Gülümsedim. "Bacın söylemedi mi? Sözlüm o benim."
Başından aşağı kaynar sular dökülmüştü. Gözlerindeki şaşkınlık bu yalana değerdi. Vazgeçerdi artık değil mi? Sözlü bir kadına da göz dikmezdi herhalde...
"Ne sözlüsü? Kiminle?! Ne zaman?!" İşaret parmağını yüzüme doğru salladı. "Meryem! Aylardır yüz yüze bakıyoruz! Kesin haberim olurdu sözlenseydin. İmkanı yok!" Sıkıntıyla nefes verdim. "Neye istiyorsan ona inan." Onunla aynı şekilde işaret parmağımı yüzüne yaklaştırdım. "Ama!" Dedim sert bir ses tonuyla. "Eğer sözlüm hakkında tek bir kötü söz yayarsan ve ben bunu duyarsam... sana bu memleketi dar ederim Harun!" Kaşlarımı çattım. "Duydun mu beni?!" Daha fazla konuşmanın bir manası yoktu ama nedense son kez lafımı esirgemek istemedim.
Arkamı dönüp kapıya dokundum. "Ha ille de merak ediyorsan diye söyleyeyim. Adı Taha!" Cevabını beklemeden içeri bir adım atmıştım ki annemin bağırışları tüm konağı inletti. "Ula Azer!" Geliyordu işte... bombanın ta kendisi geliyordu. Her konuda sessiz olan kadın, kavgalı olduğu aileye kök söktürmeye geliyordu. Yılların suskunluğunu atmak için adımlar sayıyordu.
________
Meryem: Taha
İletildi 23:34
Meryem: ah komutan
Meryem: neler oldu bir bilsen
Meryem: gerçi sen şimdi oralarda nelerle
boğuşuyorsundur
Meryem: anlatacaklarımla canını sıkmayayım
Meryem: haber et he geldiğinde
Meryem: merakta bırakma beni
İletildi 23:05
_________
Taha'dan
Hava kararmış, güneşin eserlerini çoktan yutmuştu. Gece olmasına da az kalmıştı. Dağdaki yerimizi çoktan almış, sıcak temasa her an girebilecek vaziyetteydik. Henüz yemek yememiştik ve haber gelmesini bekliyorduk.
Kayaların arasından başımı kaldırıp gökyüzüne baktım. Şehre göre gökyüzü daha açıktı. Hoş, buralarda gökyüzü hep net ve açıktı.
Hafif bir rüzgar çarptı yüzüme. "Kimi düşünüyorsun devrem?" Akif'e doğru döndürdüm başımı. "Düşünecek kimim var ki devrem?" Hafifçe dudakları kıvrıldı. Sırıtıyordu eşek! "Belli mi olur? Belki anne-babanı düşünüyorsundur." Başımı geri semaya çevirdim.
"Hee öyleli."
Koluma vurarak tepkisini belli etti. "Sen ne sandın devrem? Yengeyi sormak ne haddime!" Latife yapıyordu ama zamansız yapıyordu hıyar! Ensesine vurmaya çalışarak elimi kaldırdım. "Ulan eşek! Yengen mi var sanki? Şu taşlarla mı cilveleşeceğim?!" Bir şeyler çakmıştı. Farkındaydım ama şimdilik erkendi. "Geçen gece telefonda gülerken gördüm seni. Bizim keçi Taha'ya neler olmuş dedim! El kızına mı varacaksın gomtaaaann?!" Sitem dolu bir sesle "sensin lan keçi!" deyiverdim. Diğer cümlesine bir şey demeyip sırıtmakla yetinmiştim. Anlamıştı. Anlamasında da sorun yoktu gerçi. Yine de erkenden havaya girmemek lazımdı.
Telsizden gelen cızırtılarla kendimize geldik. Az önce sırıtan dudaklarımız şimdi mühürlenmiş gibi dümdüzdü. Teröristlerin yeri tam olarak belirlenemediğinden biraz daha bekleyecektik. Keşif yapanların vereceği ilk talimatla harekete geçip işlerini bitirmeyi düşünüyorduk.
Aradan bi on dakika kadar geçmişti. Ses seda yoktu. Ara sıra birbirimizi telsizle yokluyorduk. Gözüm aşağıdan geçen bir ışığa takıldı. Akif'in koluna vurarak aşağıyı işaret ettim. "Devrem..." başını hızla çevirdi ama ışık gitmişti. "Bir şey göremedim devrem." Olduğu yerde hafifçe kıpırdandı. "Gördüğüne eminsen kontrol edelim." Tereddütte kalmıştım. Yerimizi terk edemezdik ama bu ihtimali de kaçıramazdık. Omuzundan tuttum. "Ben gidip bakarım. Sen ayrılma." İnmek için yaptığım hamleyi durdurdu. "Oğlum saçmalama! Hemen bakıp geliriz. Tek göndermem seni." Tamam, endişeleniyordu ama burada olmazdı. Şu durumda konu ikimiz değildik. Tüm timin güvenliği söz konusuydu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
ER BAHTI ~yarı texting~)
Romantizm053*: heeerrr erinnn bahtııınaaa 053*: bir güzel düüüşeeeerrrr 053*: ben de senin bahtına düşebilir miyim? ____________________ Kartal Timi'nin bahtına düşen düşüyor. Bakalım başta Taha olmak üzere bahtlarında ne varmış bu uşaklarun? Kap Doğus çayin...
