2. Bölüm

7.9K 366 47
                                        

Dicle'nin Anlatımıyla

Kapıda, garip bir atmosferin hâkim olduğu o kısa tanışma faslı. Garip diyordum çünkü Fırat'ın bakışları, koyu yeşil gözleri yeşilin en duru tonunu taşıyordu. Ama mesele gözlerinin rengi değildi. O bakışlarda tanıdık bir sessizlik vardı. Hani biri size uzun uzun bakar da hiçbir şey söylemez ama her şeyi anlatır ya... öyle bir şeydi.

İçeri girdikten sonra anneme yardım ettim. Ellerim tabaklara dokunsa da zihnimde hep o ilk bakışın yankısı vardı. Bu his... olması gereken bir şey değildi. Daha yeni tanışmıştık ve ilk defa gördüğüm bir adama böyle hissetmem doğru değildi mantığa aykırıydı... ama içimde bir yerlerde anlamlandırmadığım his vardı rahatsız edici değildi ama normalde değildi.

 sonra Fırat içeri geçmiş, ben de anneme yardım etmeye gitmiştim. "Garip" diyordum çünkü Fırat'ın bakışlarında tuhaf bir şey vardı... O yeşil gözler, sanki içime dokunuyordu. Daha yeni tanışmış olmamıza rağmen, gözlerinde bana tanıdık gelen bir sıcaklık vardı. Bu his... alışılmış değildi. Olmamalıydı.

Şimdi sofradaydık. Kalabalık denecek bir masa. Gülüşmeler, tabak sesleri... ama ben sadece dalgınca önümdeki yemeğe bakıyordum. Derken Gökçe Teyze'nin sesi düşüncelerimi böldü.

"Dicle kızım, senin görev yerin neresi?"

"Ankara," dedim kısaca.

"Fırat da Ankara'da."

O anda Fırat'la göz göze geldik. Yine... o bakışlar. Bu sefer daha yakından olması benim için iyi olmamıştı, kalbimdeki o his şu an daha da kuvvetliydi. Farklı bir şey vardı o gözlerde beni içine çeken, güven veren bir şey ama bu olmamalıydı daha yeni tanıştığım birine karşı bu hislerimin olması normal değildi.  

~~~

Yemekten sonra herkes odalarına çekildi. Ben de yatağa uzandım ama göz kapaklarım inatla açık kaldı. İçimde bir sıkıntı, bir boşluk. Belki geçmişin ağırlığı, belki de yeni bir şeylerin kıpırtısı...

Hırkamı alıp terasa çıktım. Sedirlerden birine oturup başımı gökyüzüne kaldırdım. Yıldızlar Mardin'deki gibi parlıyordu ama burası sessizdi... çok sessiz. Annemin sesi bile yoktu bu gece kulaklarımda. Oysa ne çok isterdim şu an bana yine o masal ses tonuyla konuşmasını...

Hazar'la birlikte yere serdiğimiz yorganın üstünde uzanırdık. Ben bir yanında, Hazar bir yanında. Gözümüz gökyüzünde. Bir gece, usulca demişti annem:

"Eğer bir gün gidersem... yıldızlara bakın. Çünkü ben orada olacağım."

Ve gitti. Ardına bile bakmadan. O günden beri her yıldız, biraz ona benziyor. Her gece biraz annemi özletiyor.

Bir damla süzüldü yanağıma. Direnmedim.

"Ez ji te hez dikim dayê... tevî tiştên ku te kiriye," dedim fısıltıyla.

(Seni seviyorum... Anne yaptığın şeylere rağmen.)

Tam o anda, sol yanımda bir kıpırtı hissettim. Sessiz ama belirgin. Başımı çevirdim.

Bir çift yeşil göz beni izliyordu.

Fırat'ın Anlatımıyla

Gözünden yaş gelince ruhumdan bir parça koptuğunu hissettim, sevinç hariç başka bir duygunun layık olmadığı gözlerinde gördüğüm acı sanki ruhumu bin parçaya bölmüştü.

Sakin adımlarla yanına yaklaştım. Sedirde oturuyormuş başı yukarıda gökyüzünü izliyordu, ama ne düşünüyorsa dudakları her ağlayacak birinin dudakları gibi titriyordu. Düşüncelerine o kadar dalmış ki aramızda bir iki adamlık mesafe kaldığında ancak beni fark etmişti. 

Kaderin OyunuBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin