19. Bölüm

2.8K 212 182
                                        

-Cennetim-

Huzur...

İçimde hafif bir rüzgar esiyor sanki. Ferah, beni tozlarımdan arındıran bir rüzgar... Garip bir rahatlıkla sarmalanmışım. Ne içinde olduğum bu tehlikeli oyunu umursuyordum ne de eskiden içinde olduğum esaretimi. Şimdiyi önemsiyordum sadece. Bu çocuğu... Ona her baktığımda yeni bir hatırayı ağırlıyordum aslında. Eskiye ait ama hiç olmadığı kadar taze bir hatırayı...

Bir parçam hala ikna olmuş değildi. Hala 'Onu hak etmiyorsun.' diyordu bana nefretle.

Bir yanımsa bu garip hisse teslim olmuştu çoktan.

Geçmişimden, bu kez en masum yerinden, fırlamış bir hayalet sanki bu adam. Bana her dokunduğunda bütün yaralarımı unutturan bir hayalet...

Şimdi Namjoon'un olduğu bir yatakta gözlerimi açsam yine böyle hisseder miydim? Kalbim böyle hızla atar mıydı göğsümde? Namjoon'u uyurken defalarca izlemiştim. Hissettiğim tek şey şaşkınlık olurdu. Gözleri açıkken öyle öldürücü bir öfkeye sahip o adamın, uyurken nasıl o kadar masum görünebildiğini anlayamazdım. Şimdi yanında uyandığım adamsa... Onu hem tanıyordum hem de tanımıyordum ama o öyle masum görünüyordu ki! Sanki hala küçük bir çocuk, yine gözlerini açıp 'Jiminie!' diyecek. Beni zorla kahvaltıya götürecek, saatlerce oyun oynayacağız... Bu öyle tanıdık bir his iken nasıl böyle yabancıymış gibi hissediyorsum peki?

Sebebi zihnimde sürekli yankılanıyordu ve beni tekrar o duvarın arkasına çekmeye zorluyordu.

'Sen onun hatırladığı Jimin değilsin. Kirlisin, hakkın yok.'

''Neden uyumuyorsun?''

Gözleri hala kapalıyken sorduğunda uykusunun boğduğu sesi gülümsememe neden oldu. Beni kafamdaki bütün o savaştan çekip çıkarmıştı bu boğuk ses.

''Üşüdün mü yoksa?'' Yatakta yavaşça bana doğru yaklaşıp kollarını etrafıma sardı. Burnunu boynuma sürüp derin bir nefes aldı. ''Sıcaksın.'' diye mırıldandı sonra. Ben de ona sarıldım yavaşça. Yaklaşık yarım saattir uyanıktım ve o gözlerini bile açmadan uyumadığımı anlamıştı. Bana dair hatırladıkları korkmama neden oluyordu. Beni hiç unutmamış mıydı? Ben her an onun yeni bir hatırasıyla sarsılırken o sanki sürekli kafasında onlarla yaşıyor gibiydi.

''Sessiz olma. Konuşmadığında korkuyorum.''

''Sessizlik güzel değil mi?'' Kısık sesle sorduğumda kolları gevşedi ve geriye çekildi. Şişmiş gözleri hafif bir gülümsemeyle kısılmıştı.

''Eğer içinde sen varsan güzel.''

Gözlerimi ondan kaçırmak istiyordum ama olmuyordu. Öyle derin bakıyordu ki... Sanki her saniye biraz daha içine çekiyordu beni o siyah deniz. Geçen her saniye biraz daha ona tutunuyordum. Eli yüzüme uzandığında, tenimi yakan dokunuşla gözlerimi kapattım.

''Senin içinde olduğun her şey güzel.'' diye fısıldadı.

Sessiz kaldım ve gözlerimi açmadım. Böyle bir sabahı yaşayabileceğimi asla düşünmezdim. Çocukluğumuzda hep olan şeydi bu aslında. O her zaman benim yatağıma gelir sessizce örtünün altına girerdi. Uyuduğumu düşünüp küçük bir öpücük bırakırdı dudaklarıma. Sonra burnumu sıkar 'Şaşkın bebek, uyan sabah oldu!' derdi. Onunla sayısız sabaha uyanmıştım o şekilde. O kadar zaman önceydi ki... Ondan ayrı geçen on yıldaysa her sabah biraz daha kirli uyanmıştım. Adını bile bilmediğim adamların yataklarında, sayısız sabaha uyanmıştım. Şimdi bu durum öyle masum geliyordu ki... Canım acıyordu. Onun hayalindeki Jimin olamamak, onun hatırladığı kişi olamamak... Canımı acıtıyordu.

Kirletme HayallerimiBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin