"Meymenetsizim!" Diye bağıran bir yüz ifadesiyle Deniz'in bahsettiği adam içeri girdi.
"Hoş gediniz" dedim bir şey çaktırmadan. Gergin yüz hatlarıyla kafasını kaldırdı. "Ödemeyi ben yaparım. Arabaya git." Sesi oldukça net ve kesindi. Bir emir gibiydi. Deniz'e baktım. Gözlerime bakıyordu. Titreyen gözlerinin ardındaki endişeyi görebiliyordum. Neden bu kadar endişeliydi? Sanki bu endişe kendisi için değildi. Peki benim için miydi? Başkası için miydi? Gözbebeklerini titretecek kadar ney korkutuyordu onu?
Elimden merhemi çekip aldı ve arabaya doğru ilerledi. Kısa bir süre gidişini izledim. Ardından adama dönerek gülümsedim. "Kusura bakmayın. Deniz benim okuldan arkadaşımdı da. Onu görünce..." Kaşlarını çattı. "Okuldan?"
Hasss...
Yoksa kız hiç okula gitmemiş miydi? Bir anda aklıma gelen ilk şeyi söylemiştim! Mantıklı bile düşünememiştim ki! Zortlamış mıydım? Benimkisi bir sıçış hikayesine mi dönecekti? Oysa yardımcı olmak istemiştim...
"Bana hep arkadaşı olmadığını söylerdi." Ha? Haa?! Haaaaa?!!!! Tamam, tamam. Bu iyi bir haber mi? Yanii, en azından...
"Nakit ödeyeceğim." O an kafamda kocaman bir ampul yandı. Belki bir şekilde ona yardım edebilirdim. Yalandan üzülmüş gibi yaparak yüzümü buruşturdum. "Ah, üzgünüm. Kasanın anahtarını evde unutmuşum sanırım. Kartla ödeme yapsanız olmaz mı?" Tek kaşını kaldırdı. Biraz düşündü, bekledi. "Eviniz yakın mı?"
ŞAKA MİDUR?!
Gerçekten eve gidip gelmemi mi bekleyecekti?! Anlamış olabilir miydi yoksa? O kadar mı açık vermiştim? Öyle değilse, çok mu zekiydi bu adam?
"Maalesef değil. Zaten öğlene kadar çok müşterim olmuyor. Öğlen birinden getirmesini rica edeceğim." Saatime bir göz attım. "Malum öğlen vaktine de baya bir saat var." Sıkıntıyla ensesini kaşıdı.
Lütfen...
Lütfen...
Lütfen...
"Pekala" diyerek kartını uzattı. Yüzümdeki kocaman sırıtışla ödemeyi çektim. "Rıfat Yılmaz..." Kartta olan bakışlarını bana yöneltti. "Yakın mıydınız?"
Ne?
Hiç beklemediğim bir soru olduğundan biraz duraksadım. "Aslında... çok değildik. O biraz..." düşünür gibi yaptım. "Sessizdi." Başını sallamakla yetindi. Fişle beraber kartı geri uzattım. İkisini de işaret parmağı ile orta parmağının arasıyla aldı. Ardından gülümseyerek bana baktı. "Memnum oldum, hanımefendi."
Hanımefendi? Kusacağım galiba...
O çirkin sırıtmasıyla arkasını döndü ve kapıya doğru yöneldi. Kapıdan çıkmadan hemen önce başını hafif arkasına doğru çevirdi. "Burayı sık sık ziyaret etmeliyim galiba..." diyerek arabanın yanına gitti.
"Ağğhhh!"
İçimden gelen bir öfke patlamasıyla bağırıvermiştim. Şu an o adamı boğazlamak, hatta bitkisel hayata sokacak kadar zarar vermek istiyordum. Nasıl yapabildi? Nasıl dokundu gencecik kıza? Ya o yanık izleri? Sigara mıydı onlar? İçip içip vücudunda mı söndürmüştü? P*zevenk oğlu p*zevenk! Elim ayağım boşalmış sinirden tırnaklarımı avucumun içine geçirmiştim.
Kızmanın bir manası yoktu.
Eğer ona yardım edebilirsem bir manası olurdu. Öylece oturup kızmanın hiçbir faydası olmazdı. Kredi kartı bilgilerini bu yüzden almıştım. İşime yarayabileceğini, en azından adını öğrenebileceğimi ummuştum. Umduğum gibi de olmuştu.
Taha!
Taha'ya versem adamı bulabilir miydi? Onun yetkisi normal bir polisten daha fazla sonuçta değil mi? Kısa sürede çok şey öğrenebiliriz. Hem o adamı dövmekte bana epey yardımcı olurdu. Yüzümü saran tebessümle rafın yanına koyduğum sargı bezini aldım.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
ER BAHTI ~yarı texting~)
Romantizm053*: heeerrr erinnn bahtııınaaa 053*: bir güzel düüüşeeeerrrr 053*: ben de senin bahtına düşebilir miyim? ____________________ Kartal Timi'nin bahtına düşen düşüyor. Bakalım başta Taha olmak üzere bahtlarında ne varmış bu uşaklarun? Kap Doğus çayin...
