Dicle'nin Anlatımıyla
"Enes nereye gidicez artık söyler misin?"
Yola çıktığımızdan beri Enese nereye gideceğimizi soruyordum ve Enes cevap vermiyordu.
"Az sabret geldik sayılır."
"Bunu son 20 dakikadır diyorsun ama bir türlü gelemedik."
"Bu sefer gerçekten geldik." demesiyle devirdim.
Yaklaşık 15 dakika sonra lunaparkın önünde duyduğumuzda şaşkınca Enese baktım. "Lunapark mı?" dedim hayretle.
"Evet." diyerek arabadan indiğinde bende peşinden indim.
"Allah aşkına Enes kaç yaşında insanız ne işimiz var bizim burada?" dedim isyan ederek. "Ya ne varmış yaşımızda azıcık eğlenicez alt tarafı hadi." diyerek beni lunaparkta içeri çekiştirdi.
Sessizce beni çekiştirmesine müsade ettim.
~~~
"Dicle sen bu kadar kısa mıydın?" Enesin cümlesiyle arkamı döndüm, aynaya baktığımda beni kısa ve bodur gösteriyordu.
Yaklaşık 3 saattir lunaparktaydık ve Enesle her şeye bitmiştik. Şu anda ise ayna koridorundaydık.
Enes "Seni bu halinle alanda olmaz, kalırsın şimdi evde." diyerek benimle dalga geçiyordu. Arkasındaki aynaya baktığımda Enesin kafasını olduğundan daha ufak gösteren bir ayna olduğunu fark ettiğim.
"Valla Enes beni alan çıkarda" diyip arkasını döndürdüm. "Senin bu ufalan kafanı ne yapıcaz, içerideki ufalınca kafa da ufalmış. Yapıcak bir şey yok biz seni ufak beyninle de seviyoruz be Enes." Son söylediğimde yüzümde üzgün bir ifadeyle elimi dostane bir tavırla omzuna koydum.
"Naparsın bizi de böyle arkadaşımız seviyor." dedi küçük Emrah modunda. Ben bu haline gülerken o da gülmeye başladı.
Biraz daha ayna koridorunda kaldıktan sonra atış poligonunun olduğu yere geldik.
"Gel sana ayı kazanayım bir tane." diyerek atış yerinin olduğu yöne yürümeye başladım.
"Hadi bakalım Asker Hanım görelim yeteneklerini." diyerek arkamdan yürümeye başladı.
Hedeflerin hepsini 12'den vurduğumda görevli hayretle bana bakıyordu, büyük ihtimalle böyle bir performans beklemiyordu. Oyuncak kısmına geldiğimizde en büyük ayıyı aldım. Enese dönüp ayıyı kucağına bıraktığımda hayretle yüzüme baktı.
"Ben onu şakasına dedin sandım."
"Yoo ne münasebet ben arkadaşıma ayı kazandım, itiraz hakkın yok onun için hadi gidiyoruz." diyerek otopark alnına yürümeye başladım.
Arbanın yanına geldiğimizde Enes arabanın kildini açıp ayıyı içine koyduğunda bana dönerek konuştu. "Sen 5 dakika bekle geliyorum." Bana cevap hakkı tanımadan arkasını dönüp gitti.
Arabaya binip Enesi beklemeye başladım. Enes tam da dediği gibi 5 dakika sonra elinde mavi pamuk şekerle döndü.
Elinde gördüğüm pamuk şekerle yüzümde kocaman bir gülümseme oluştu. Elindeki mavi pamuk şekeri "En sevdiğiniz renkte pamuk şekeriniz Hanımefendi." diyerek uzattı.
Pamuk şekeri alırken mırıldandım "Artık değil." Ne dediğimi anlamamış olacak ki kaşlarını çattı. "Artık mavi değil yeşil."
"Neden sevdiğiniz renk değişti Hanımefendi söyler misiniz?"
"Sevdiğimin gözleri yeşil çünkü Beyefendi." Enes son dediğimle gözlerini devirdi. "Neden göz deviriyorsun sordun söyledik."
"Adam kuzenimi iki günde tavlamış." son dediğiyle yüzümde aydınlanmış bir ifade oluştu. "Noldu bir anda aydınlanmış bir ifade oluştu yüzünde?"
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Kaderin Oyunu
AcakBorda bereliler için bir söz vardır: Ne geldiklerini görürsün ne de silahlarının sesini duyarsın göreceğin son şey bir çift göz olur. Üsteğmen Dicle Arslan'nın namlusunun ucundakininde gördüğü son şey bir çift bela olan okyanus olur. Peki bu okyanu...
