"Damat!"
Benden biraz daha büyük bir kadın sevinçle kapıyı açtı. Neye uğradığımı şaşırmıştım. "E kizum geç içeri da!" Hafif bozuk olan şivesi ve kolundaki bilezikleriyle bu aileye gelin olduğu belli oluyordu. Kapıyı açıp hafifçe geri çekildi.
İçeri girmeli miydim?
Tereddütte kaldığımı fark eden Meryem bana doğru eğildi. "Ailenle tanışayım diyordun ya. Seni aileme getirdim işte." Çaresizce gözlerine bakıyordum.
Bu nasıl sürpriz Meryem?!
İnsan azıcık alıştırırdı...
Bari düzgün bir şeyler giyerdim!
"Şey... biraz ani olmadı mı?" Cıklayarak beni içeri çekti. Mecbur içeri girmiştim.
Onun ailesinden felan korktuğum yoktu aslında. Tanışmak da sorun değildi benim için. Asıl sorun ettiğim şey Meryem'di. Eğer ailesi beni kabul etmezse, ailesi ile benim aramda kalacaktı. Biliyorum, benden vazgeçmezdi. Yani herhalde geçmezdi...
Bu duruma düşmesini istemiyordum. Hoş, ailesini seçmesi daha mantıklı olurdu. Ben el adamıyım nasıl olsa. Onu ailesi kadar iyi tanıyıp, bakamam.
Yine de...
Bu düşünce içimde fırtınalar koparıyordu. Sol yanımda sızılara sebep oluyordu. Onun mutlu olmasını istiyordum ama mutlu eden kişi de ben olmak istiyordum.
Biliyorum, belki de nankörlük ediyorum...
İçeri girdiğimizde bizi büyük bir salon karşıladı. Evin genel rengi açık kahve tonlarıydı. Çeşitli yerlerde antika eşyalar, salonun en geniş duvarında bir tüfek, yanlarına asılmış peştemallar vardı. Biraz daha gidince salona bağlı olan bir mutfak sol tarafımızda kalıyordu. Sağımızda ise yukarı kata çıkan kısa bir merdiven vardı.
Elimde hissettiğim sıcaklıkla dikkatimi elime verdim. Meryem hala elimi tutuyordu. Gerildiğimden dolayı elim terlemiş olabilirdi. Yine de elini çekmemişti.
Kapıyı açan kişi salona doğru önümüzden giderken Meryem de salondakileri bana sayıyor, tanıtıyordu. "Bak işte bu kapıyı açan yengem. İsmi Filiz. Bak şu ilerde, tekli koltukta oturan annem." Annesi buradaysa babası da mı buradaydı? "Şu yengemin yanındaki ağabeyim, adı Efe. Asiye'yi zaten gördün. O da küçük kardeşim." Babasını merak etsemde bir şey demedim. Yalnızca başımla onayladım. Ardından da salona giriş yaptık.
"Hoş celdunuz." Salona girdiğimde Efe ayağa kalkarak benimle tokalaştı. Filiz hanım başıyla selamlamakla yetindi. Bende aynı şekilde karşılık verdim. Sıra annesine geldiğinde bir an ne yapacağımı bilemedim. Öylece bakakaldım. Ta ki Meryem el işareti yapana kadar...
Hızla elini öptüm. "Sağ ol. Sağ ol. Hoş celdun evladum." Öpmek için tuttuğum elindeki elimin üzerine diğer elini koydu. "Hoş buldum."
Meryem beni bir yere oturtup yanıma da kendisi oturdu. Babaları evde yoktu. Baba evde yokken gelmem iyi olmamıştı aslında. Gelmişken onunla da tanışmak isterdim.
"Ee Taha evladum... kimsun? Kimlerdensun?" Derin bir nefes aldım. Sorusunu tekrar ederek mırıldandım. "Kimim?... Efendim, ismim bildiğiniz üzere Taha, Taha Eroğlu." Meryem'in kıkırdadığını duymuştum ama ona odaklanamayacaktım. "Orduluyum." Bunu söylediğimde herkesin ağzından birer homurtu yayılmıştı. "Ula senda Karadeniz uşağisun he?" Efe'ye dönerek gülümsedim. "Yani, sayılır. Çok fazla köye gitmezdik. O yüzden fazla haşır neşir değilim ama tam Orduluyum." Açıklama yaparak "anne ve baba tarafım Ordulu".
"Yaşun nedu?" Meryem salladığım dizimin üzerine elini koydu. Sahi ne zamandır sallıyordum dizimi? Farketmemiştim bile...
"Evladum?" Hızla başımı çevirdim. "Şey..." gülümsedi. "Kaç yaşinasun?" Mahçup bir şekilde başımı eğip kaldırdım. "Yirmi sekiz" hafif bir homurtuyla başını salladı. Onlara odaklanmam lazımdı ama benim dikkatim hala Meryem'in elindeydi. Diğerlerinin görmesinden de mi endişelenmiyordu?
ŞİMDİ OKUDUĞUN
ER BAHTI ~yarı texting~)
Romantizm053*: heeerrr erinnn bahtııınaaa 053*: bir güzel düüüşeeeerrrr 053*: ben de senin bahtına düşebilir miyim? ____________________ Kartal Timi'nin bahtına düşen düşüyor. Bakalım başta Taha olmak üzere bahtlarında ne varmış bu uşaklarun? Kap Doğus çayin...
