27

6.3K 337 69
                                        

"Sevgili kayınvalideciğim..." derin bir nefes aldı. Muhtemelen sakinleşmeye çalışıyordu. Ah kaynanalar... ah...

"Neymiş efendim? Yatak odasını kendisi dizecekmiş! Yahu sen mi yaşayacaksın orada? Hayır yani, diyorum ki 'Ozan'la beraber dizelim' yani hem onun gönlü olsun hem benim, yok! Nuh diyor peygamber demiyor anneciğim! Zaten geçen gün onun istediği elbiseyi almadım diye elbiseme demediğini bırakmadı! Herkes beğendi! Bi o beğenmedi! Gelinim ya ben! Gelin! Benim giyeceğim elbiseyi, benim seçmem gerekmez mi? Allah aşkına bir şeyler söyleyin ya! Çıldıracağım şimdi!"

"Güzelim önce bi sakin ol." Desem de oflamaya devam etti. "Görüntülü arayayım mı?" Diyerek aklıma gelen ilk fikri söyleyiverdim. "Ara kız! Yüzünüzü göreyim, güleyim azıcık." Süheyla görüntülü arama başlatmak için telefonu eline aldı. O sırada üstten gelen bir bildirime haddinden fazla olarak gülümsemişti. Gözlerimi kısarak yüzünü inceledim. Beni fark ettiğinde omuzlarını silkerek aramayı başlattı.

"Oyyyy! Güzellerim benim!" Sedef Firuze'nin üzerindeki elbiseyi daha yakından görebilmek için ekranın dibine kadar girdi. "Ohaaa!" Verdiği tepkiyle bizi de meraka düşürmüştü. Deniz, Sühü ve ben de telefonun dibine girmiştik. Hepimiz görebilmek için birbirimizi itiyorduk. "Noldu?" Dedi Firuze telaşla.

"Kızım taş gibisin, taş!" Sedef tam da içimizden geçeni söylemişti. Bunu mu beğenmemişti kaynanası? Yok, inanmazdım. Böyle güzel elbise beğenilmez mi yahu?! "Sakın bana bu elbise olduğunu söyleme..." diye çıkıştı Süheyla. Firuze gözlerini devirdi. Ardından başını onaylayarak salladı. "Aynen. Bunu beğenmedi. Ozan'ın seçtiğini söyleseydim eğer bayıla bayıla överdi kesin! Bir kerecik olsun benim zevkimi kabul etsin istedim. Onu da yapmadı ya!" Gülümsedim. Kayınvalidemin beni nasıl koruduğu aklıma geldi.

"Eee herkesin kayınvalide kaderi bir olmuyor tabii." Dedim gülerek. Normal biri olsa bu sözüme alınırdı ama onlar bunu art niyetle söylemediğimi biliyorlardı. "Uyh! Diyene bak hele! Gören de kaynanası şeker sanacak!" Cilveli bir gülümseme takındım. "Eee tabi şeker! Hamd olsun, adı üzerinde şeker gibi kadın! Pek sevdim kendisini."

Ha? Noldu? Neden hepsi bir garip...

Kızların hepsi dönüp bana baktılar. Firuze bile telefon ekranında donmuş bir vaziyette bana bakıyordu.

Ne oldu yahu? Ne dedim şimdi ben? Acaba yanlış mı anladılar beni?

Hepsi sırayla benimle bakıştı. Olay hint dizisine doğru gidiyordu. Birazdan arkaya müzik girse şaşırmazdım. O sırada sessizliği bozan Firuze oldu.

"Meryem! Ne kayınvalidesi? Ne diyorsun sen?!" Garipseyerek kızlara baktım. "E işte Taha'nın anne-" Tam o anda aklıma bir şey dank etti.

BEN KIZLARA TAHA'DAN BAHSETMEMİŞTİM!

Aslında bahsetmiştim ama bir arkadaşım diye bahsetmiştim. Olayın gerisini hiç anlatmamıştım.

ÇÜNKÜ DAHA OLAYLARIN ÇOK BAŞINDAYDIK! UYYYYYİ!

BU GÜN FUŞKİ ÜZERİNE FIŞKİ YİYRIM!

Kırdığım potla dudaklarımı büzdüm. Gel de açıkla şimdi...

"Az önceki asker... hani şu... AAĞĞĞĞĞĞĞĞ!"
Sedef'in çığlığıyla kulaklarım kısa süreli tadilata girmişti. Öyle bağrılır mı kardeşim?!
"Kulağıma s*çtın!" Diyerek kafasına vurdu Süheyla. Deniz uyarı mahiyetinde gözlerini açtı. "Ne konuştuk biz sizinle?!" Süheyla hiç tereddüt etmeden cebinden beş lira çıkarıp masanın üzerindeki kutuya attı. "Buna da küfür edilirdi ama!"

Kızların haline gülüyordum ki Firuze olayı dağıtmamıza izin vermedi. "Çabuk anlat! Çabuk anlat, bak bağa celiyler!" Ellerimi teslim olurcasına kaldırdım. "Tamam, tamam. Anlatacağım. En başından alacağım o yüzden iyi dinleyi-" Sedef az öncekine benzer bir çığlık daha attı. Bu sefer ben kafasına vurdum. "Bağırma ula!" Baş parmağı ile arkasını işaret etti. "Akif sana yenge dedi!" Eliyle başına vurdu. "Ona o kadar odaklanmıştım ki sana yenge dediğini farketmedim! ŞAKA Mİİİİİİİİ?!" Gözlerimi devirdim. "Şaka miduuurr?!" Diğer kızlar olaydan bi haberdiler. "Akif de Taha'nın arkadaşı." Firuze iki elini yanlara doğru salladı. "Ne oluyor burada ya?! Evlenen benim arkadaşlar! Siz ne ara buldunuz bu uşakları ya?!"

...

Taha'dan

Sinirle kapıyı iterek içeri girdim. Benim ardımdam Akif, Ahmet ve Kutay da girmişti. "Hay anasını avradını..." diyerek önüne gelen ilk şeye, sandalyeye tekme atan Akif'in sakince omuzuna dokundum. "Faydası yok. Devlet malına zarar verme Akif."

'Hadi oradan!' Der gibi elini salladı. Daha sonra tekme attığı sandalyeyi kaldırarak sinirle üzerine oturdu. "Adamlar resmen ta*ak geçiyor bizimle!" Diye çıkıştı Kutay. "Konuştuk, hallettik. Olmadı CİMER'e yazarız. Başka resmi işlemlere başvururuz. Ne bileyim..." Bir sandalye de ben çekip oturdum. Başımı iki elimin arasına alarak saçlarımı karıştırdım. Konuşmak için başımı kaldırdığımda Ahmet ve Kutay'ın hala oturmadığını gördüm. "Oğlum oturun. Ne diye ayakta bekliyorsunuz?" Birer sandalye de onlar çekip oturdu. "Ya işte nefret ediyorum böyle insanlardan! Vatan uğruna burada canımızla savaşıyoruz! Adamlar mevki, rütbe, ödül peşinde! Ulan faydan dokunmadığı sürece o ödülü alsan ne olacak? Şere*siz herif!" Duraksadı. "Herifler!" Diyerek ekleme yaptı Akif.

Haklıydı.

Bunun savunulabilecek hiçbir yanı yoktu. Hoş, o itleri savunacak da değilim zaten!

'Güm'

Kapıya çarpan bir şeyin sesiyle inledi oda. Ardından kavga ederek iki kişi içeri girdi. "Oğlum, adam maşrapaya sı*mış diyorum! Maşrapa a*ına koyayım!" Yirmi küsür yaşlarındaki iki gençti bunlar. Konuşmanın hengamesinden bizi içeri girdikten bir süre sonra farketmişlerdi. Biri benimle göz göze geldi. Hemen elini şakağına dayadı ve duruşunu dikleştirdi.

"Asker!" Diye bağırdım. "Kendini tanıt asker!" Kaşlarını çatarak duvara baktı. "Acemi birlik Tuğkan Taş! Emredersiniz komutanım!" Diğeri de peşine durdu. "Acemi birlik Akın Uyuz! Emredersiniz komutanım!" Elimle oturmalarını işaret ettim. "Oturun bakayım şuraya. Ne işiniz var sizin burada? Neden buraya acemi birlikten birileri gönderildi?" Adının Tuğkan olduğunu söyleyen çocuk gergince diz kapaklarını tuttu. "Komutanım..." göz ucuyla arkadaşını kesti. Akın diye kendini tanıtan çocuk 'hayır' anlamında kaşlarını kaldırdı. Akif çocuğun bakışlarını görünce ensesine bir tane yapıştırdı. "Oğlum bırak konuşsun!" Akın refleks olarak ensesini ileri doğru eğdi.

"Anlat Tuğkan."

"Ya komutanım... Bizim taburda bir Yüzbaşı mıydı? Binbaşı mıydı? Bilmiyorum. Bi adam var. Herif manyağın teki komutanım!" Ahmet çocuğun kafasına sertçe vurdu. "Lan! Üstlerin hakkında doğru konuş!" Elimle durmasını işaret ettim. "Konuş bakayım, konuş." Şüpheli bakışlarla yüzümü süzdü. "Beni sağ bıracak mısınız komutanım?" Güldüm. "Bırakacağım, bırakacağım. Anlat bakayım sen." Gülümseyerek girdi konuya. "Komutanım, dedim ya: herif manyak! Bizim koğuşta sabah içtimasına geç kalan bi çocuk vardı. Çocuğu çıkarttı koğuşa geri, kıyafetlerini çıkarttırıp yatırdı ranzaya. Bir dakikan var dedi! Giyin! An*sını satayım! Bir dakika komutanım, bir!" Normalde olsa üslubu hakkında uyarırdım ama olaya o kadar kaptırmıştı ki Tuğkan'ı bozmak istemedim.

"Çocuk pantolonun bir bacağını giydi, öteki kaldı. Üstünün kolunu giydi, göğsü açık. O halde indirdi mi aşağı! Tüm gün öyle gezdirdi çocuğu! Çocuk donla beş kilometre koştu komutanım! Bide çıkmasın diye uğraşıyor garibim! Güneşin altında hepimizden fazla karardı! Çocuğun bir bacağı siyahi bir bacağı süt beyazı komutanım! Başkasına anlatsan inanmaz ellam! Adamın eline düşen s*çıyor resmen!" Hep bir ağızdan kahkaha attık. Bu yöntemi iyi biliyorduk. Bu askeriyenin acemiler için en aşağılayıcı ceza yöntemlerinden biriydi.

"Onu geç de, siz neden buradasınız onu söyle." Akın kararsızca başını kaşıdı. "Ya komutanım... biz bu herifi şikayet ettik. Hemde CİMER'e..."

ER BAHTI ~yarı texting~)Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin