52,5
"Eee? Şimdi biz gideceğiz de sen kalacak mısın?!"
Akif önündeki zeytin tabağından bir tane zeytin attı ağzına.
"Olmaz komutanım! Ben almam başkasından emir felan!"
Ahmet çayını yudumlarken Kutay da karpuz tabağından bir dilim atıverdi ağzına.
"Evet komutanım! Ayrı-"
Kutay ağzındaki lokmayı çiğnemeyi durdurdu. Şöyle bir karpuz tabağına baktı. Kaldırdı başını masadakilere baktı. Masadakiler sözünü yarıda kesip donakalan Kutay'a ne olduğunu anlamak için baktılar.
"Ne oldu?"
Kutay yüzünü hafif ekşiterek lokmasını yuttu. "Bu karpuzu kim kesti?" Deniz içten dudağını ısırarak baktı Kutay'a. Kendisi kesmişti. Ne olmuştu ki? Şekli mi kötüydü? Ne alakaydı canım?! Şekli kötü olsa bile yüzünü ekşitmezdi Kutay. Tereddütle başını ileri uzattı.
"Ben... kestim"
Kutay buruşturduğu yüzünü hemen eski haline getirdi. Nasıl konuşsaydı da anlatsaydı acaba? Biraz durdu, düşündü. O sırada herkes Kutay'a bakıyordu.
"Sorun mu var? Ne oldu?"
Kutay çatalını sakince masaya koydu. "Mutfaktaki büyük, siyah bıçağı mı kullandın?" Deniz ne demek istediğini anlamadı. Evet, onu kullanmıştı ama ne alakaydı şu an? Ayrıca nasıl bilmişti bunu?
"Evet ama..."
Kutay Deniz'in yanlış anlamaması için gülümsedi. "Ben sabah o bıçakla sarımsak doğramıştım da..." Deniz cümleler arasındaki bağlantıyı tam kurmak üzereydi ki Kutay açıkladı. "Karpuza da sarımsak tadı geçmiş. Aslında benim hatam bıçağı orada bırakıp gitmiştim."
Deniz telaşla ne diyeceğini bilemedi.
"Şey... ben özür dilerim. Öyle tezgahta duruyordu. Temiz gibi gözüküyordu. O yüzden kullandım." Deniz tabağı eline alarak mutfağa gitmeye yeltendi. Neden yıkamazdı ki bıçağı kullanmadan önce?! Kutay da gitmesin diye tabağın öteki ucundan tutuverdi.
"Yok, yok! O kadar bariz gelmiyor zaten. Böyle yeriz biz. Uğraşma bir daha." Deniz bir kere daha ısrar edecekti ki Ahmet araya girdi.
"Niye sarımsaklı karpuz yiyelim ki Kutaycığım? Kalk, yenisini mi kesiyorsun karpuzların ne yapıyorsan artık... Kıza yaptıracak değilsin herhalde? Yıkasaydın bıçağı."
Kutay eli havada tabağı tutar halde Ahmet'e döndü. Dişlerinin arasından tehditvari bir ses tonuyla uyardı. "Sen yemeğini yesene herif beyciğim... Ağzın boş kalmış senin. Doldur... yemekle..."
Ahmet sırıtarak önündeki ekmek parçasını ağzına attı. Bu sırada Deniz hala ayakta, Kutay'ın tabağı bırakmasını bekliyordu.
"Ben hallederim o zaman. Otur sen."
Deniz'in elinden çekmeye çalıştı tabağı. "Yok, olmaz öyle şey. Ben de kullanmadan önce yıkayabilirdim sonuçta. Bırak sen. Zor bir şey değil zaten. Keser getiririm şimdi."
Kutay derin bir nefes alıp verdi. Zahmet etmesin istiyordu. Neden hala ısrar ediyordu peki? Yardım etmek istiyordu ve Deniz bunu kabul etmeliydi. İlla kendisi yapacak diye bir şey yoktu ya. Bazen de başkası yapardı. Ayrıca altı üstü karpuz kesecekti!
Karpuz ekmeyeceklerdi ya!
"Dediğim gibi zahmet etme sen." Deniz tabağı kendine doğru çekiştirdi. Bi inatçılığı tutmuştu nedense. Masadakiler olayın yavaştan nezaketin dışına çıkmaya başladığını farkediyorlardı.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
ER BAHTI ~yarı texting~)
Romantizm053*: heeerrr erinnn bahtııınaaa 053*: bir güzel düüüşeeeerrrr 053*: ben de senin bahtına düşebilir miyim? ____________________ Kartal Timi'nin bahtına düşen düşüyor. Bakalım başta Taha olmak üzere bahtlarında ne varmış bu uşaklarun? Kap Doğus çayin...
