~BÖLÜM 48~

16 1 0
                                    


Merhaba 🤗

🥀🥀🥀🥀🥀🥀🥀🥀🥀🥀🥀🥀🥀🥀

Cumartesi günü hâlâ büyük ölçüde şoktaydım. Öyle ki kahve içip ders çalışmak için Jacob ve Brit ile buluş­ tuğumuzda onlara ne yaptım da bana böyle davranıyorlar diye bir süre anlayamadım. Sonrasında eve geldiğimde ale­lacele bir çizburger atıştırırken çantamı ve dolayısıyla tele­fonumu arabamda unuttuğumu fark ettim.Aşırı kafam karışıktı ve biraz da tembelliğim tutmuştu.
O yüzden ayakkabılarımı bile giymeden kapıyı açıp korido­ ra çıktım. Elinde bir kasayla merdivenlerden çıkan Ollie ile karşılaşınca da kalakaldım.

"Hey!" diyerek beni selamladı ve gülümsedi.

"Ne işin var burada böyle... ayağında çoraplarla?"

"Şey, çantamı arabada unutmuşum da. Bir koşu gidip alayım dedim."

Sıkıntıyla ağırlığımı bir ayağımdan diğeri­ne verdim.

"Susadın galiba?"

Ollie güldü.

"Ben her zaman susamış bir adamımdır ama bunların hepsi benim için değil. Bu gece televizyonda bir dövüş var ve birkaç arkadaşımız gelecek."

"Eğlenceli görünüyor."

"Öyle..."

Evlerinin kapısına doğru baktı ve kasayı bir elinden diğerine aldı.

"Sen de gelir misin?"

Bunu duyunca yüreğim hopladı.

"Yani, bilemiyorum. Bir dahaki sefere belki..."

"Hadi ama. Asıl maç daha başlamadı, henüz bir şey ka­çırmadın yani."

Tereddütlüydüm.

"Bilemiyorum..."

Ollie alt dudağını büktü ve o kadar komik görünüyordu ki kendimi tutamayıp güldüm.

"Cam seni gördüğüne sevi­necektir."

"Bence hiç..."

"Tamam anlaştık işte," diye araya girdi. "Düşünme bile.
Kalk gel. Kısa bir süreliğine de olsa? Belki Raphael'i yürü­yüşe çıkarırız sen gelince."

Tekrar güldüm ve dairelerinin kapısına bakarken Ollie ile zavallı kaplumbağayı düşündüm. Bir uğrasam ne olurdu ki? Gayet normal bir davranıştı. Üstelik Ollie o evde oturu­yordu. Beni davet etmeye hakkı vardı. Hem, dürüst olmam gerekirse, Cam'i görmek istiyordum.

Onu... onu özlemiştim.

Derin bir nefes alarak başımı öne doğru salladım.

"Peki. Şöyle bir uğrarım."

"Harika!"

Ollie boştaki koluyla beni sardı ve ben fikrimi değiştiremeden koridor boyunca yanında götürmeye başladı.

"Dur! Ayağımda ayakkabı yok."

"Boş versene."

Kısa mesafeyi kat ederken şebekçe sırıttı.

"Ayakkabı o kadar da önemli bir eşya değil, millet abartı­yor."

Ollie dairenin kapısını açtığında kalbim deli gibi çarpı­yordu. Kahkaha ve televizyondan gelen sesler anında kapı­nın dışına taştı ve olduğum yerde donup kaldım. Herkes te­levizyona odaklanmıştı. Ollie kolumu bıraktı ve kasayı buz­dolabına yerleştirdi. Tezgâhtan iki tane shot bardağı aldı ve içlerine tekila doldurdu. Ne işim vardı benim burada?

HEP SENİ BEKLEDİM ( Aşk Serisi 1#) ( TAMAMLANDI)Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin