( Hikayelerimde +18 içerik yazmıyorum. +16'lık tadında bırakıyorum. Biliyorum ki küçük kardeşlerimiz var aramızda. Yine de okuyorlar. Kendi tercihleri elbette ama benim de kardeşlerim var. Ben okumalarını istemezdim. Kendi kardeşim için istemeyeceğim bir şeyi diğer kardeşlerim için de istemem. O yüzden hiçbir hikayemde +18 içerik yok. Zaten bu platformda bir çok +18 içerik bulabilirsiniz. Bulunmaz kumaş değil yani... Yazmamı isteyen kitle için ufak bir açıklama olsun bu yazı. Keyifli okumalar diliyorum. Cansınız 🫶🏻)
Eli tişörtümün bitişini aradığında artık ayrılmamız gerektiğini biliyordum. Neden durduramıyordum peki? Soğuk elleri tenimle buluştuğunda tüm vücudum gerildi. İstemsizce belimi öne doğru itmiştim. Parmak uçlarını belimde gezdiriyordu. Dokunduğu her yerden huylanıyordum. Bu daha da istememe sebep oluyordu. Şimdi dur demeliydim. Eğer bu ipi kaçırırsam geri dönüşü olmayacaktı.
Her ne kadar istemesemde dudaklarımızı birbirinden ayırdım. "T-Taha!" Açgözlülükle bakıyordu gözlerime. Fazlasını istiyordu ama olmazdı. Hele burada hiç olmazdı. "Biraz daha..." Elini hala vücudumdan çekmemişti. Beni böyle mi ikna etmeye çalışıyordu?
Elimle saçlarını geriye doğru taradım. "Bu kadar çok mu istiyorsun?" Arzuyla taşan gözlerini nasıl görmezden gelebilirdim ki? Elbette istiyordu.
Dudaklarını boynuma hafifçe bastırdı. "Sen istemiyor musun?" Bu şekilde sorarsa...
"Sadece bir öpücük!" Diyerek istediğimi dile getirdim. Ben bir dokunuşun ardından geri çekilmeyi düşünüyordum. Meğerse Taha'nın hiç öyle bir düşüncesi yokmuş...
'Tık!' 'Tık!'
"Ağabey! Annem diyor ki..." Kapının hemen arkasından gelen sesle hızlıca birbirimizden ayrıldık. Telaşla üstümüzü düzeltirken kardeşi konuşmaya devam etti. "Nerede o hayırsız?! Aldı gelinimi de kaçırdı, gitti! Ben öyle mi öğrettim ona! Babası kılıktı odun! Annesinin evinde bir de! Bu kadar konuşacağı varsa gitsin aynayla konuşsun! Gelinimi niye götürüyor! Hıyar!" Annesinin taklidini yaparak bir çırpıda söyleyiverdi hepsini. Kahkaha atmamak için elimi ağzıma kapattım.
"Yedik fuşkiyi!"
Yedik tabii, yedik! Hepsi Taha yüzündendi! Ben suçsuzum anneciğim! "Ulan bari bitirseydik de-" Elimin tersiyle karnına vurdum. "Ne diyi hala ya?!" Çapkın bir gülüş yerleştirdi yüzüne. "Geliyoruz Mert! Söyle kızmasın! Bir şey yapmadım gelinine!" Ayak sesleri uzaklaştığında gülüşünü arttırdı. "Ne mi diyorum?" Belimden kavrayarak yüzüme doğru eğildi. "Niye? Hoşuna gitmedi mi?"
ULA ÖYLE DE SORULUR MU?!
GİTTİ DESEM BİR DERT! GİTMEDİ DESEM YALAN!
Gülerek bedenini kendimden uzaklaştırdım. "Aaaaa! Taha! Sende az değilsin he! Eline düşen yandı! Yürü, yürü!" Sırtından iterek odadan çıkarmaya çalıştım. Başımın üzerini öptü. "Elime sadece sen düşeceğin için problem yok Meryem'imm!" Sondaki 'M' harfini uzatarak naz yapıyordu.
Bu adam böyle değildi yahu? Noldu buna?!
...
"Eczacılık mı?" Ağzımdaki lokmayı yutarak başımı salladım. "Puanları yüksek değil mi? Geçen bizim Selma'nın kızı da girdi sınava. O da eczacılık istiyordu." Çatalımı tabağıma dayadım. "Kazanabildi mi bari?" Cıkladı. "Çalışmıyordu. İstiyordu sadece." Taha sitemle çıkıştı. "Ya anne! Ne yapacağız biz elalemin kızını? Başka şeyler hakkında konuşsanıza! Evlilik felan..."
Puhağağağağağğa!
Bir insan niyetini anca bu kadar belli edebilirdi gerçekten! Taha'ya içimden kocaman öpücük yolladım.
"Sanane babası kılıklı! Seninle mi konuşuyorum ben?!" Taha elindeki böreği tabağına koydu. "Benimle değil ama benimkiyle konu-" Bacağından cimcikleyiverdim Taha'yı! Annesinin yanında da böyle şeyler söylemeseydi bari!
"Hıhıhıhıhı." Yaptığı Mesut komiser gülüşüyle hepimiz kahkaha atmıştık. Bu adamdan daha ne süprizler çıkacaktı acaba?!
"Biz sokanlarda senle büyüdük!"
"Yağmurda yürüdük!"
Çalan telefon sesiyle herkes sesin yönüne doğru baktı. Taha'nın telefonu çalıyordu. Hızlı adımlarla masadan ayrıldı.
"Evet... hıhı... anladım... Vay şere*sizler!" Sondaki kelimeye kadar Taha'yı dinlemiyordum ama şimdi dinlemeye başlamıştım. Ne olmuştu? Neye sinirlenmişti?
Kısa süre sonra telefonu kapattı. Tekrar masaya oturmadı. Sandalyeye astığı ceketi aldı. Bana da kalkmamı için işaret etti. "Bizim kalkmamız lazım ana." Annesi Mert'e el işareti yaparak "koş bana kap, poşet, bir şey getir" dedi. Biz kapıya gidene kadar yemeklerden biraz biraz doldurduğu plastik kutuyu elimize tutuşturdu. "Yolda yersiniz."
Hiç olumsuz bir tepki vermemişti. Demek ki alışmıştı kadıncağız. Direkt çare aramış, hiç nazlanmamıştı. Ben de mi böyle olacaktım? Benim de mi böyle şeylere alışmam gerekecekti? Taha eve geldiğinde, her an kalkabilir niyetiyle hazır mı olmalıydım?
Annesi ve Mert'le vedalaştıktan sonra kapının önünden bir taksi çevirdik. Bizi şehitliğin oraya geri götürdü. Biz yoldayken Taha pilot ağabeyi aramış, kalkış saatini öne almıştı. Şehitliğe vardığımızda uçak daha yeni inmişti. Hızlıca binerek tekrar kalktık.
"Noldu?" Dedim merakla. "Benim erken gelme sebebimi sormuştun ya..." Onaylayarak başımı salladım.
"Biz görevdeyken tim değişikliği istediler." "Nasıl yani?"
"Şöyle yani... Operasyon ortasında tim değişikliği yapılmaz."
"E neden yaptılar o zaman?"
Güldü.
"Canlarına susamışlar!"
Anlamamıştım.
"Operasyonu zaten biz yönetiyoruz. Başında da ben varım. Planlar, programlar, güzergah... hepsi bizde. Yani sen kalkıp da 'Hadi yallah! Başka adamlar gelecek. Siz dönün' diyemezsin."
Kaşlarımı çattım.
"Yani her şeyi bırak, çok tehlikeli. Eğer adamlar bize önceden değil de değişim esnasında saldırsalardı, hepimiz şehit olmuştuk!"
Önceden değil de mi?
"Taha!" Söylediği şeyin farkına vararak alt dudağını ısırdı. "Yani-" Sıkıca elini tuttum. "Noldu? Pusu mu kurdular? Hazırlıksız mı yakalandınız? Ne demek önceden? İyi misin? İyi misiniz? Neden ilk geldiğinde söylemedin bunu bana?! Bir de o kadar kendimi taşıttım sana!" Elimin üzerine diğer elini koydu. "Hepimiz iyiyiz gülüm, tamam mı? Hazırlıksız yakalandık ama biz kazandık. Hepsini etkisiz hale getirdik. Ben iyiyim, hepimiz iyiyiz, sakin ol."
Sakin olayım tabii! Biliyorum sakin olmalıyım ama elimde değildi ki! Olayı yaşayan, atlatan Taha'ydı, diğer askerlerdi. Yine de telaşa kapılan bendim. Hakkım var mıydı buna? Sinirlenmiştim. Sanki sinirlensem ne olacaktı ki?
"Sakinim. Sinirlemeye hakkım var mı onu bile bilmiyorum..." Saçlarımı geriye doğru attı. Baş parmağıyla şakağımdan aşağı doğru okşadı. "Var Meryem'im. Öfken olacak tabii. Bizleri dağda eksi bilmem kaç derecelerde ya da ıssız yerlerdeki kör sıcakta ya da şehidimiz olduğundaki çaresizlikte ya da işler sarpa sardığında ney ayakta tutuyor sanıyorsun?" Tüm kanımın çekildiğini hissettim. Bir çırpıda söylediği şeyler hiç de yenilir yutulur olaylar değildi. Hepsinin yaşanmışlığı vardı. Zaten bu dağlıyordu yüreğimi.
İşaret parmağıyla yukarıyı işaret etti. "Biz, önce bizi yaratan Mevla'ya olan imanla" işaret parmağını bu sefer göğsüne koydu. "Sonra da burada her gün harlanan öfkeyle ayakta duruyoruz."
______
ŞİMDİ OKUDUĞUN
ER BAHTI ~yarı texting~)
Romantizm053*: heeerrr erinnn bahtııınaaa 053*: bir güzel düüüşeeeerrrr 053*: ben de senin bahtına düşebilir miyim? ____________________ Kartal Timi'nin bahtına düşen düşüyor. Bakalım başta Taha olmak üzere bahtlarında ne varmış bu uşaklarun? Kap Doğus çayin...
