Sadık ve kaçık okuyucularım, çok uğraştığım bir bölüm oldu. İnşAllah beğenirsiniz. Sizleri yüreklerinizden öpüyorum, hoşça kalın!
"Artık yalnız hareket etmek zorundasın."
Bora'nın son sözleri bu olmuştu.
Ve Ilgaz çok korkuyordu.
Önce genzini yakan kirli havadan dolayı öksürmeye başladı, daha sonra yanından geçen insanlara garip garip baktı. Oldukça maşalı saçları şık şapkaların altında muhafaza edilmişti, yüzlerinin etrafını saran bir iki tutam maşalı saçla etrafa gülümsüyorlardı.
Ilgaz etrafına bakındı. Neredeydi?
Ilgaz üstündeki ağırlığın giydiği kabarık elbiseden dolayı olduğunu kavrayınca yanağını kavrayan ağır maşalı saç tutamını geriye attı ve yolun ortasında durmaktan vazgeçip en yakın kaldırıma yürüdü, ayaklarını ağırlayan topuklu ayakkabıdan başka bir şey değildi.
Kaldırıma geçtiğinde telefonunu aradı ama yoktu. Etrafına bakındığında herkesin kendisi gibi giyindiğini gördü.
Her şeyi kavramaya çalışırken duvarda gözü bir kağıda takıldı.
Saman kağıdı mı?
Siyah mürekkeple yazılmış ve duyuru olduğımu anladığı kağıda baktı ve sol üstte yazılı olan tarihe gözleri takıldı.
22 February 1845
22 Şubat 1845 mi?
Ilgaz gözlerini kapayıp açtı ve tekrar okudu. Tarih buydu: 1845
Nasıl bu tarihte olabilirdi? Tekrar etrafına bakındı, tüm insanların böyle garip giyinmesi bir tesadüf müydü yoksa Ilgaz gerçekten de 1845 yılında mıydı?
"Excuse me, do you know, where is the ball?"
Ilgaz duvardan kendinden uzun olan yaşlı adama baktı. Kiloluydu ve o da diğerleri gibi garip giyinmişti. Ağzındaki piposunu eline aldı ve duvardaki ilanı göstererek "Where is the ball?" diye sordu yine.
Ilgaz ilana baktı. Balonun yerini soran adama döndü ve "Sorry, I don't know." dedi.
İlanda balonun verildiği yazıyor olmalıydı. Adam ofladı ve Ilgaz'ı duvardan uzaklaştırarak ilana baktı. Kalın camlı gözlüklerini sabitleştirdi ve yükses sesle "White House." dedi.
Beyaz ev mi? Acaba bu Beyaz Saray gibi bir şey olabilir miydi?
Adam Ilgaz'a ters bir bakış attıktan sonra gitti.
Caddedeki insanlar çoğalmaya başlamıştı. Ilgaz ilana daha dikkatli baktı ve balonun ne zaman başlayacağını kağıtta buldu: 08.00 pm.
Yanında kol saati yoktu, zaten bu tarihte daha kol saatinin olması imkansızdı. Ama yanından geçen bir adama saati sorabilirdi.
Biraz daha etrafına bakındı ve soracağı adamı gözüne kestirdi. Eğer neden bir kadına değil de bir erkeğe soruyor diye soruyorsanız, kızlar cep saati taşımazlar.
Yaklaşık kendi boylarında olan bu sarışın adama sormak için cümleyi kafasında tasarladı ve ingilizcesine güvenerek sordu:
"What time is it?"
Adam cep saatine baktı ve görüntüsüne gitmeyen sesiyle "Seven o'clock." dedi. Ilgaz başıyla selam verdi ve adam gitti.
'Demek bir saatim var,' dedi içinden. Bu baloya gitmesi için bir nedeni yoktu ama içinden bir ses gitmesi gerektiğini söylüyordu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
EPİLEPSİ
FantasyEpilepsi hastası olduğu için defalarca kendini öldürmek istemişti. Artık krizin belirtileri olan gül kokusunu, gözünün önünden geçen renkleri, şiddetli sarsıntıları istemiyordu. Evrenin en önemli kadınıydı, Gece'ydi. Ve onu tamamlayan bir Gölge ve g...
