68

1.6K 116 332
                                        

İçeri giren silüetle bir süre bakıştı Aram. Leyla bu adamın kim olduğunu adı gibi biliyordu. Nasıl unuturdu ki? Nasıl unutabilirdi bir insan?

Hayır, bir insan değil. Bir çocuk!

Tiksinerek baktı adama. Gerçi adam demeye bin şahit isterdi. Bin şahit de gelse adam olamazdı bu mikrop. "Keşke." Dedi içinden. Keşke midesi bulansaydı da suratına kussaydı. Gerçi o bile geçirmezdi öfkesini. Sadece bu adama değildi çünkü bu öfke.

Annesine de öfkeliydi.

Eşinden başkasını arzulamak...

Tüylerini diken diken etti bu düşünce. Asla demeyi sevmezdi ama bu kaldıramayacağı ve affedemeyeceği nadir şeylerdendi. O an aklına bir düşünce daha düştü.

Aram...

Aram'la evli değildi. Sevgili değildi. Hatta onunla haberleşmiş bile değildi. Yine de beklemişti kendisini. Şehit olmadan önce geride bırakacağı nadir şeylerden birini kendisine bahşetmişti. Hemde en içten duygularıyla yapmıştı bunu. Saftı. Tekti. İçinde hile yoktu bu satırların. Oyunbozanlık, alavere-dalavere felan yoktu. Aşık ve netti.

Ne zaman hayranlıkla bakmaya başladığını bilmiyordu ama kendisini Aram'a içli içli bakarken yakaladı. Duygularını kenara koyarak Aram'a odaklandı.

Aram ifadesizdi. Öylece karşısında debelenen adama bakıyordu.

Bu muydu şimdi? Bu muydu daha ufakken baba diyerek peşinde dolaştığı kişi? Bu muydu örnek almaya çalışıp da kahramanı saydığı kişi? Bu muydu gururla adını taşıyacağını düşündüğü kişi? Bu muydu yani? Bu...

İçinde bu adamın DNA'larını taşıyordu birde. Bir anlığına kendisinden tiksindi ama hemen aklından atıverdi bu düşünceyi. Ne münasebetti? Yaptığı pislik bu adamaydı. Onunla hiçbir bağlantısı yoktu. Karakter meselesiydi. Salaklık edip de kendisine eziyet etmeyecekti.

"Bırakın." Dedi kollarından çekiştirenlere. "Konuşsun."

Adam kollarının boşa düşmesiyle dirseklerini ovaladı. Ardından birkaç adım öne çıktı. "Nasılsın evladım?! İyi misin?!" Aram kaşlarını çatarak baktı adama.

"Kimsiniz?"

Adam bu soru karşısında afalladı. Bunu beklemiyordu. "Burası bir hastahane. Buraya böyle girilmeyeceğini bilmeniz gerekirdi. Ne kadar geçerli mazeretiniz olursa olsun bunu yapmaya hakkınız yok." Sesi oldukça net ve sakindi. Öfkeli ya da sinirli denecek kadar sert değildi.

"Ne diyorsun oğlum? Benim, baban! Seni görmeye geldim evladım! Her şeyi telafi etmeye geldim." Bir uğultu koptu diğerlerinden. Feyza Hanım adamı kolundan tutarak çekiştirdi. "Alçak herif! Yüzsüz! Allah'ından bul! Ne demeye geldin buraya ha?!" Adam kolunu Feyza Hanım'dan kurtarmaya çalıştı. "Bırak be kadın!"

Ne demişti o? "İtin evladı..."

"Anneme dokunacak olursan-" Olduğu yerden kalkmaya çalıştı ama birkaç el kalkmasına engel oldu. "Bırak lan! Bırak!" Asaf babasının eline sertçe vurdu. Asaf vurmadan hemen önce Feyza Hanım'ın kolunu tutarak geri çekmişti. Böylece darbe sadece babasına gelmişti. "Kimsin lan sen?! Kimsin de karışıyorsun bize?!" Asaf içten yaşadığı ufak çaplı şoku aldırmadan annesinin bileğini sakince ovdu.

Babası kendisini tanımamıştı.

Açık olmak gerekirse Asaf'ın umrunda felan değildi. Şu an tek derdi Aram'ın bu 'baba' travmasını üzerinden atmasıydı. Bunu da annesi varken yapamazdı.

Feyza Hanım'ı kolundan tutarak geriye doğru çekti. Bir yandan da tatlı dille ikna etmeye çalışıyordu. Elbette sadece tatlı diliyle hemen ikna olmayacaktı. Yine de şansını denemeye karar verdi ve annesini koridora doğru yönlendirdi.

ER BAHTI ~yarı texting~)Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin