Dicle'nin Anlatımıyla
Aşk nedir?
Bir kelime de tüm iyikilerini sığdırmak mı yoksa en derin denilen o dilsiz yaralarının sesi mi?
Benim bu soruya cevabım her ikiside olacaktı.
Tüm iyikilerimdi çünkü bana sevgiyi öğretti,
En derin ve dilsiz yaramadı çünkü en büyük kaybedişimdi.
Hayat bir kumardı ve benim elimde kalan son iskambil kağıdı maça üçtü, ben o kağıdın bedelini sevdiğim adamı kaybederek ödemiştim.
Dicle'nin Anlatımıyla (3-4 saat önce)
Göz yaşlarım hala akmaya devam ederken silmek için bir harekette bulunmadan gri kolonu izlemeye devam ettim.
Kafamın içinde hala Süleyman'ın söyledikleri tekrar ederken yumruklarımı daha da güçlü sıkmaya başladım.
"Fırat'ın bu görevden dönme şansı yok ve o bunu bilerek gitti."
Ben ilk başta söylediğiyle donup kalsamda konuşmaya başladım.
"N-Nasıl yani?"
"Görev kampa girilerek yapılacak olan eylemlerin olduğu dosyaları karargaha getirmek ama bizim beklediğimizin aksine belgeler bilgisayarda saklanıyor ve flaşa aktarılamıyor, belgelerin bilgisayardan direk olarak karargaha atılması gerekiyor ve bunu yaparken yakalanmaması imkansız. Emir net belgeleri karargaha yolla eş zamanlı olarak da kampı patlat."
"Kamp patlarken de asker içeride olacak."
Benim söylediğimle Süleyman bir şey demeden kafasını salladı, ardından devam etti konuşmasına
Süleymanla aramızda geçen bu konuşmadan sonra ne yapacağımı bilmeden kendi evime gelmiştim ama yukarı çıkacak gücü kendimde bulamadığım için otopark da arabaya sırtımı yaslamış bir şekilde yerde oturuyordum.
Çünkü evinde onunla hatıraların var ve şuan onlarla yüzleşecek gücün yok.
O andan beri aklımda tek bir soru vardı 'Neden O?'
Beni cafeden çıktığımdan beri takip eden ve şu anda beni uzaktan izleyen Süleyman'ın sesimi duyacağı bir yükseklikte beni yiyip bitiren soruyu sordum.
"Neden O?"
Benim sorumla uzakta durmak yerine yanıma gelip karşımdaki kolona yaslanarak benim gibi yere oturdu.
"Bu görev için en iyisini istediler."
Başka bir söze gerek yoktu, bir görev verilmişti ve bu görev için en iyisini istediler, O da Fırat Sarı'ydı bu kadardı.
"Bu haberi vermek için neden bir cafe seçtin?"
Bu sorunun cevabını gerçekten de merak ediyordum ama yüzündeki ifadeye bakılırsa bu sorunun o da cevabını bilmiyordu.
"İlk önce evine gelmeyi düşündüm ama söyleyecek cesareti kendimde bulamazsam ziyarete geldim diyerek söylemekten kurtulabilirdim ama sana konuşmamız lazım diyerek çağırdığımda söyleme cesaretim olmasa bile sen benim kafamı masaya vura vura da olsa söyletirdin ve ben Fırat'a gitmeden önce şehit haberi gelmeden sana anlatacağıma dair söz verdim. O an da aklıma cafe geldi bu saatlerde de tenha olduğu için oraya çağırdım."
Verdiği cevapla başımı olumlu anlamda salladım, daha fazla konuşmak istemiyordum ve bunu için tabiri caizse Süleyman'ın kovdum.
"Hadi sen git."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Kaderin Oyunu
Ngẫu nhiênBorda bereliler için bir söz vardır: Ne geldiklerini görürsün ne de silahlarının sesini duyarsın göreceğin son şey bir çift göz olur. Üsteğmen Dicle Arslan'nın namlusunun ucundakininde gördüğü son şey bir çift bela olan okyanus olur. Peki bu okyanu...
