Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
Bir suskun adam Duvar kenarından izliyor hayatı Arkasında dağlar yıkılmış; Yüzünde durur iç yangısının acısı Masmavi gözleri, dalıyor derinlere Titrek elleriyle yakıyor sigarasını Yaşından fazlasına tekabül eder koca koca yanılgıları Bir sahne canlanıyor hayat filminden, Saçları kıvır kıvır bir kadın başrolde Kirpiklerinden damlıyor göğün ağıdı Acı cümleler dökülüyor gül kurusu dudaklardan Dinliyor adam, dinliyor... Kendi filminde figüran oluyor birden, silinip gidiyor ezbere bildiği replikler Yutkunuyor... Ağzında beklenmedik bir vedanın buruk tortusu Tatsız sözcükleri uykusundan ediyor kalbinin gürültüsü Sıkıyor dişlerini, için için kanatıyor sustukları Saçlarını son kez rüzgarına savurup gidiyor kadın Bilmiyor ki, o rüzgar bir kalbe fırtınalar ekiyor Görmüyor ki bir canı tarumar ediyor Az ilerleyip tekrar bakıyor adama Karardıkça kararıyor kadının esmer yüzü Güpegündüz yitiriyor Güneşi gökyüzü Karanlıkta kalıyor adam Zalim hasret askerleri o dakika teslim alıyor kırık kalbi O an vuruluyor kelepçeler Mehtapsız, yıldızsız geceye; meftun olduğu esmer tene mahpus oluyor adam Gül kurusu ince dudakların öptüğü teninin derisi soyulana dek İnce parmakların gezindiği çehresi her gün bir çentikle tanınmaz hale gelene dek, Sevdadan arınana dek, Cefası bitmeyecek... Ve bir an gelecek; kuruyan dudaklarını sızlatan Nazım'ın bir dizesiyle zindanından azat edilecek "Sen de şimdi herkes gibisin...