28. Bölüm

1.7K 159 107
                                        


-Kayıp-

**

*Kore*

Güvenmek bir yere kadar taşırdı bizi. Onu bir yıl önce, her şey bu noktaya gelmeden önce, Kim Seokjin'le karşımda gördüğüm ilk andan bu yana biliyordum bunu. Hoseok ve ben farklı cephelerdeydik. Birgün seçim yapmam gerekiyordu.

Beklediğimden çabuk gelmişti o gün.

Buraya geleceğini biliyordum. Sesindeki öfkeyi duyabiliyordum adımı her bağırdığında... Kızgınlığı ve hayal kırıklığını duyabilir miydi insan?

Yavaşça oturduğum yerden kalktım. Burada evimde geçirdiğimden, Hoseok'un yanında geçirdiğimden daha çok zaman geçirmiştim. Bu yerde bana korkuyla bakan sayısız adamı görmüştüm.

Eli kanlı bir katil sever miydi? İyi biri değildim ve hiçbir zaman sağlıklı düşünemedim. İnsanların eziyetinden keyif alırdım. Acıyla atılmış bir çığlığı seven birisi bir insanı sevebilir miydi?

Ceketimi düzeltip derin bir nefes aldım. Sırtımı dikleştirdim ve yüzüme yansıyan bütün duygularımdan kurtulduğuma emin oldum.

"Haber hızlı yayıldı." dedim yüksek sesle.

Küçük odamdan çıkıp kırık bir koltuğun yanından geçtim. Beni fark ettiğinde olduğu yerde donup kalmıştı. Sırtı bana dönüktü. Ellerinin sıkı birer yumruk olduğunu görebiliyordum. Az önce öfkesini duymuştum, şimdi görüyordum.

"Nerede o?" Hızla üzerime yürüyüp yakalarımı kavradığında, beni delecekmiş gibi bakan, kızarmış gözlerinde görüyordum öfkesini.

"Bilmiyorum."

Ciğerlerini doldurduğu hava boğuk bir hırıltıyla yükseldi. Suratıma sertçe inen yumruk dengemi kaybetmeme neden olmuştu ve geriye sendeleyen bedenim sonunda yerle buluşmuştu. Ona karşı koyacak değildim. Öfke zarar verirdi. Eğer bir şekilde kusamazsa kendi öfkesi ona zarar verecekti ve o en iyi şekilde atıyordu öfkesini. Bana kızgındı ve tam karşısında duruyordum.

"Abim nerede?"

Dişlerinin arasından söylüyordu. Beni yine yakalarımdan tutup yerden kaldırdığında doğrudan gözlerime bakıyordu. Benden duymayı beklediği şeyin ne olduğunu biliyordum.

'Haberim yoktu. Yemin ediyorum böyle bir şey yapacağını bilseydim sana haber verirdim.'

Biliyordum. Seokjin'i alıp oraya götürdüğümüzde olacakları biliyordum. Namjoon onu bağladığında ve bana 'Gitmek istiyorsan seni durduracak değilim.' dediğinde biliyordum. Hoseok'u arayabilirdim, Namjoon'a ihanet edebilirdim. Yapamadım.

"Nerede olduğunu bilmiyorum."

"Biliyorsun!"

Gözlerimi kapattım.

"Üzgünüm."

"Neden söylemedin?!" beni sertçe sarstı. "Lanet olası neden söylemedin?!" sesi boğazını parçalayacak kadar yüksekti. Damarları şişmişti ve öfkesi yüzünden yüzü kızarmıştı. Acısını görebiliyordum ama daha net görebildiğim şey ihanetti. Benim ihanetimin acısını görüyordum.

"O benim abim Taehyung! Neden?"

Bileklerinden yakalayıp ellerinden kurtuldum. Kabullenmiş değildi. Kayıplar öyle hemen kabullenilmezdi. Annemi kaybettiğimde kaç yaşındaydım? Dört? O zaman bile inkar ediyordu insan. 'Gökyüzünde, gelecek.' diyordu. Onu anlayamazdım, ben o kadar duygu yüklü bir insan değildim. Sadece tahmin edebilirdim. Çocukken yaşadığım acıyla kıyas edilebilir miydi bir kardeş kaybı?

Kirletme HayallerimiBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin