"Düğün mü?" Masadan yükselen sesle afalladı Taha. "Yani şey... Meryem'in arkadaşının düğünü var ya. Zaten bu gün perşembe. Cumartesiymiş düğün. Filiz abla felan da gider muhtemelen düğüne. Biz de çocuklarla alışverişe çıkacaktık bu gün. Bir şeyler bakacağız üstümüze. Hem Meryem'in telaşı felan olur. Biz sizi güzel uğurlayamayız mazallah. O kadar İstanbul'dan geldiniz. Ayıp olur şimdi. Doğru olmaz. Öyle değil mi babacığım?"
"Huh..."
Bir çırpıda söyleyivermişti hepsini. Aklına ne geldiyse sallamıştı. Çok mu dikkat çekmişti? Garip kaçmış mıydı bu tavrı? "Sakin ol yengecuğum. Galırız. Nedu yani?" Efe'ye dönüp baktı. "Değil mi kocacuğum?" Eğer Filiz böyle söylüyorsa tersini yapamayacağını biliyordu Efe. Güzellikle onayladı. "Tabi ki bi tanem. Sorun değil. Zaten pazartesi iş başı yaparım büyük ihtimalle. Sadece biraz daha erken gitsek rahat ederiz diye düşünmüştüm." Filiz ellerini birbirine çarptı. "Eee! Hep beraber gidiyrık yani!"
Nereye gidiyorlardı?
"Allah kahretmesin..." diye geçirdi içinden Taha. Ula nereye gittiklerini bile sormamıştı ki! Bu saatten sonra da soramazdı artık. Göz ucuyla çocuklara baktı. Ağzında lokma olan lokmasıyla, olmayan ağzı açık bir şekilde Taha'ya bakıyordu. Donup kalmışlardı. Kutay zar zor yuttu lokmasını. "Af buyurun komutanım..." diyerek girdi söze ama Taha konuşmasına izin vermeyi hiç düşünmüyordu. Hele ki kavga olayından sonra hiç düşünmüyordu. "Bir şey daha söylersen... her kelimene bir kilometre koyarım." Kutay eliyle fermuar yaptı.
Kesinlikle konuşmayacaktı! Konuşmak neydi? Yeniyor muydu?
"Galiba oyle olazağk yengecuğum." Kaçamak bir bakış attı Taha'ya. Taha bunu farketti ama bakmadı. Bakamazdı ki. Ne diyecekti?
"Hiğğğğğğ!" Diyerek yerinden fırladı Deniz. Öyle bir fırlamıştı ki, ayağını masanın bacağına takmıştı. Yere kapaklanacağını düşündüğünden gözlerini kapattı.
Kapaklanmadı.
Başka bir sandalye sesi daha geldi. Bu Kutay'ın sandalyesiydi. Deniz'i tutabilmek için yerinden fırlamış, sandalyesini düşürmüştü. Bileğinden tutarak düşmesini durdurdu. Deniz gözünü açtığında bileğine dokunan el ile paniğe kapıldı. Sanki zehirli bir ok değmişti tenine. Dengesini bulamadan çekti elini Kutay'dan. Sendeleyerek buldu dengesini. Korkuyla baktı Kutay'a. Niye öyle sıkıca tutmuştu ki bileğini? Kendisine zarar mı verecekti? Düşmesinden mi faydalanacaktı yoksa?
"Ben... özür dilerim. Öyle dokunmak istemedim. Yani izinsiz. Yani öyle ani oldu ya. Düşer gibi oldun. Ondan dolayı. Düşme diye ben... yoksa öyle yapmam." Dilinde çözülmedi kelimeler. Bir türlü dökemedi hislerini. Elbette art niyeti yoktu. Öyle bir insana mı benziyordu dışarıdan? Neden böyle korkunç bakıyordu kendisine? Asla ona zarar vermezdi. Bunu hiçbir zaman düşünmedi.
"Nolur..." diye yakındı. "Nolur iğrenç bir insanmışım gibi bakma bana..."
Cevap vermedi ama başını iki yana salladı Deniz. Ne anlama geldiğini çözemedi Kutay. İyi bir tepki miydi bu? Kötü bir tepki miydi?
"Abla iş görüşmem vardı da... geç kaldım." Diyerek açıklama yaptı Filiz'e. "Dikkat et kuzum. Sen koş üzerini değiş. Efe ağabeyin hazırlasın aracı. Bırakalım biz seni." Telaşla başını sallayıp, odasına doğru çıktı.
Kutay hala aldığı tepkinin şokundaydı. "Yenge noldu şimdi? Vallahi bir art niyetim yoktu benim. Ben düşmesin istedim." Meryem anlayışla gözlerini yumdu. Başını olumlu anlamda salladı. "Biliyorum Kutay, biliyorum. Çok zor bir hayatı oldu Deniz'in. Birinin ona dokunmasından nefret ediyor. Bazen bizim dokunmamız bile onu rahatsız ediyor." Elini Kutay'ın omuzuna koydu. İncindiğini görebiliyordu. Teselli olsun için okşadı. "Üzerine alınma yani. Sen iyi bir şey yapmaya çalıştın. Zaman ver olur mu?" Kaşlarını çattı Kutay. Neye zaman verecekti? Yapmadığı kötülüğün affedilmesine mi? Yoksa Deniz'in bu psikolojiyi aşmasına mı? Karışık duygularla karıştırdı saçlarını. Gitmek istedi oradan. Dar geldi duvarları.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
ER BAHTI ~yarı texting~)
Roman d'amour053*: heeerrr erinnn bahtııınaaa 053*: bir güzel düüüşeeeerrrr 053*: ben de senin bahtına düşebilir miyim? ____________________ Kartal Timi'nin bahtına düşen düşüyor. Bakalım başta Taha olmak üzere bahtlarında ne varmış bu uşaklarun? Kap Doğus çayin...
