiş ama ulaşamamıştık. Her saniye ömrümden ömür gidiyordu ama karımdan hala bir haber yoktu.
Babam saatler sonra İstanbul'a indiği gibi soluğu karakolda almıştı. Babam tanıdığı bir kaç arkadaşını araya sokarak en kısa süre de bir bilgi alabilmemiz için elinden geleni yapıyordu ama hala bir bilgiye ulaşamıyor oluşumuz hepimizi fazlasıyla endişelendiriyordu.
Serkan'ın gün içinde olanları anlatması, benim olduğu gibi diğerlerinin de ilgisini çekmişti. Olanlar normal değildi...
Bütün parçaları sırasıyla yan yana koyduğumuzda ortaya bir gerçek çıkıyordu. Nihal birileri tarafından planlanarak kaçırılmıştı.
Kim ve neden kaçırmıştı işte bunun yanıtını bilmiyorduk. Ne yapacaktım, nerede arayacaktım hiç bir fikrim yoktu.
İlk defa kendimi çaresiz ve işe yaramaz hissediyordum. Karım ve bebeğim şimdi nerede ne haldeydi bilmiyordum. Bunu bize yaşatanın kim olduğunu neden yaşattığını bilmiyordum ve elimden hiç bir şey gelmiyordu.
***

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Küçük Tesadüf Büyük Aşk (TAMAMLANDI)
General FictionGeçmişte yaşanan kötü bir olay ve sonrasında edilen büyük yeminler... Aşkın küçük bir tesadüfle hayatına girmesi ve sonrasında yaşanan sıkıntılar... Her şeyin ortaya çıkmasıyla gelen mutluluk... kısa sürmüştü. Ayrılık hiç beklenmedik bir anda gelmi...