Deniz, söylenmesi bitip de kendisini toparladığında Ömer'in gözlerinde çılgın pırıltılar gördü. Kocası yataktan kalkıp onu kollarının arasına almıştı ve şöyle diyordu: "Güzelim, sence benim bunu düşünmemem mümkün mü?""Yani?" dedi kendini çekmeye çalışarak.
"Senin o güzel mavi gözlerinle bana bakan minik bir prensesimiz olsa fena mı olur?"
Deniz onun her anını şaşkınlıkla izliyordu. "Sen bunu bilerek mi yaptın?"
"Tabii ki," dedi Ömer.
"Peki niye bana söylemedin? Neden benimle paylaşmadın bu düşüncelerini?"
"Çünkü aynen şimdi olduğu gibi kabul etmeyeceğini ve bana kızacağını düşündüm."
"Evet," dedi Deniz kollarını kavuşturarak. "Doğru düşünmüşsün. Sanki hamile kalacak olan senmişsin gibi konuşuyorsun..."
"Karıcım, keşke böyle bir şey mümkün olsa! Ama inan ki gerekirse 9 ay izin alıp seni evde rahat ettireceğim, hiç merak etme..."
"Offf," dedi Deniz nazlı nazlı kocasına bakarken. Deminki öfkesi dinmişti neyse ki...Ömer'e hak vermeden edemiyordu. Hazır annesiyle babası da onlarla beraberken kucaklarına bir torun vermek hiç fena olmazdı aslında...Bursa'da haberi alacak olan kendi annesi de sevinçten çıldırırdı mutlaka... "Şimdi ne yapacağım ben!"
Ömer gülerek baktı ona: "Bekleyeceksin aşkım, bekleyeceğiz. Bakalım belki de birkaç hafta içinde kendini gösterir bizim prenses!"
"Belki de bir prensimiz olur?"
"Olsun, yeter ki senden bir çocuğum olsun! Hiç fark etmez..." dedi kocası kararlı bir tavırla.
"Peki o halde, ben de istiyorum bir çocuk! Hem annemler de çok sevinirler değil mi?"
"Hem de nasıl!" diye yanıtladı onu Ömer.
Bu konuşmanın ardından giyinip hazırlanarak beraberce aşağıya indiler. Mustafa Beyle Gülsüm Hanım çoktan uyanmış mutfak masasına kahvaltılıkları çıkartırlarken bir yandan da sohbet ediyorlardı. Çocuklarını el ele gördüklerinde ikisi de mutluluktan kanat çırpmak üzereydi.
"Günaydın," dedi neşeli bir sesle Deniz.
"Günaydın kızım," diye yanıtladı onu kayınvalidesi. Ömer'le de selamlaştılar.
"Kızım ben dolabını açıp teklifsiz kullanıyorum her şeyini, kusuruma bakma!"
Deniz annesinin yanına gelip sarıldı ve öptü onu yanağından: "Ne demek annecim! Sen erkenden kalkıp bize kahvaltı hazırlayacaksın, ben sana 'dolabımı kullanma' mı diyeceğim yani? Aşk olsun!"
"Ah canım benim! Ne bileyim, insan kendi evi olmayınca rahatsız oluyor!"
Deniz'in baş hareketiyle Ömer konuştu: "Annecim, burası sizin de eviniz, olur mu öyle şey!"
"Sağolun oğlum," dedi Mustafa Bey.
"Babacım, odanızda rahat mısınız? Hiç bunu konuşma fırsatımız olmadı ama..."
"Çok rahatız Deniz kızım! Odamızda ihtiyacımız olan her şey var. Epeyce de büyük. Ayrı bir ev gibi bize...Manzaramız da memleketi aratmıyor maşallah!"
"Evet," dedi Gülsüm Hanım. "Eviniz çok güzel çocuklar! Yıllardır çalışıyorsunuz; emeğinizin karşılığını gösteren bir ev almışsınız. Güle güle oturun."
"Sağolun annecim," derken bir yandan da kocasıyla beraber masaya oturmuş çayını yudumlamaya başlamıştı Deniz.
Ömer karnı doyunca hastalarının olduğunu söyleyerek izin istedi. Deniz'in biraz daha vakti vardı. Kocasını öperek uğurladı kapıdan. Mutfağa döndüğünde Mustafa Bey de çayını alıp salona televizyonun karşısına geçmişti.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
YENİ-DEN AŞK/TAMAMLANDI
RomanceBiri evli diğeri bekar olan iki doktor arkadaşın ilki karısına diğeri ise sevgilisine deli gibi aşık olur. Hayatta öyle şeyler yaşarız ki aşk bazen "yeni"dir; bazen de kendini "yeniden" yaşatır...