62

1.5K 125 153
                                        

"Ne?!"

Akif az önce duyduğu cümleyi idrak etmeye çalışarak yutkundu. "Ne olmuş? Ne olmuş? Ne dedin?" Meryem sıkıntılı bir nefes vererek telefonu cebine attı. Bir kere de mantıklı bir şey olsundu yahu!

"Sedef askeriyeyi basmış diyorum!"

Akif'in kafasının içinde dehşet bir senaryo, vahşet bir görüntü belirdi. Sedef... kargaşa... Cümleyi tekrar geçirdi aklından. Görüntüleri tekrar düşündü. En sonunda açıverdi ağzını. "Ne diye basmış? Ne garezi varmış da?!" Meryem sinirle yüzünü sıvazladı. "Bilmiyorum Akif! Bilmiyorum!" Aklı zaten başka yerdeydi. Bir kaos daha kaldıramayacaktı şu an. Yine de kendisine çaresizce bakan Akif'i geri çeviremezdi. Bu yüzden sözlerinin ardına bir açıklama ekledi. "Seninle görüşmek istemiş. Görevde demişler. Bu da içeride bekleyeceğim demiş. Onlar da izin vermemişler. Ne olduysa ondan sonra olmuş işte. Katmış ortalığı birbirine."

"Cazgır kadın!"

Akif şaşkınlıktan dolayı açılan ağzını eliyle kapattı. "Uyiiiiiiii!" Verdiği tepkiyle birkaç gözün kendisine çevrilmesine sebep olmuştu. Çok da normal bir ses tonuyla söylememişti çünkü. "Eee neredeymiş şimdi?" Dedi merakla. O an beyninin ortasına bir düşünce yuvarlanıverdi. "YOKSA TUTUKLADILAR MI KARIMI?!" Meryem sinirle karışık gülerek Akif'in omzunu sıvazladı. "Akif..." dedi normal dışı bir sakinlikle. Ardından avucunun içindeki omzu tüm gücüyle sıkarak uyardı. "Birincisi; o senin karın değil. İkincisi; bir daha kulağımın dibinde bağırırsan-" Akif sıkılan omuzunu aşağı doğru çekerek kurtarmaya çalıştı. Bir yandan da "ayayayayayay" diye yakarmayı unutmamıştı.

"Yenge sen fazla mı agresifsin acaba?" Meryem elini Akif'in omzundan çekmeden sesin geldiği yöne döndü. "Sen kimsin?" Diye sordu kaşlarını çatarak. Selçuk teslim olurcasına ellerini havaya kaldırdı. "Yenge valla terörist değilim!" Diyerek kaşlarını kaldırdı. "Onu görebiliyorum. Adın ne senin?" Meryem sesini biraz daha yumuşatmıştı bunu söylerken. Adı agresife çıkmasa iyiydi. Aslında böyle davranmıyordu millete. Sadece yakınlarına böyle davranıyordu. Diğerlerine karşı duygularını kontrol etmesi gerekiyordu. Ne de olsa mesleği bunu gerektiriyordu. Ne yaşarsa yaşasın kimseyi terslemeye hakkı yoktu.

"Selçuk yengeciğim." Meryem birkaç saniye Selçuk'un suratına baktı. "Yani Selçuk yenge değil! Yani sen değilsin yenge Selçuk olan! Benim! Yani ayrı onlar! Selçuk! Yengeciğim!" Selçuk işin içinden çıkamayacağını anladığında çaresizce başını kaşıdı. "Yani yine aynı şeyi söylemiş gibi oldu sanki." Akif'e döndü bu sefer. Belki o açıklayabilirdi. "Ağabey bir şey desene! Dayak yiyeceğim birazdan!" Akif tam ağzını açıp bir şey diyecekti ki Meryem sıkıntıyla başını salladı. "Anladım Selçuk. İsmin Selçuk ve ben de yengeciğinim." Selçuk elini havada sallayarak gülümsedi. "Hay yaşa emi!"

Yaşasındı tabii, yaşasındı. Güzel yaşasındı. Dostlarıyla birlikte yaşasındı. Ailesiyle yaşasındı.

Eşiyle yaşasındı.

"Selçuk!" Selçuk sesin geldiği yöne doğru adımladı. "Kimseye söylemem yengem olduğunu. Merak etme yenge." Diyerek uzaklaştı yanlarından.

"Ah... doğru ya."

"Taha'dan ne haber?" Meryem elini Akif'in omzundan çekerek kırılmış duvarın üzerine doğru yaslandı. "Biz zaten onun yanından geliyoruz yenge. Aram için çok endişeliydi. Onun dışında iyi, merak etme. Telefonu burda kalmış herhalde. Senin buraya geldiğinden haberi yoktur şimdi onun. O yüzden haberleşemediniz siz. İstersen telsizle-" Meryem Akif'in telsize giden elini refleksle durdurdu. "Hayır. Benim için de endişelenmesin şimdi. Zaten bir ton düşünce vardır kafasında." Gözü yerdeki taşlara daldı bir süre. "Hangimizin kafasında yok ki zaten?" Diye mırıldandı.

ER BAHTI ~yarı texting~)Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin