"Peki bu ne kadar?"
Zeynep eliyle dolaptaki sandviçi işaret etti. Market sahibi Zeynep'in bu tatlı ifadesine tebessümle karşılık verdi. "Onu mu almak istiyorsun?" Zeynep kısa bir süre düşündü bu soruyu. Almak istiyor muydu? Asker ağabeyinin işine yarar mıydı? "Bu doyurucu mu?" Market sahibine meraklı bir bakış attı. Adam düşünceli bir şekilde kıvırdı dudaklarını. "Aç mısın?" Zeynep bunu da düşündü. "Biraz." Adam onaylayarak başını salladı. "Biraz açsan alabilirsin."
"Ya çok açsam?"
Kafası karıştı adamın. Aç mıydı bu çocuk? Değil miydi? Ne çok soru sormuştu öyle. "Çok açsan direkt ekmek de alabilirsin." Zeynep başını iki yana salladı. "Çok kuru değil mi ekmek?"
"Bir soru daha!"
"Su da alabilirsin yanına." Diyerek bir teklifte bulundu. "Su ve sandviç olsa..." Adam şaşkınlıkla açtı gözlerini. Bu ufaklık pazarlık mı yapıyordu kendisiyle? "Canın mı çekti sandviçi?" Zeynep başını iki yana salladı. "Hayır, içinde daha çok şey var. Yani daha iyi güç verir değil mi?" Adam çocuklarla uğraşmanın zor olduğunu bir kere daha anlamıştı. Allah'tan daha çocuk planları yapmamıştı. Bir süre daha düşünse iyi olurdu.
"Evet, daha çok güç verir."
Zeynep aldığı tatmin edici cevapla adama gülümsedi. "O zaman bir sandviç, bir tane de su alacağım." Adam tezgahtan çıkarak dolabın yanına geldi. "Farklı bir içecek istemediğine emin misin? Meyveli içeceler de var." Zeynep hazır cevabı yapıştırdı. "Olmaz!" Adam daha fazla ısrar etmeden üst raftaki sandviçi ve dışarıdan serin bir suyu alarak poşetledi. "Ne kadar para bunlar?" Zeynep elini cebine götürdü. Âsım'dan aldığı beş lirayı tezgahın üzerine bıraktı. "Bu yeter mi?"
Elbette yetmiyordu parası. Aldığı su tek başına beş lira ediyordu zaten. Yine de adam hiç çaktırmadı bu durumu. Zeynep'in yüzündeki saflığa kanıvermişti. Bu aldıklarını kendi için almıyordu, belliydi. Acaba bir dilenciye mi alacaktı? Ya da başka bir çocuğa? Kandırılmış olabilir miydi ki? Gerçi akıllıda bir kıza benziyordu. Çabuk kandırılabilecek türden değildi.
"Bak ne diyeceğim sana." Zeynep huzursuzlukla olduğu yerde kıprandı. "Çabuk söyle amca! Yetişmem gereken bir yer var." Zeynep'in telaşı bir anda adama da bulaştı. "Tamam, tamam. Eğer suyla sandviçin toplam fiyatını bulabilirsen, bunları sana bedavaya vereceğim." Zeynep yapabildiği en sinsi ama en masum sırıtışıyla reyona doğru koşturdu. Kısa bir göz attı. Çok geçmeden de adamın yanına geri döndü.
"Su beş, sandviç on yedi kırk beş lira! Yani toplamdaaa..." parmakları sırayla kapattı sonra birkaç tanesini tekrar açtı. "Yirmi iki kırk beş lira!" Adam kahkaha atmamak için zor tuttu kendisini.
Az önce çocuk yapmak istemediğini mi söylemişti? Bunu tekrar düşünecekti.
"Aferin kız sana! Al bakalım, afiyet olsun." Zeynep teşekkür ederek fırladı dışarı. Sonunda almayı başarmıştı. Sıra bunları asker ağabeyine yetiştirmekteydi.
Kapıdan çıkmasıyla bir uğultu doldu kulaklarına. Gözleri hızla geçen arabaların arasında gidip geldi. Araçlar o kadar hızlıydı ki gözleriyle bile takip edemiyordu. Buraya gelirken yolu geçebilmek için birinden yardım istemiş ve öyle geçmişti karşıya. Ayrıca o zaman trafik lambası kırmızıda duruyordu. Şimdi ise etrafta kimse yoktu ve yeşil ışık yanıyordu. Bir an önce ağabeyini kurtarmalıydı. Bu yüzden hızlı olmalıydı. Koşsa... geçebilir miydi?
"Yapabilirim!"
Aralarında mesafe olan iki aracı gözüne kestirdi. Biri geçtiği anda düşünmeden atladı yola. Hızlıca yolun karşısına doğru koşturdu. Yolun karşısına o kadar odaklanmıştı ki yanından gelen aracı görememişti bile.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
ER BAHTI ~yarı texting~)
Romantizm053*: heeerrr erinnn bahtııınaaa 053*: bir güzel düüüşeeeerrrr 053*: ben de senin bahtına düşebilir miyim? ____________________ Kartal Timi'nin bahtına düşen düşüyor. Bakalım başta Taha olmak üzere bahtlarında ne varmış bu uşaklarun? Kap Doğus çayin...
