Deniz Özer
Elimdeki kitabı kapatıp kucağımda uyuyan mavi gözlü güzel kıza baktım. Özel günündeydi ve bu sefer biraz üşüttüğü için fazla ağrılı geçiriyordu. Gece ağrısı yüzünden uyuyamayınca ona ilaç içirip sıcak su torbası hazırlamış, büfeden birkaç çikolata alıp gelmiştim. Tüm bunlara rağmen uyuyamayınca sabaha kadar koltukta sarılarak film izlemiştik ve günün aymasına yakın bacağımda uyuyakalmıştı. Onu kaldırmak istemeyince sehpadaki yarım kalan kitabımı alıp okumaya karar vermiştim. Tüm gece uykusuz kalmış ve bu pozisyon yüzünden biraz boynum ağrımıştı fakat gram şikayetçi değildim. Konu sevdiği olunca insan çoğu şeyi göze alabilmeliydi.
Kapı tıklatılınca dün Çiğdem'le Uygar'ı kahvaltıya davet ettiğimiz hatırladım. Şu anki duruma göre pek mantıklı bir fikir değildi çünkü yorgunluktan saati tamamen unutmuştum ve hiçbir hazırlık yoktu.
Doğa'yı uyandırmamaya çalışarak saatlerdir aynı olan pozisyonumu bozdum ve kafasını yavaşça bacağımdan kaldırıp koltuğa koydum. Uyanmadığına emin olduktan sonra hızlıca kapıyı açmaya gittim.
"Günaydın eniştee."
Çiğdem elinde poşetlerle apartmanda bağırırken Uygar arkasında gülümsüyordu. Gülerek sessiz olmasını işaret ettim. Sabah sabah tüm apartman ayağa kalkacaktı.
"Günaydın, hayırdır sabah sabah bu enerji?"
Uygar Çiğdem'in montunu ve kendi montunu asarken Çiğdem elindeki poşetleri kucağıma tutuşturmuştu.
"Sabah yurdun kapısına dayanıp onu koşuya çıkardım. Bir güzel sabah sporu yaptık, ondandır."
Çiğdem gözlerini devirdi. Bir yandan da gülüyordu.
"Ya ya öyle. Sabahın altısında sporcu sevgilim tarafından sıcak yatağımdan kaldırıldım. Daha ne olsun?"
Uygar kız arkadaşına arkadan sarılıp yanağını öptükten sonra bana baktı.
"Ee senin bu halin ne? Yeni mi kalktınız? "
Elimle saçlarımı düzelttim.
"Ben uyanıktım da saati fark etmemişim. Doğa uyuyor daha."
"Kardeşim bu nasıl misafirperverlik ya daha ev sahibinin biri uyuyor, birinin gözleri kıpkırmızı..."
Gülerek kapıya dayandım. Böyle şeyleri sorun etmeyeceklerini biliyordum çünkü onlar yabancı değildi. Burası onların da evi sayılırdı, Uygar sadece takılıyordu.
"Hazırlarız hemen şimdi. O uyusun biraz daha."
Çiğdem ellerini göğsünde kavuşturup imalı gözlerle sırıttı.
"Allah allah niye ki? Gece yorgun geçti galiba."
Uygar boğazını temizlerken gülerek göz devirdim. Hiçbir şansı kaçırmıyordu. Arada Doğa'nın evine kalmaya geliyordum. Hatta son zamanlarda o kadar çok kalmıştım ki çoğu eşyamı kendi evimden buraya getirmiştim. Ev arkadaşım her ne kadar iyi birisi olsa da çok yakın değildik ve ben ister istemez bazı zamanlarda rahat edemiyordum. İnsanlara iletişim kurma konusunda hala biraz zayıftım ve samimi olmadığım birisiyle aynı evde kalmak zor olabiliyordu. Üstelik Doğa'nın yanında olmak çok daha güzeldi. Zaten haftanın yarısı onun yanında olduğum için birlikte yaşama fikri giderek daha da mantıklı gelmeye başlamıştı. Yanına taşınmayı planlıyordum fakat önce ailesiyle konuşması lazımdı.. Babası beni az çok tanıyor ve güveniyordu fakat yine de ne tepki vereceğini kestiremiyordum.
Durum böyle olunca Çiğdem her geldiğinde durmadan alttan alttan imalar yapıyor, Doğa da utanıp ona kızıyordu. Onun aksine ben çok takmıyor, gülüp geçiyordum. Hatta arada bu şekilde takılması hoşuma gidiyordu çünkü en son bir anda ortaya çıktığımdan beri bana karşı bir süre cephe almıştı. Haklıydı çünkü bir şey demeden çekip gittikten sonra birden tekrar hayatlarına dahil olmam pek hoş değildi. Doğa'nın arkamdan ne kadar üzüldüğünü en iyi o biliyordu ve arkadaşına çok değer verem birisiydi. Dolayısıyla siniri hemen geçmemişti fakat içten içe bana biraz da olsa hak verdiğini hissetmiştim. O da hatasının farkındaydı ve bu konuda suçlu hissediyordu. Bu yüzden bir süre sonra biraz da Uygar sayesinde yumuşamıştı ve artık klasik Çiğdem gibi alaycı davranmaya başlamıştı. Onun aksine Uygar bu kadar ters tepki vermemişti, gitmemi mantıklı buluyordu fakat doğru düzgün haber vermemem konusunda sitem etmişti. Yapmak istemiştim fakat o zaman o gücü kendimde bulamamıştım. Yıkılmış bir haldeydim ve mantıklı hareket edememiştim. Okul başlayana kadar çalışarak kafamı dağıtmış, sonra da dersler finaller derken biraz toparlanabilmiştim. Fakat içimdeki özlem gitmiyordu. Doğa'ya olan kırgınlığım azalmıştı belki ama onu hala ilk günkü gibi özlüyordum. Beni sevdiğinden şüphe duymamıştım hiçbir zaman. Olayın perde arkasını öğrendiğimde bile. Her iltifat ettiğimde utanıp kızaran, sarıldığımda göğsümde hızlı kalp atışlarını hissettiğim birisi beni yalandan seviyor olamazdı.Bana bakarken bile gözlerinin nasıl parladığını biliyordum. Gözler yalan söylemezdi. Bu yüzden gidişimin yalnızca benim için değil, onun için de çok zor olacağını biliyordum fakat yine de kendime yedirememiştim. O gün duyduğum şeyler çok koymuştu ve bunu sindirmek için zamana ihtiyacım vardı. Bütün bu süre boyunca hala beni seviyor mu diye düşünmüş, acaba hayatına biri girmiş midir diye endişe etmiştim. Öyle ki artık kırgınlığımı umursamadan onu merak etmeye başlamıştım. Onu bir daha görmek istiyorsam adım atması gereken kişi bendim çünkü ben çekip gitmiştim. Bu yüzden sonunda cesaretimi toplayıp karşısına çıkmaya karar vermiştim. Bunu tek başıma yapamazdım. Bu konuda bana yardım edebilecek tek kişi Uygar'dı. İlk aradığımda biraz tepkiliydi fakat konuştuktan sonra bana yardım edeceğini söylemişti. Doğa'nın okulunu , evini ve hatta ders programını öğrenmiştim. Hayatında birisi olmadığını öğrenince içim rahatlamıştı fakat hala cesaretimi toplayamıyordum. Hiçbir şey olmamış gibi karşısına çıkmak istemiyordum çünkü bana sinirli olduğuna emindim. Bu yüzden ona yaşadıklarımızı hatırlatacak bir süpriz yapmaya karar vermiştim. Yazın çalıştığım kafe tam olarak onun seveceği türden bir yerdi çünkü kedilerin girmesi serbestti. Kediler orayı çok seviyordu, düzenli olarak mama koyuyorduk ve istedikleri zaman gelip sıcacık bir yerde uyuyabiliyorlardı. Gelen müşteriler de genelde hayvansever olduğundan kedilerle iyi anlaşıyorlardı. Başvuru yapmaya ilk geldiğimde bile onun buraya gelse ne kadar beğeneceğini düşünmüştüm. Onu bir şekilde buraya getirmeliydim. Bunun için yapmam gereken tek şey kafenin broşürünü görmesini sağlamaktı. Görür görmez geleceğini biliyordum çünkü sevgilimi iyi tanıyordum. Öyle de olmuştu. Uygar'dan kütüphanede olduğunu öğrenmiştim fakat okul kütüphanesine sadece okuyan öğrenciler girebiliyordu. Çaresizce bahçede volta atarken başka çarem olmadığı için okul kapısına ilerleyen bir kızı durdurup sevgilime süpriz yapacağımı söylemiş ve yardım istemiştim. İyi birine benziyordu, biraz kararsız görünse de istediğim şeyi söyleyince kabul etmişti. Ona Doğa'nın fotoğrafını gösterip bana haber vermesi için numaramı vermiştim. Tek yapması gereken broşürü çantasına koymaktı. Gergince dışarıda volta atarken uzunca bir süre sonra, tam ümidim bitmişken beklediğim mesaj gelmişti. Onu bulması biraz zor olsa da gördüğü anda Doğa çantasını askıya asıp içinden birkaç bir şey alarak uzaklaşmıştı. Şans eseri olan bu durum sayesinde kız kolayca broşürü çantasına koyabilmişti. Ona çok minnettardım çünkü şu an burada olmamın sebeplerinden birisi de oydu. Onun sayesinde Doğa broşürü görmüştü ve gördüğü anda tıpkı tahmin ettiğim gibi gitmeye karar vermişti. Biraz risk almıştım çünkü gelmeyedebilirdi fakat işler tam da benim istediğim gibi yürümüştü. Bana verdiğinden beri sakladığım kedi figürünü tıpkı onun gibi 12 numaralı masaya koyup görmesini beklemiştim. Beni gördüğü anda çekip sarılınca beni hala sevdiğini anlayıp heyecanlanmıştım fakat sonra aniden ittirip sinirle tokadı basmıştı yüzüme. Hak etmiştim, sonuna kadar hak etmiştim fakat o , yine de eliyle yanağımdaki kızarıklığa bakıp çok sert vurduğu için pişman olmuştu. O gün akşama kadar orada oturup konuşmuştuk. İkimiz de birbirimize hak verdiğimiz için kızamıyorduk fakat bir süre kendini tutamayıp ağlamıştı. Onu üzmekten nefret ediyordum. Özür dilediğimde bana aynen şunları söylemişti.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Anonim&iddia
Short StoryAnonim: Aman be ne yaparsan yap!! Bu kullanıcıya mesaj gönderemezsiniz. Anonim: Keyfimizden yazıyoruz sanki! Bu kullanıcıya mesaj gönderemezsiniz. Anonim: Ben de meraklı değilim sana! Bu kullanıcıya mesaj gönderemezsiniz. Anonim: Sırf boktan bir...
